Oktay Candemir: Komisyon Kimi Dinliyor…?

Genel

 Türkiye’de “komisyon” kelimesi, çoğu zaman bir işin çözümü değil, ötelenmesi anlamına geliyor. TBMM çatısı altında kurulan onlarca komisyonun geçmişi, umutla başlayan süreçlerin nasıl sonuçsuz kaldığını gösteren örneklerle dolu. Bu yazıda, geçmişte kurulan komisyonların akıbetini hatırlatarak, bugün faaliyet yürüten Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu’nun çalışma yöntemine yönelik eleştirilerim olacak.

DP iktidarında, 18 Nisan 1960’ta TBMM’de Tahkikat Komisyonu kuruldu. Müteakiben, muhalefetin ve basının faaliyetleri izlenecek; toplantı, miting, yayın vb. etkinlikler önleyici kararlarla sınırlandırılacaktı. Komisyon üyeleri, dolaylı olarak askerî müdahaleyi tetikleyen siyasi baskı ortamını oluşturan bir sürecin parçası hâline geldi. Komisyonun ömrü 40 gün sürdü. Çünkü 27 Mayıs’ta darbe oldu ve komisyon, istediklerini yapamadan tarihin dehlizlerinde kaybolup gitti.

12 Kasım 1996 Salı günü, Meclis Genel Kurul toplantısında “Yasadışı Örgütlerin Devletle Olan Bağlantıları ile Susurluk’ta Meydana Gelen Kaza Olayının ve Arkasındaki İlişkilerin Aydınlığa Kavuşturulması Amacıyla Meclis Araştırması” yapılması için Susurluk Komisyonu kuruldu. Komisyonun üyelerinden biri, faili meçhul cinayetlere imza atmış Van Valisi Mahmut Yılbaş’tı. Yılbaş’ın ismi, Van Valisi olarak görev yaptığı dönemde Özgür Gündem muhabiri Orhan Karaağar’ın 8 Ocak 1993 tarihinde Van’da öldürülmesi olayına karışmıştı. İtirafçı Murat Demir, Mart 1997’de gazetelere yaptığı açıklamalarda, Karaağar’ın öldürülme emrinin Yılbaş tarafından verildiğini itiraf etti.

Yılbaş, komisyonda bizzat planladığı ve yaptırdığı bu cinayetleri örtbas etmekle meşguldü. Susurluk Komisyonu’nun süresi 3 aydı; 1 ay daha uzattılar. Toplam 4 ay çalıştı, konuya ilişkin herkesi dinlediler. Komisyondan bir sonuç çıkmadı. Oysa Susurluk kazası, devlet-mafya-siyaset üçgenindeki karanlık ilişkilerin görünür olduğu bir dönüm noktasıydı. Komisyon, bu tarihi fırsatı değerlendiremedi ve faaliyetlerinin sona ermesiyle birlikte Susurluk dosyası da resmî olarak kapanmış, adalet beklentisi rafa kaldırılmış oldu. “Dersim Alt Komisyonu”, 2012 yılında kuruldu. “1937–1938 Dersim Olayları ve Sonrasında Yaşananlar Nedeniyle Oluşan Mağduriyetlerin Giderilmesine Yönelik Alt Komisyon” adıyla faaliyet yürüttü. Mağdur yakınlarının “iade-i itibar”, “özür dilenmesi”, “mal varlıklarının iadesi” gibi talepleri, aradan geçen 13 yılda karşılık bulmadı.

Bu komisyonun ardından Dersim Katliamı konusu resmî olarak rafa kaldırıldı. 2012 yılında, 12 Eylül Darbesi’ni araştırmak amacıyla TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu kuruldu. Aralarında Süleyman Demirel, Kenan Evren, Deniz Baykal, Semra Özal ve Bülent Ulusu gibi isimlerin bulunduğu 132 kişi dinlendi. Komisyon 7 ay çalıştı ama bir sonuç çıkmadı. Komisyonun dinlediği Demirel, Evren ve Ulusu, 2015 yılında birer ay arayla hayatlarını kaybetti. Bu komisyonun faaliyetlerinin bitmesinin ardından, 12 Eylül Darbe dosyası da resmî olarak kapandı. 2014 yılında, 17–25 Aralık Soruşturma Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, eski bakanlar Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Muammer Güler ve Erdoğan Bayraktar hakkında, 17–25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları kapsamında kuruldu. Komisyon raporu kamuoyunu tatmin etmedi.

