Mustafa Kemal Atatürk, 16 Ağustos 1931’de Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Katibi Tevfik Bıyıklıoğlu’na yazdığı mektupta “Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir” diyordu. Mustafa Kemal bu mektubu bizzat kendi emriyle üretilen ve türlü zırvalardan oluşan Türk Tarih Tezinin baş gündem olduğu bir dönemde yazmıştı. M. Kemal, yeni bir ulus yaratmak ve bunun için de bir tarih yazmak istiyordu. Ama o da farkındaydı ki onun absürdlüklerini destekleyecek tarihsel kanıtlar yoktu. Bu yüzden de tarih yapmak veya tarihi kendi amacına göre yeniden yazmak gerektiğini emrediyordu. Mektubunda şöyle diyordu:
“Her şeyden evvel kendinizin dikkat ve itina ile seçeceğiniz vesikalara dayanınız. Bu vesikalar üzerinde yapacağınız tedkiklerde her şeyden ve herkesten evvel kendi insiyatifinizi ve milli süzgecinizi kullanınız.” (Beşikçi 1986:5)
Mustafa Kemal bu sözleriyle açıkça gerektiğinde tarihsel belgelerin ve verilerin tarif edilmesini ve amaca uygun olarak yeniden düzenlenmesini emrediyordu. O dönemlerde Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi için düzenlenen toplantılarda ve yazılan kitap ve makalelerde yapılan da buydu. Dünyadaki tüm medeniyetlerin Türklerden türediği veya tüm dillerin kaynağının Türkçe olduğu şeklindeki ırkçı safsatalar için elbette bilimsel kanıtlar veya tarihsel dayanaklar yoktu, ama zaten ihtiyaç da duymuyorlardı; önemli olan ortaya atılmış olan görüştü; varsa şayet bu görüşü destekleyecek veriler el üstünde tutuldu, ki hiç de yoktu, yoksa da çok da önemsenmedi doğrusu…
Ayrıyeten bu ırkçı görüşlerin desteklenmesi için, şayet kanıt yoksa, bunun yaratılması da zor olmayacaktı; dil ve tarih konferanslarına katılan koca unvanlı kişilerin zaten bir misyonu da Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisine kanıtlar yaratmaktı, daha doğrusu uydurmaktı. Mesela Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Genel Katibi Dr. Reşit Galip, ille de kanıt arayanlar için Birinci Türk Tarih Kongresinde Türklüğünü ileri sürdüğü Etilerin (yani Hititlerin) “burnu yukarı bükülmüş kunduraları”ndan delil diye söz etmişti (Beşikçi 1986:47). Alın size kanıt, daha ne olsun! Elbette Kürtlerin Türk olduğuna dair ileri sürülen iddialar da bir o kadar acayipti.
Mustafa Kemal tarafından bir süre sonra Milli Eğitim Bakanlığı görevine de atanan Reşit Galip ve onun arkadaşları, bu pespayeliklerle elbette kimseyi ikna edemezlerdi; bırakın dünyayı, örneğin Velidi Togan, Rıza Nur, Nihal Atsız gibi pek çok ırkçı Türkçü bile ileri sürülen görüşleri tutarsız buldu, eleştirdi, kayda değer bulmadı. Doğrusu, onların muhalefeti herkesin Türk yapılmasınaydı; zira bu ırkçılara göre herkesin olamayacağı kadar Türklük üstün bir ırktı! Ama nihayetinde bu ırkçıların da farkında olduğu üzere herkes Türk değildi. Bu tür itirazların çok da bir anlamı yoktu Mustafa Kemal ve kendisinin adına besmele çekerek ırkçılık yapan profesörler için; önemli olan şuydu: Tarih yazmak!
Bu noktada bir örnek vermek isterim. Murat Belge, Türk Tarih Tezinin dayanaklarını incelerken, İttihat Terakki Cemiyeti’nin 5 Ocak 1911’de Selanik’te yaptığı ve Türkçü-Turancı görüşlerinin netleştirildiği konferansa ve bu konferansa dair yazıların 27 Nisan 1912’de Genç Kalemler dergisinde yayımlandığına dikkat çeker. Bu yazılardan biri de, “manevi yurt” mefhumunu açıklamaya girişen Mehmed Ali Tevfik’e ait. Tevfik, “her Türkün en mukaddes vazifesi”nin manevi vatan “mefhumunun evvela halk [‘yaratma’], sonra neşir [yayma] ve tamimine çalışmak olmalıdır” diyordu. Bu “kutsal vazife” yerine getirilirken, “meşru bir takım yalanlar”ın görmezden gelinmesini ve hatta bunlara başvurulmasını isteyen Tevfik’in bu yazısı, 1932’te Birinci Türk Tarih Kongresinde Yusuf Akçura tarafından hatırlatılmıştı. Bu yazıyı referans alan Akçura’ya göre de, örneğin Türk Tarih Kurumu tarafında yazılan kitaplardaki “teferruata ait hatalar olabilir; fakat kitapların istihdaf ettiği gaye ve o gayeye bizi götüren anahat doğrudur.”
