Nuri Fırat: Suriye’de ya Kürt çözümü ya da daha fazla kaos!

Yazarlar

Türkiye’nin Colani ile kurguladığı senaryo şimdiye kadar Alevilere ve Dürzilere katliam olarak döndü, Kürtlerin de benzer bir durumu yaşaması elbette olası. Zaten Colani Şam’da iktidarı ele geçirdikten sonraki en az üç ay boyunca Türkiye de Rojava’yı düşürmek için elinden geleni yapmıştı ve nihayetinde bu amacından vazgeçmiş değil. Buna karşın Kürtlerin kolay lokma olmadığını söylemek lazım, bunu en iyi Türkiye biliyor…

Suriye’de “One State – One Nation” Tutmaz:  Ya Kürt Çözümü Ya Da Daha Fazla Kaos!

İsrail – İran savaşı dolayısıyla bir süreliğine ilginin azaldığı Suriye, son dönemdeki sıcak gelişmelerle yeniden esas gündem olmaya başladı. Heyet-i Tahriri Şam’ın (HTŞ) Esad devrildikten sonra iktidarı ele geçirmesiyle birlikte ortaya çıkan ve hala tartışılmaya devam edilen bir gündem var: Yeni Suriye nasıl olacak?

HTŞ ve lideri Colani açısından bakılırsa, bu sorunun cevabı açıkçası en başından beri belliydi. Nihayetinde HTŞ, IŞİD ve El Kaide’den arta kalan bir terörist organizasyondu ve lideri Colani de zaten bir zamanlar IŞİD’in lideri Bağdadi’nin yanında yer almış ve onun adına Irak ile Suriye’de sayısız suç işlemişti; bütün bunlar kayıtlarda mevcut, hatta Şam’a oturduktan sonra arkasını dayadığı Türkiye’nin kayıtlarında bile var. Tek amaçları IŞİD’in yapmaya çalıştığı gibi İslamcı bir devlet kurmak ve esas aldıkları yol ise cihadizm. Bu uğurda kendilerinden olmayanlara kesinlikle nefes aldırmamakta kararlılar, bunu hem on yıl kadar kontrol ettikleri İdlib’de yaptılar hem de Şam’ı ele geçirdikleri sekiz aydan beri yapıyorlar ve yapmaya devam ediyorlar. Kısacası Colani ve cihadist örgütünün yeni Suriye ile ilgili ne yapmaya çalıştığı belli. 

Ama bir devleti yönetme iddiasında olunca, Colani’nin daha önce mensubu olduğu IŞİD – NUSRA gibi cihadist örgütlerin hal ve hareketlerinden birazcık da olsa uzaklaşması gerekiyordu; en azından takkiye diye bir şey var ve bunun ne olduğunu ise en iyi Colani’nin arkasını dayadığı Türkiye’deki AKP iktidarı ve başındaki Erdoğan biliyor. “Gömlek değiştirme” uzmanı Erdoğan sayesinde olacak ki Colani de kravat taktı, sakal kısalttı, ılımlı tavırlar sergilemeye başladı. Beri yandan kuşkusuz sahada cihadist terör tüm hızıyla devam ediyordu, hala da devam ediyor. 

Manipülasyon önemliydi ve ılımlılık işi Türkiye ve bazı Arap ülkeleri üzerinden dünyaya pazarlandı. Zor olmadı da aslında; kısa sürede Colani’nin elini sıkmaya, onu davet etmeye hazır epey lider ve ülke de ortaya çıktı. En son ise Colani Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerinin isteğiyle ve tabi ki Türkiye’nin yoğun ricasıyla Trump’la da el sıkıştı. Ardından Trump ABD’nin terör listesinde bulunan Colani’ye bir şans vermekten söz etti; öyle de yaptı, listeyi iptal etti, Suriye’ye yönelik ambargoyu kaldırdı, Colani’nin halinden anlayan bir de elçi yolladı, Lübnan kökenli Tom Barracak… Bu arada Akdeniz sahillerinde Alevilerin katledilmesi de açıkçası Kürtler ile Alevi toplumu dışında pek kimsenin gündemi olmadı. Öbür yandan Colani Kürt lider Mazlum Abdi ile de apar topar bir mutabakat metni imzaladı, bir bakıma kendince Alevi katliamından dolayı gelebilecek tepkileri bir nebze de olsa savuşturmak istemişti. Ayrıyeten İsrail de İran ile meşgul idi. Böylece Colani’nin meşruiyet sorunu büyük oranda hal olmuş gibiydi, hamisi Türkiye için de işler gayet iyi görünüyordu, artık kolları sıvayıp yeni Suriye’yi istedikleri gibi şekillendirmek için harekete geçme zamanıydı. 

