Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi parti olarak değil; aynı zamanda Türkiye’nin yüz yıllık tarihinin en önemli partisi olarak kritik bir eşiğe geldi. Son günlerde yaşanan gelişmeler, bu partinin sadece bir kongre ya da koltuk mücadelesi olmadığını, çok daha derin ve tarihsel bir kırılma noktasının içinde olduğunu gösteriyor.
Bugün CHP içinde iki ayrı anlayışın çatıştığı açık. Bir yanda 1930’ların devletçi, elitist, tepeden inmeci geleneğini temsil eden; İnönü ve Baykal çizgisinin devamı sayılabilecek, dar laik-ulusalcı çevreye hitap eden eski kadrolar bulunuyor.
Diğer yanda ise, başında Özgür Özel’in bulunduğu; toplumun farklı kesimlerine açılmayı hedefleyen, Kürtleri kapsayan ve bugüne kadar sağ partilere mahkûm edilmiş Anadolu halkıyla daha sahici bir ilişki kurmaya çalışan yeni bir anlayış var. Bu açılım, 50 yıl aradan sonra CHP’yi yüzde 37 oy oranıyla Türkiye’nin birinci partisi yaptı.
CHP’de yaşanan kavganın özünde şu soru yatmaktadır: CHP, kendi içine kapalı bir “elitler kulübü” olarak mı kalacak, yoksa Türkiye’nin tüm halklarını ve inançlarını kucaklayan, gerçek bir halk partisine mi dönüşecek?
Bu noktada dikkat çekilmesi gereken önemli bir ayrıntı daha var: Partinin eski yapısında konumlanmış bazı isimlerin, yalnızca ideolojik kaygılarla değil, aynı zamanda devlet içindeki güç odaklarıyla—örneğin ‘Ergenekon’ kalıntılarıyla—dirsek temasını sürdürdüklerine dair güçlü işaretler mevcut. Bu yapıların değişime karşı direnç göstermesi, sadece politik bir tercih ile açıklanamaz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun içine girdiği anlaşılması güç tutumlar, ancak bu ilişkilerin sonucu olarak değerlendirilir.
Parti içinde 1930’ların konservativ Kemalist alışkanlıkları ile ‘Değişim şart’ diyenlerin mücadelesi süren değişim sancılarına yol açmaktadır.
Bu sancılar ne bir kongreyle ne de bir MYK değişimiyle dinecek gibi görünmemektedir. Çünkü bu, bir ruhun değişim sürecidir. CHP ya gerçekten tüm Türkiye’ye hitap eden, kapsayıcı ve halklarla birlikte demokratik bir siyasal hat inşa edecekki son yerel seçimlerde bunun mümkün olduğu görülmüştürya da yeniden sahil kentlerine sıkışmış, içe kapanmış, “biz biliriz” diyen o kibirli üsluba geri dönecektir. AKP’nin iktidarının devamı için CHP’de ihtiyacı olan da budur.
Bir yanda partiyi hâlâ 1930’ların tepeden inmeci, devletçi ve halktan kopuk kodlarıyla tanımlayan; Ankara ve sahil kentlerinde sıkışmış, seçkinci, ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’tan öteye geçemeyen endişeli Kemalistler, İzmirli laik ablalar vardır. Kimi zaman Ergenekonvari güç odaklarıyla dolaylı işbirlikleri, kimi zaman medya manipülasyonları, kimi zaman da parti içi operasyonlarla bu değişim engellenmeye çalışılmaktadır. Bunların başını Kemal Kılıçdaroğlu çekmektedir. Genel Başkanlığı sırasında CHP içindeki statükocularla mücadele ettiği söylenen Kılıçdaroğlu’nun şimdi ise yeniden genel başkan olabilmek için bu güçlerle anlaştığı aşikâr.
Diğer yanda ise partiyi halkla buluşturmaya, Anadolu ile bağ kurmaya çalışan daha demokrat bir çizgi var. Bu ikinci yolu en somut biçimde temsil eden isimler Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’dir.