Bu ibretlik örnekten hareketle Murat Belge haklı olarak şöyle yazıyor:
“Bu cümlelerin bilimsellikle, ‘doğru’ arayışıyla zerre kadar ilişkisi olmadığını görmek güç değil. Böylece Mehmed Ali Tevfik’in milliyetçi bir toplum yetiştirmek üzere yalan-tarih yazma önerisinin Yusuf Akçura’dan geçerek Türkiye Cumhuriyeti ‘Milli Eğitim’inin aslî parçası haline geldiğini görüyoruz.” (Belge 2011:666-667-668)
Bu gerçek, yıllar sonra Mustafa Kemal’in sadık gazetecilerinden olan ve hatta 1950’lerin sonlarında Qimil adlı Kürtçe bir metin yazdığı için Musa Anter’in kellesinin koparılmasını isteyen Falih Rıfkı Atay tarafından da dile getirilmişti (Anter 1991:142). Atay, şöyle yazmıştı:
“… Atatürk’ün dil ve tarih davalarına sarılışının ve mirasını Dil ve Tarih kurumlarına bırakışının sebebini hemen görüyorsunuz. Türk’ü kendi şahsiyetine, ve şark-İslam dünyası dışında bir medeni topluluk yaratabileceğine inandırmak için diline ve tarihine inandırmak lazımdı. Atatürk kendi milletini aşağılık duygusundan kurtarmak için, dilci ve tarihçilerin zaman zaman, en mübalağalı iddialarını dahi benimsemekten kaçınmamıştır.” (Beşikçi 1986:179)
Mustafa Kemal’in emriyle başlayan yalan tarih yazma mevzusu, tastamam Eric Hobsbawm’ın teorisini kanıtlıyor. Hobsbawm, epey zaman önce, milletlerin devletleri ve milliyetçiliği yaratmadığını, doğrusunun bunun tersi olduğunu söylemişti.
Açıkçası Türkiye’de resmi tarih anlayışı hala da böyle, yani bir millet yaratmak adına üretilen yalan tarih yazma geleneği dur durak bilmeden devam ediyor, üstelik bugünün iletişim ve yayın teknolojisinin sunduğu çok daha fazla araç ve imkanlarla… Ama aynı teknolojik imkanlar yalanların kolayca ifşa edilmesine de olanaklar tanıyor. Mesela bugünün yapay zeka uygulamaları…
***
Son birkaç yıldır yapay zeka uygulamaları epey popüler ve öyle görünüyor ki çok daha fazla yaygınlaşacak ve hayatın her alanına nüfuz edecekler. Bunlardan biri de X’in (eski adıyla Twitter’ın) yapay zeka uygulaması olan Grok.
Grok kısa sürede X veya Twitter kullanıcıları arasında popüler hale geldi. Açıkçası kendisine yöneltilen her soruya mümkün olduğunca verili ve objektif yanıtlar verebiliyor. Şöyle de diyebilirim: Mesela birkaç yıl önce, hele de internetin olmadığı zamanlarda günlerce, haftalarca oturup onlarca kitap okumanız, araştırma yapmanız gereken konular hakkında saniyeler içinde size derli toplu bilgiler sunabiliyor. Sonuçta yapay zekâ uygulamaları milyarlarca veriyi kısa sürede işleme ve sunma özelliğine sahip. Bu başlı başına bir devrim ve hakikaten de herkesin bilgiye ulaşabilme imkanı hiç olmadığı kadar kolay hale geldi. Tabi bu arada manipülasyon vesaire hususlarda ortaya atılan çekincelerin veya bu tür uygulamaların tek yönlü bilgileri empoze ettiğine dair kuşkuların ve iddiaların var olduğunu da söylemeliyim. Neyse, derdim yapay zekâ uygulamalarla ilgili bu tür tartışmalara girmek değil veya yapay zekâya dair teknik bilgiler vesaire paylaşmak da değil. Bu yazıda X’in veya Twitter’ın yapay zeka uygulaması olan Grok’un Kürt ve Türk kullanıcılar arasında kısa sürede ulaştığı popülariteyi ve bunun önemli bir nedenini ele alacağım.