İşte bu şartlarda Dürzilerin vatanı Suweyda’ya yönelik Colani’nin HTŞ’si büyük bir saldırı dalgası başlattı. Colani’nin cihadistleri Suweyda’da katliam yapmaya başlayınca devreye İsrail girdi, Şam’ı vurdu, Colani’nin genelkurmay binası dahil kritik yerleri yerle bir etti. Colani geri çekildi, İsrail ile ateşkes yapıldığı duyuruldu. Ama Colani arkasını dayadığı Türkiye’nin aklıyla yeni bir saldırı dalgası daha başlattı. Colani katliamdan dolayı gelen tepkiler üzerine ve en çok da İsrail’den çekindiği için cihadistlerini bu kez Arap Aşiretleri adıyla sahaya sürdü. Güya Colani’ye bağlı resmi birimler değil de, çöldeki Bedevi Arap Aşiretleri İsrail’e ve Suriye’den ayrılmak isteyen İsrail’in himayesindeki Dürzilere duydukları öfkeden dolayı saldırı başlatmışlardı. Ama işin esası gayet açıktı: Ortada Arap Aşiretleri falan yoktu, saldıran güçlerin önemli bir kısmı bizzat Colani’ye bağlı cihadistler ve bizzat Türkiye’ye bağlı olan Özgür Suriye Ordusu militanlarıydı, bir kısmı da bunlarla ortak hareket eden IŞİD militanlarıydı.

Elbette bazı Arap aşiretleri de işin içindeydi, ki bu işin rengini değiştirmiyor, zira bu aşiretler zaten öteden beri IŞİD’in zemin bulabildiği yapılardı. Mesela IŞİD Musul’u ve Rakka’yı ele geçirmeden önce zaten bu aşiretler içinde örgütlenmişti ve esas önemli yerel gücünü ve kaynağını bunlardan almıştı, daha sonra yabancı militanlarla daha da güçlenmişti. Suweyda’da ortaya çıkan görüntü de bunu bir kez daha teyit etti ve aynı şekilde sözüm ona ılımlı olmaya karar vermiş Colani’nin IŞİD’le olan bağlarını da bir kez daha görmüş olduk. Nitekim binden fazla insanı öldüren, Suweyda’da kaz ve tavuk dahil her şeyi çalıp talan gerçekleştiren bu barbarlara Colani kahraman diye teşekkür de etti. 

Bu tablo Suriye’de esasında yeni bir şeylerin olmadığını gösteriyor; hala barbarlık mı, insan onuruna yakışan ve herkesin hak ve hukukunu eşit derecede esas alan bir sistem mi hakim olacak mevzusu geçerliliğini koruyor. Diktatör Esad’ın devrilmesi ve bir başka diktatör olan Colani’nin iktidar koltuğuna oturmasıyla ilk raund barbarlık lehine sonuçlanmış gibiydi. Ama iş bitmiş değil ve Colani ve hamileri de bunu gayet iyi biliyor. Şimdi daha esaslı bakacak olursak mevzunun Suriye’nin geleceğinin nasıl şekillenebileceğine dair daha kapsamlı bir savaşla ilgili olduğunu görebiliyoruz. Şöyle… 

Esad devrildikten ve IŞİD – El Kaide artığı HTŞ lideri Colani iktidar koltuğuna oturduktan sonra Suriye’nin geleceği hakkında net iki hesap belirmeye başladı. Birinin mimarı Türkiye ve ortakları iken, diğeri İsrail’e ait. 