Özel ve İmamoğlu’nun siyaseti, sadece seçim kazanmakla sınırlı değildir. Onların ortaya koyduğu vizyon, CHP’nin “kendi içine konuşan bir parti” olmaktan çıkıp, Türkiye’nin tüm renklerine hitap edebilen, CHP’nin kendi içinde propagandasından sıyrılan ve merkeze oturan bir kitle partisine dönüşmesini hedeflemektedir. Son seçimlerde elde edilen başarı, bu yaklaşımın toplumda karşılık bulduğunu göstermektedir.
Ancak tam da bu noktada, CHP’nin içindeki statükocu yapılar devreye girmektedir. Çoğunlukla geçmişin iktidar alışkanlıklarını terk edemeyen, siyaset yapmayı dar kliklerin gücüyle sınırlı gören gruplar, bu değişimden rahatsızdır. Bu rahatsızlığın en bariz sonucu ise, partiyi yeniden “eski düzenin” kontrolüne sokma çabalarıdır. Kimi zaman Ergenekonvari güç odaklarıyla dolaylı işbirlikleri, kimi zaman medya manipülasyonları, kimi zaman da parti içi operasyonlarla bu değişim engellenmektedir. Bunların öncülüğünü de Kemal Kılıçdaroğlu yapmaktadır.
Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun mücadele ettiği işte bu yapısal CHP’dir. Dolayısıyla CHP’nin krizi siyasi değil, yapısaldır. O, sadece bir rakip değil, aynı zamanda bu yapılar için bir tehdittir; çünkü onların temsil ettiği ideolojik ve örgütsel biçimi doğrudan sorgulamaktadır. Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun da bu yapılarla uyumlu tavırlar sergilemesi, tesadüf değildir; CHP’de değişim isteyenlere yönelik kapsamlı bir operasyondur.
Özel ve İmamoğlu, bir nevi CHP’nin DNA’sı ile mücadele etmek zorundadır. Kürt sorununda gelinen aşama ve mevcut CHP yönetiminin gösterdiği pozitif tutum, CHP’deki ulusalcı blokun sinir uçlarıyla oynuyor.
AKP, değişen, tüm Türkiye’ye açılan CHP’yi yenemez; ama ulusalcı, Kemalist, İzmir’in dışına çıkamayan CHP’yi önümüzdeki on seçim daha yenebilir.
Bugün Erdoğan’a “Karşınızda hangi CHP’yi görmek istersiniz?” diye sorsanız, yüzde 99, statükocu CHP cevabı alırsınız. Bütün Türkiye’ye hitap eden bir CHP, AKP’nin işine gelmez ve bunun olmaması için de her şeyi yaparlar. AKP son kalesi olan özellikle İç Anadolu’yu CHP’ye kaptırmak istemiyor. Anadolu’da yaşanan değişim, sadece bir seçim yenilgi olmaz, böyle bir yenilgi siyasal islamcılar için tarihsel ve dönüşü olmayan bir mağlubiyet olacaktır.
Dolayısıyla burada iktidarın tercihi söz konusudur. CHP’nin değişimi en çok AKP’yi zorlamaktadır. CHP’nin ‘Anadolu irfanını’ keşfetmesi, AKP’yi rahatsız etmekte ve çeşitli yollarla CHP’nin Anadolu açılımına operasyon yapılıyor. Anadolu açılımının liderliğini üstlenen Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan saldırılar, onun kişiliğinden çok temsil ettiği bu değişim arzusuna yöneliktir.
Ya yine sahil kasabalarına çekilmiş, seçim gecesi Twitter’dan suskunluk içinde olan o eski CHP’ye geri dönecekler; ya da o yüzde 20’leri aşamadıkları günlere dönüp kalacaklar; ya da son seçimde yüzde 37 oy alarak ilk defa Türkiye Partisi olmaya başlayan CHP olarak yola devam edecekler. Kürt sorununda gelinen nokta CHP’yi ya daha ileri götürecek ya da bulunduğun noktadan çok daha geriye götürecek. Bu tamamen CHP yönetiminin göstereceği iradeye bağlı.
Bugün CHP’nin önündeki tercih şudur: Ya halkla beraber demokratik bir siyaset inşa edecek, ya da halktan kopuk eski kadroların kibriyle bir kez daha kaybedecektir. Türkiye’nin değişen sosyolojisini kavrayamayan, hâlâ kendi ideolojik hapishanesinde siyaset yapan anlayışla bir yere varılması mümkün değildir.
Tercih CHP’lilerin…