Grok’a aklınıza gelebilecek her konuda sorular sorabilir ve yanıtlar alabilirsiniz. Ama son zamanlarda Kürt ve Türk kullanıcılar arasında epey popüler hale gelmesinin nedeni oldukça siyasi konular. Şöyle: Yüzyıldır Türkiye’de var olan Kürt meselesi, Türk meselesi vesaire Grok uygulamaya girdiğinden beri onun da gündemi oldu. Grok böylece Kürt ve Türk milliyetçilerinin adeta yeni kapışma veya hesaplaşma platformu haline gelmiş durumda.
En çok da Türk ırkçılarının Kürtler konusunda sorduğu sorulara verdiği oldukça tutarlı, objektif ve doğru yanıtlarla Grok gündeme oturdu. Zira Grok’u etiketleyerek Emniyet Müdürlüğüne, İçişleri Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığına falan şikayet edenler var, hızını alamayıp Grok’un Kandil’de PKK tarafından programlandığını iddia edenler de oldu; yine Grok’un Kürtçü bir algoritmayla yönetildiğini, amacının Türkiye’yi bölmek olduğunu savunanlar, yazanlar vesaire cabası… Bu arada Grok’un sansasyonel siyasi eforu sadece Kürt meselesiyle de sınırlı değil. Son zamanlarda Grok’un Mustafa Kemal ve Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki küfürlü yanıtları da epey gündem oldu ve nihayetinde Türk savcıları soruşturma açtı, böylece Grok dünyada soruşturmaya uğrayan ilk yapay zekâ uygulaması oldu. Tabi bu durumda kimin yapay zekâ olduğu da insanın aklına geliyor; ya da epey beğeni toplayan bir twitte yazıldığı gibi, yapay zekâ Türkiye’deki geri zekâyı basbayağı alt etmiş durumda ya da Türkiye’deki zekâ durumunun ne kadar içler acısı olduğunu bu kez Grok sayesinde, yapay zeka vesilesiyle görmüş olduk. Hakikaten vaziyet içler acısı…
Ama bir de şöyle bir şey var: Grok’un Kürtlere dair verdiği objektif yanıtlara gösterilen Türkçü ırkçı tepkiler, şikayetler vesaire aslında inşa edilmiş, üretilmiş ve bu haliyle yapay olan bir aklın ürünüdür. Bir başka ifadeyle burada Grok’un karşılaştığı muamele, hiç de yeni olmayan, yüzyıllık Türk ırkçılığının ezber reflekslerinden ibarettir. Zira onlara göre Kürt yoktur, varsa da bu topraklarda Türklerden daha eski olamazlar veya bir millet olamazlar, haliyle hakları da olamaz, hakları için verdikleri mücadele de dış güçlerin işidir, terörizmdir falan filan… İşte Grok bu yüzyıllık ezberi bozuyor, gayet makul cevaplar verebiliyor, kendiniz de Twitter’da bu konularda sorular sorup yanıtlar alabilirsiniz ve göreceksiniz ki gerçeklere dayalı cevaplar veriyor Grok. Ezberi bozulan Türk ırkçıları bu yüzden asabileşiyor, kabullenemiyor ve tek bildikleri şeyi yapıyorlar, yani devletin gücüne sığınıp şikayet etmek… Aslında ellerinden gelse tümden imha edecekler, hatta bunu istiyorlar da, ama işte şimdilik en fazla mahkemelere başvurup sansürlenmesini isteyebiliyorlar. Bu da en iyi bildikleri şeylerden biri. Kürtler konusunda bunu yüzyıldır yapıyorlar. Bu vesileyle size İslam Ansiklopedisinin ve Anti-Kürdoloji gerçeğinin hikayesini anlatmak isterim. Biraz gerilere, internetin, yapay zekânın olmadığı zamanlara gideceğiz ve göreceğiz ki bugünkü düşük zekâ ta o zamanların eseri…
***
Musa Anter’e göre, “Kürt kökenli” olan ve fakat canhıraş savunduğu Türklük için Kürtlere her türlü eziyeti yapan kişilerden biri de general Cemal Gürsel’di. Gürsel 27 Mayıs 1960’da darbe yapmış, dönemin başbakanı Adnan Menderes ve iki bakanı astırmış ve Türk devletini Mustafa Kemal’in istediği doğrultuya yeniden kavuşturmak istemişti. Gürsel’in bu amacını gerçekleştirmek için epey mesai harcadığı konulardan biri de Kürt meselesiydi. Aslında Kürt politikası itibarıyla Menderes’ten pek farkı yoktu; ama Gürsel, Menderes’in mesela idamlık Kürt listesini veya 49’lar davasını falan yetersiz bulmuştu ve daha fazlasını istiyordu. Bu yüzden darbeden birkaç gün sonra Gürsel, 485 civarında Kürdü toplayıp Sivas Kabakyazı kampına getirmişti ve aylarca süren eziyetin ardından bunlardan 55’ini Batı illerinde sürgüne ve hapse mahkum etmişti. Yine mesela genel af ilan etmesine rağmen Gürsel, Menderes’in hapse tıktığı meşhur 49’lar davası sanıklarını affetmemişti, onlara zulmetmeye devam etmişti. Bütün bu konuları başka podcast ve yazılarda detaylı anlattığım için özetle geçiyorum, bu vesileyle bunları okumanızı veya dinlemenizi önereyim.
