Bugün daha çayın demi oturmadan önüme bir haber düştü: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, süreci anlatmak için sahaya iniyor.”
Bilal sahaya iniyor madem sormak gerekir; süreç ile ilgili Bilal’in bildiği, halkın bilmediği ne var?
Evde babası ile misafirlerinin konuştuğu şeylerden mi biliyor… Hani evde büyükler konuşur, çocuk odada TV izler… Bilal’in sürece dair bilgisi onlardan duyduklarından ibaret olabilir.
Bence halk konuya ne kadar vakıfsa… Bilal de o kadar. Fazlası yok, eksiği çok. Hatta öyle eksiği var ki, insan “Acaba süreci anlatmaya değil, süreci dinlemeye mi inecek?” diye iki arada bir derede kalıyor.
Aslında olması gereken şudur: Bilal millete süreci anlatacağına, millet toplansın Bilal’e süreci anlatsın.
Sosyal Sorumluluk Projesi olarak bu çalışmaya ‘Bilal’e anlatır, gibi anlatıyoruz’ adını koyarız.
Bir minder, bir çay, bir de simit…
“Gel Bilalcim, otur hele… Süreç nereden başladı, nereye vardı, nerede takılır; sana usulünce anlatalım” deriz.
Gerisi Bilal’in anlamasına kalmış tabii.
Baskın Oran’dan, Ali Bayramoğlu’ndan, Cengiz Çandar’dan, Kadir İnanır’dan, Şanar Yurdatapan’dan, geldiğimiz duruma bak. Süreci anlatmak Bilal’e kaldı.
Belki Devlet Bahçeli de içinden “Sal Bilali, Al Hilali” demiştir, kim bilir… Bu memlekette ciddiyetle-Ciddiyetsizlik aynı sofrada oturuyor. Biri kaşığı tutarken, öteki tabak değiştiriyor.
50 yılda bir barışa bu kadar yaklaşmışken…
İş midir şimdi bu!
İlla Cumhurbaşkanı’nın oğlu bu süreçten istifade edecek diye bir kanun mu var? Bir şeyden de eksik kalın!
Neyse ki, Allah’tan, komisyon gidip Bilal’i dinlemedi!
Yine de diyelim… Madem sahaya indi, kendi kalesine gol atmasın yeter.
O yüzden Heval… Bilal ister sahaya insin, ister kenarda ısınsın; oyunun kaderini belirleyecek olan hâlâ aynıdır: Bu ülkenin aklı, sabrı ve barış isteği.
Müsterih olalım. Kim ne yaparsa yapsın, neticede son düdüğü halk çalacak!
/habercaldiran.com/