Türkiye on yıl boyunca Colani ve cihadistlerini İdlib’de besledi, haliyle Şam düşünce de en mutlusu Türkiye oldu. Hesap basitti: Besleme cihadistler eliyle Suriye arka bahçe yapılacak, bu arada da “Kürt pürüzü” de ortadan kaldırıldı mı, alın size güllük bahçe! Ama o kadar kolay değil ve hesaplar çarşıya çok da uymadı.

Türkiye üç ay civarında Kürtlere saldırdı, ama Tişrin Barajını geçemedi. Kürtlerle bu kez Colani üzerinden hesaplaşmayı denedi. Bu arada İmralı’da devam eden süreci de fırsata çevirmek istedi. Hesap yine basitti: İmralı’da görüşüp PKK gibi SDG’yi de silahsızlandırmak ve hatta dağıtmak, Kürtleri kısmi kültürel haklarla Suriye’ye bağlamak, böylece Rojava’yı haritadan silmek… Öbür yandan da Colani’ye uluslararası meşruiyet kazandırmak, özellikle de Kürtlerin ABD – Batı ortaklığını bitirmek… Bir de Katar başta olmak üzere Arap ülkelerini de Colani planına dahil etmek… 

Türkiye’nin son altı yedi aylık planı böyle. Buna göre, Türkiye gibi tekçi üniter yapı Suriye’de de olacak; aslında sadece Esad’ın yerine Colani gelmiş olacaktı, tabi cihadist sosla… Colani ve sırtını dayadığı Türkiye bu planın başarısı için şimdiye dek ellerinden geleni yaptılar, bahsettiğim gibi mesela Colani’nin makul kabul edilebilmesi ve uluslararası ilişkiler kurabilmesi gibi bir kısım başlıkta mesafe de aldılar, önemli bir kısmında ise sıkıntıları var. 

Birincisi; Kürtler ve İmralı’daki “süreç” hesapları tutmadı. Kürtler Tişrin’de kabiliyetlerini ortaya koydu, Öcalan ise kendisini lider kabul eden Rojava direnişçilerine destek veriyor; bırakın SDG’nin feshedilmesini, aksine Öcalan daha güçlü bir SDG istiyor. Rojava yönetimi ve Öcalan federasyon veya benzer bir ademi merkeziyetçi yönetim konusunda netler ve ısrarcılar; elbette bunun için başta Türkiye olmak üzere ilgili muhataplarla müzakere de ediyorlar. 

Burada eli boş dönen Türkiye ise esasında Trump’ın gelmesiyle bütün umudunu ona bağladı. Araplar vasıtasıyla Colani’yi Trump’la buluşturdular. Ardından ambargo da kalktı. Colani artık kabul edilen bir aktör haline gelmişti. Son olarak da Trump Lübnan kökenli Tom Barrack’ı Türkiye’ye elçi, Suriye içinse özel elçi olarak atadı. Hal böyle olunca, Türkiye’nin “Colani Planı” tıkır tıkır işliyor gibiydi. Nitekim Barrack da Colani’yi ABD kurucu lideri Washington ile kıyasladı, Kürtlere Şam yolunu dikte etmeye başladı, Erdoğan gibi “tek millet, tek devlet” vesaire demeye başladı. Kim yalandan ölmüş ki, yeter ki yeşil dolarlar cebe insin, alan memnun, veren daha da memnun!

Türkiye ve Colani’si Barrack’la o kadar uçtular ki, planlarını tamamen hayata geçirmek için hiç zaman kaybetmek istemediler. Alevilerden sonra Dürzileri yola getirmenin zamanıydı. Sonra sıra Kürtlere gelecekti. Bu arada İmralı’daki “süreç” de zaman kazanma hesabına heba edilecekti. Ama öyle olmuyor. 