27 Mayıs darbesi sonrasında gittiği Diyarbakır’da “Size Kürt diyenin yüzüne tükürün” diyecek kadar Kürtlerden nefret eden Gürsel’in bir de Kürt Raporu vardı. Raporda Gürsel’in üslubu esas alınmış ve bu yüzden Kürtlerden söz edilirken, “kendini Kürt sananlar” deniyordu ve bunlara karşı alınması gereken pek çok tedbir sıralanıyordu. Ama aslında hiçbiri yeni değildi, 1925’te yürürlüğe konan Şark Islahat Planından beri yazılan onlarca rapordaki tedbirler ve politikalar yeniden gündeme getiriliyordu. İşte zekâ meselesi! Birazcık akıl olsa, neden başarılı olamadıklarını ve her defasında neden aynı pilavı ısıtıp durduklarını sorgularlardı, ama zekâ olsa tabi!
Gürsel’in raporunda bir madde ise, dönemin önemli kaynaklarından olan İslâm Ansiklopedisi hakkındaydı, şöyle deniyordu:
“İslam Ansiklopedisi, Rus alim ve politikacı Minovski’nin tarafgirane bir surette, kendini Kürt sananların kökenini İranî olduğunu iddia eden yazısını alarak, kendilerini Kürt sananlar kısmında neşretmekle, Lozan’da delegelere kabul ettirilen kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olduğu ve kökenlerinin Turanî olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında münakaşayı mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hata, derhal tashih edilmelidir.” (Yayman 2011:185)
Gürsel’in hazırlattığı raporda böyle deniyordu ve sadece bu bir paragrafta bile bolca yalan ya da maddi hata var. Başka podcast ve yazılarda detaylı şekilde anlattığım gibi, mesela Lozan’da Kürtler Türk’tür demişlerdi (bizzat “Kürt kökenli” İsmet İnönü demişti), ama kimseye bu yalanı kabul ettirdikleri falan yoktu. Aksine İngiliz heyetinin başında bulunan Lord Curzon İnönü’nün bu iddiasıyla dalga bile geçmişti. Yine bahsedilen Rus alimin ismi Minovski değil, Minorsky’dir ve 20. yüzyılın önemli Kürdologlarından biridir, ama adamın adını dahi doğru yazamayacak kadar basiretsizler.
Darbecilerin raporunda sözü edilen, İslam Ansiklopedisindeki Vladimir Minorsky’nin Kürtler başlıklı makalesidir. Makale söz konusu dönemde ansiklopedinin Türkçe edisyonunda şerh konularak yayımlanmıştı. Anlaşıldığı üzere ansiklopedinin Kürt sicili de aslında hiç temiz değildi. Mesela “Ansiklopedide Kürt kimliği söz konusu olduğunda ‘sanılan, karanlık, ihtimal dahilinde’ gibi ifadelerle tartışılırken, aynı şey Türklük, Araplık, Farslık için yapılmıyor.” (Atala 2023)
Darbeci Cemal Gürsel, gerçekte kendisiyle benzer zekâya sahip ansiklopediyi beğenmemişti, mutlak sansür istiyordu ve bu yüzden Minorsky’nin “tashih” edilmesi şarttı! Anladın mı sevgili Grok; aradan 60 küsur yıl geçmiş ama Türkiye’deki zekâ bu işte!
Tabi Gürsel Minorsky’nin tashih edilmesiyle yetinmemişti, bir şey daha yaptı. 27 Mayıs darbesi sonrasında, darbecilerin bahsettiğim raporunda ifade edildiği şekliyle bir enstitü kuruldu ve bu enstitü bünyesinde peşi sıra Kürtlerin Türk olduğuna dair kitaplar vesaire yayımlanmaya başlandı. Kürt araştırmacı Malmîsanij’a göre, 1923’ten 1960’lara kadar Kürtlere dair Türk devletinin onayladığı yaklaşık on kadar kitap yayımlanmıştı. Kürtlerin Türk olmadığını ifade ettiği için, yani Grok’un bugün yaptığını daha 1960’larda yaptığı için 17 küsur yıl hapis yatan İsmail Beşikçi’ye göre ise falsifikasyon nitelikli resmi kitapların sayısı çok daha fazlaydı. 1960’daki darbeden sonra ise safsata kitaplarda adeta patlama oldu. Akademisyen Nevzat Anuk’a göre, darbecilerin kurduğu enstitü toplamda 200’den fazla kitap yayımladı ve 1984 yılı itibarıyla yayımlanmış 84 kitaptan 31’i direkt veya dolaylı olarak Kürtlerle, yani Kürtlerin Türk olduğunu sözüm ona ispatlamakla ilgiliydi. Elbette bu tür zırvalar 1990’larda da vardı, günümüzde de var. İletişim ve yayın teknolojisi çeşitlendikçe bu zırvaların alanı da genişledi; sinema, dizi sektörü vs de cabası… X’te bile her gün bunları görmek mümkün.
Kuşkusuz bütün bunlar münferit değildir, aksine Türk devletinin resmi siyasetinin ürünüdür. Malmîsanij, Türkiye’nin Kürt inkârına dair bu çabasını Anti-Kürdoloji ile açıklıyor, şöyle:
“Anti-Kürdoloji derken, Kürtlerle ilgili gerçeklerin çarpıtılması ve gerçeğin ortaya çıkmaması için yapılan çalışmaları kastediyorum. Bu çalışmaların hareket noktası, Kürtlerin bir millet, dillerinin ise bir dil sayılamayacağı, aksine Türk oldukları fakat Türkçeyi unuttukları biçiminde özetlenebilecek resmî tarih tezidir.” (Malmîsanîj 2011:65)
Malmîsanij’in sarih şekilde izah ettiği Anti-Kürdoloji çalışmaları ve siyaseti bugün de var. Bununla birlikte elbette bugün Kürtlerin varlığı eskisi gibi pervasızca inkâr edilmiyor, daha doğrusu edenler var, ama resmi siyasetteki karşılığının eskisi gibi olduğu söylenemez. Bugün daha ziyade Kürtlerin varlığının kabul edildiği ve fakat bu kez düşman olarak algılandığı bir durumdan söz etmek daha doğru olacaktır. Bu noktada sosyal medya mecraları epey kullanışlı; her gün Kürtlere nefret kusan yüzlerce paylaşıma rastlamak mümkün. Grok’un başına gelenler bu yüzden malumun ilanı ve de tarihsel bir hikâye…
Podcast Yayınları
Grok Savaşları: https://www.youtube.com/watch?v=r2MXAoLlhg8
Lozan Antlaşması ve Gerçekler: https://youtu.be/BgBn1Z0Aw6c?feature=shared
Devlet Başkanı Generalin Yalanları: https://youtu.be/1zhoBkNq9Do?feature=shared
27 Mayıs Darbesi ve “Kendini Kürt Sananlar”: https://youtu.be/wEMf_gO-6mg?feature=shared
49’lar Davası: https://youtu.be/darTJRHx4mo?feature=shared
Kaynakça
Anuk, Nevzat (2015). Bir Türkleştirme Aygıtı: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. İstanbul: Kürt Tarihi, Sayı: 19
Atala, Abdullah (2023). 33 Yılda 44 Cilt ve Ansiklopedide Kaybolan Kürtler. https://serbestiyet.com/featured/33-yilda-44-cilt-ve-ansiklopedide-kaybolan-kurtler-139501/
Belge, Murat (2011). Militarist Modernleşme. İstanbul: İletişim Yayınları
Beşikçi, İsmail (1986). Türk Tarih Tezi ve Kürt Sorunu. Stockholm: Dengê Komal
Malmîsanij, M. (2011). Anti-Kürdolojiden Kürdolojiye Giden Yol ve İsmail Beşikçi. İsmail Beşikçi içinde. (Der: Barış Ünlü-Ozan Değer). İstanbul: İletişim Yayınları
Yayman, Hüseyin (2011). Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası. İstanbul: Doğan Yayınları