Colani görünen o ki, Barrack’la fazla uçmuş ve Suriye’de esas muhataplarını unutmuştu ve de ABD siyasetinin Barrack’tan ibaret olmadığını… Mesela daha bir süre önce ABD’nin SDG için ayırdığı bütçenin, çölde başlatılan ortak operasyonun vesairenin ne anlama geldiğini anlamadı, daha doğrusu anlamak istememiş gibi görünüyor. 

Öbür yandan sahada Colani’nin esas muhatabı İsrail ve İsrail’e rağmen Suriye’nin geleceği şekillenmeyecek. Şam düştükten hemen sonra İsrail başlattığı ağır bombardımanlarla bu gerçeği hatırlatıp duruyor. Colani İsrail’e karşı çıkamazdı, Türkiye de öyle… Colani Trump kredisiyle İsrail ile anlaşacağını sanıyordu. Ama İsrail ile anlaşmak demek, geleceğin nasıl şekilleneceğine İsrail’in istediği şekilde razı olmak demektir. Bir yandan Türkiye ile birlikte Esad’dan kalma tekçi Arap devlet sistemini dayatıp öbür yandan İsrail ile anlaşmaya çalışmak en fazla basit bakkal hesabı olur. Oysa İsrail’in Suriye için öngördüğü gelecek stratejisi çok farklı. 

İsrail, Esad ve İran’dan temizlediği Suriye’de Hamas ve Hizbullah’tan beter olan cihadistlerin her istediklerini yapabilecekleri güçlü bir devlet istemiyor. Bu, Colani’nin kravatından çok çok fazlası demektir. İsrail mümkün mertebe kontrol edilebilir yeni bir Suriye istiyor. Kontrol edilebilir bir Suriye ise en azından gücün merkezde, hele de cihadist iktidarda toplanmasına karşı olmayı gerektirir. İsrail için bunun birkaç yolu var. Mesela Dürzi ve Kürt bölgelerinin federasyonu, İsrail’in yerleştiği yerlerde kalıcı olması, hava sahasının kontrolü vesaire… 

Haliyle Colani cihadist teröristlerini bu kez Dürzilere saldırtınca yine karşısında İsrail’i buldu. Burada esaslı bir durum var ve “Yok İsrail Dürzileri sattı, yok satmadı, yok bilmem ne oldu” türündeki aceleci yorumlar ise ancak konuyu saptırır. Mesele şu: İsrail stratejik davranıyor ve bu strateji Türkiye’nin dayattığı ile çatışan nitelikte. Haliyle rüşvetçi Barrack’ın ne dediği aslında çok da önemli olmuyor, ki Suweyda’daki katliam ve İsrail’in Şam’ı bombalaması ardından kıvırmaya başladı, hatta daha önce övdüğü Colani hükümetini katliamlardan sorumlu tuttu, hatta bu tür katliamların devam etmesi halinde Colani’nin koltuğunu kaybedebileceğini bile söyledi, ayrıca SDG komutanı Mazlum Abdi ile görüştü vesaire…. 

İsrail’in Dürzileri kollayan ve esasında kendi stratejik hedefleri için varlığını hissettiren sahaya dönüşü ilk etapta Colani ve hamisi Türkiye’yi epey sarstı, hatta panikletti. Colani bir yandan taraftarlarının gazını almak mahiyetinden İsrail’i suçlayan açıklamalar yapsa da, esasında İsrail ile karşı karşıya gelmek gibi bir niyetinin olmadığını bulabildiği her elçi vasıtasıyla bildirmeye çalıştı. Anlaşılan İsrail’in ikna olacağı yok. Zira Colani ile hamisi Türkiye’nin gerçek gündemini İsrail de biliyor. Nitekim Colani ve hamisi Türkiye, İsrail’in Şam’ı bombalaması ardından karşılık verdiler; bunu ellerindeki tek koz olan terör kartıyla yaptılar, IŞİD dahil bulabildikleri bütün cihadist militanları sahaya sürdüler. Böylece Türkiye Suriye’deki siyasetini terör kozu üzerine kurduğunu bir kez daha dünyaya göstermiş oldu.

Ayrıca Türkiye Colani’nin kendilerinden savunma ve terörle mücadele konusunda işbirliği talebinde bulunduğunu duyurdu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise, Suriye’de otonomi veya ayrılıkçı gündemlerde ısrar edenlerin karşılarında Türkiye’yi bulacağını ve müdahale edeceklerini söyledi. Bu gelişmeler, her şeyden önce Türkiye ile Colani’nin İsrail’e karşı yeniden konum alması demek, ama yeni olmayan ve başından beri ısrar ettikleri klasik bir konum bu. İkincisi ise, Türkiye en çok da Kürtlere mesaj veriyor, ki burada da yeni bir şey yok, her zaman tekrarlandığı üzere Kürtlerin sadece Colani’ye itaat etmesi isteniyor. Ama bu iki durum, Suriye’de hem Türkiye ile İsrail arasında hem de Türkiye ile Kürtler arasında gerilimin devam edeceğini, bununla doğrudan bağlantılı olan Türkiye’deki çözüm sürecinin de çökebileceğini ve dolayısıyla çatışma ihtimalinin var olduğunu gösteriyor.  

Öbür yandan Suweyda’daki katliam, çatışan stratejiler, ileri sürülen kozlar ve devam eden gerilim şunu da bir kez daha net şekilde ortaya koydu: HTŞ’nin liderliğindeki Suriye’de hiçbir zaman demokrasi olmayacak, insan haklarına ve azınlıkların varlığına saygılı bir düzen kurulmayacak, cihadist terörizmin cirit attığı bir barbarlık hali sürüp gidecek. 

Bir diğer husus ise şöyle: En son Trump’ın açılımlarıyla Colani’ye açılan kredinin de tükenmeye başladığı söylenebilir. Mesele şu: Colani bir yandan Türkiye ve Katar ile birlikte cihadist Suriye’yi inşa etmeye ve bu uğurda katliamlar yapmaya devam ederken, öbür yandan İsrail’i, Kürtleri, Dürzileri ve hatta ona kredi açan ABD ile Batılı ortaklarını karşısına almayı göze alabilecek mi? Günün sonunda Colani’nin Türkiye ile İsrail’in kurguladığı gelecek stratejileri arasında bir tercih yapmak zorunda kalacağını söylemek mümkün, tercihi geleceğini belirleyecek ve fakat geçmişine ve bugününe bakılırsa cihadist huyundan vazgeçmeyeceği de ortada, yani gelecek onun için çok daha sıkıntılı görünüyor. 

Peki, bütün bu olup bitenler karşısında ABD’nin tutumu ne olacak? Açıkçası net bir yanıt vermek zor. Trump bir süre önce Colani’ye bir şans verirken, öbür yandan farklı hesaplar dolayısıyla karşı karşıya gelmiş olan iki müttefiğini, Türkiye ile İsrail’i ortak bir çözümde buluşturabileceğini de düşünmüştü. Bu durumda makul adam ilan edilen Colani, hem Türkiye’nin yanında durmaya devam edebilecekti hem de İsrail ile anlaşabilecekti. Bunun için de muhtemelen düşünülen çözüm, bir süre önce Trump’ın Türkiye ve Suriye’ye elçi olarak atadığı Tom Barrack’ın söylediklerinden ibaretti: Yani Suriye’de tek devlet, tek millet, tek ordu! Barrack, bu siyasetini Mazlum Abdi ve Colani ile Şam’da yaptığı görüşmede dayatmıştı ve fakat Kürtlerin restiyle karşılaştı.

Böylece bu siyaset ilkin burada başarısız oldu, ardından Barrack’ın bu çıkışından cesaret alan Colani ve Türkiye’nin Suweyda’da katliam yapmasıyla epey çökmüş durumda, özellikle de İsrail’in bizzat Barrack’ın ifade ettiği siyasete karşı sahaya bombardımanla inmesiyle… Daha sonra Barrack bir kez daha Mazlum Abdi ile görüştü, İsrail’in neyi amaçladığını duyurdu ve muhtemelen yeni bir siyaset kurgulamaları gerektiği ortaya çıktı. Daha da önemlisi Barrack’ın, Mazlum Abdi’nin, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ve HTŞ’li yetkililerin katılacağı önemli bir toplantının Paris’te planlandığı aktarılıyor. Buradan önemli sonuçların ortaya çıkması da bekleniyor. 

Bu tür gelişmelerden hareketle ABD’nin tutumu nasıl netleşebilir? Açıkçası yanıt şimdilik belirsiz. Türkiye ve Colani’si Barrack’ın “tek devlet, tek millet, tek ordu” görüşünü dayatmaya devam edecekler, ama buna karşı şimdi daha güçlü bir cephe var, İsrail bizzat sahada, Kürtlerin eli biraz daha güçlü. Bu durumda ABD’nin nasıl bir revizyona gideceğini söylemek zor, ama en azından şu husus biraz daha netleşti gibi: Barrack’ın tekçi siyaseti katliam ve yeni bir şiddet dalgasıyla, üstelik IŞİD’i yeniden sahneye çağırarak çökmüş durumda.

Ve son bir husus: Türkiye’nin Colani ile kurguladığı senaryo şimdiye kadar Alevilere ve Dürzilere katliam olarak döndü, Kürtlerin de benzer bir durumu yaşaması elbette olası. Zaten Colani Şam’da iktidarı ele geçirdikten sonraki en az üç ay boyunca Türkiye de Rojava’yı düşürmek için elinden geleni yapmıştı ve nihayetinde bu amacından vazgeçmiş değil. Buna karşın Kürtlerin kolay lokma olmadığını söylemek lazım, bunu en iyi Türkiye biliyor, üç ayın ardından Tişrin barajından dönmek zorunda kalması bunun bir örneği. Kürtlerin sadece askeri ve organizasyonel yetenekleri güçlü değil, aynı zamanda güçlü ittifakları da var, Mazlum Abdi ve Rojava yönetimi hiç olmadığı kadar diplomatik çabalarını arttırmış durumda, ayrıca Dürzi katliamı ile birlikte gerçek yüzü ortaya çıkan HTŞ’ye karşı Kürtlerin eli biraz daha güçlü. En önemlisi ise, bütün farklılıkların adil temsil edilebileceği, hak ve özgürlüklerini savunabileceği, can ve mal güvenliklerini koruyabilecekleri, kendilerini idari ve siyasi olarak özgürce ifade edebilecekleri çözüm modelini Kürtler haricinde teklif eden yok ve bu açıdan Kürt çözümü mevcut durumda Suriye’nin kaostan çıkışının tek yolu gibi görünüyor. Aksi çözümler, en çok da cihadistlerin Türkiye ile birlikte dayattıkları kaosu derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. 

Dikkat çekilmesi gereken bir nokta da şu: İsrail’in Suriye’deki hesabı Kürtlerin de, Dürzilerin de işine yarıyor. Mevcut durumda Kürtler İsrail ile ortak hareket etmiyor, sadece örtüşen hesaplar var ve mesela Türkiye ile HTŞ’nin kendilerine yönelik olası saldırısı karşısında bir ortaklık söz konusu olursa bu da şaşırtıcı olmayacaktır veya neden olmasın! Ama halihazırda hem İmralı’da devam eden süreç hem de Şam ile Rojava yönetimi arasında devam eden görüşmeler vasıtasıyla Kürtler Türkiye ve Colani’ye çözüm elini uzatmış durumda. Dolayısıyla tercih yapması gereken Kürtler değil, Colani ve hamisi Türkiye. Ve bu oldukça zor bir süreç demek… 

Podcast Yayını İçin

https://www.youtube.com/watch?v=fvoYYWGelYA 

 

İlginizi Çekebilir

Hakan Tahmaz: Her türlü dışlamaya son veren bir rejim mümkün mü?
Bakırköy mitingi sonrasında TİP’e operasyon

Öne Çıkanlar