TBMM ile sınırlı kalan çalışmalar arpa boyu kadar yol alamadı ve 17–25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet dosyası resmî olarak kapanmış oldu. Şimdi de karşımızda Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu var. Komisyon, amacını “İhtiyaç duyulan kanuni düzenlemeleri tespit edip, kanun teklifi taslaklarına yönelik çalışmalar yapmak; kamuoyunun mevcut sürece dair bilgilendirilmesini sağlamak” olarak açıkladı. Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu tam 11 kez toplandı. Hizbullahçıları, korucuları, aşiret reislerini dinlediler. Hatta AKP eski İpekyolu İlçe Başkanı Rasim Aslan bile komisyona konuşmuş. Kendisi, Kadim Aşiretler Federasyonu Başkanıymış. Mesela, İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği (İTTİHAD) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Beşir Şimşek, komisyonda gerginliğe sebep oldu. İsmi bile doğru düzgün okunamayan, daha önce hiç duyulmamış bu derneği nereden bulup getirdiniz? Çünkü konuyla ilgisi yok; yaşananların tarafı değil.

Savaşın bir tarafı olan ‘Barış Annelerini, ‘Kürtçe Konuşuyorlar’ diye dinlemeyen Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu, Hizbullahçıları, korucuları dinlemeyi tercih ediyor. Bunların ciddiye alınacak bir vasfı ve mahiyeti yok. Peki bu dinlenenler, bugüne dek Kürt meselesi için ne yapmışlar da komisyon onları dinliyor? Barış bunları dinlemekle olmaz; dinlememekle olur. Barış istiyorsan, asıl bunları dinlemeyeceksin. Ayrıca, toplumda karşılığı olmayan, atıl dernekleri böylesi bir komisyona çağırmanın manası nedir? Ne kadar dernek varsa, çağırıp dinleyecek misiniz? Tüm Türkiye’de dernek sayısı, 2025 verilerine göre 101.883. Bunu 81 ile eşit dağıttığınızda, il başına 1.257 dernek düşüyor.

Sadece bizim Van’da 880 dernek var. Bu da kentte 880 başkan var demek. Sokakta kimi görseniz, kime selam verseniz, “Başkanım” diye hitap etmek durumundasınız. Her birini dinlemeye kalkarsanız, komisyon bu “kaplumbağa hızıyla” tüm dernekleri dinlese, 10 yıl sürer. Bu tablo, bize şu soruyu sorduruyor: Dinlemekle iş bitmiyor; doğru olanı dinlemek lazım. Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu’nun ne kadar kapsamlı olduğunu göstermek adına yapılan bu toplantılar, konuyu sulandırmak dışında bir işe yaramıyor. Başından beri yaşanan savaştan rant devşiren gruplarla bunları yapmaya çalışırsanız, onlar elbette barışı istemeyecektir.

Barış, onların yararına değil, zararınadır çünkü. Komisyona tavsiyem: İTTİHAD gibi konuyla ilgisiz, ne olduğu belli olmayan dernekleri değil; 50 yılda sanık olmuş, tanık olmuş, mağdur olmuş kişileri dinleyin. Size en objektif bilgiyi onlar verecektir. Gördüğümüz kadarıyla, tarihte komisyonlar hep iş yapmama, işi yokuşa sürme amacıyla kurulmuş. Kurulan komisyonların hepsi, “Bir işi yapmak istemiyorsan, komisyona havale et” stratejisini birebir hayata geçirmiş. Bu yüzden “komisyon” denildiğinde bizde iyi çağrışımlar oluşmuyor. Komisyon değil de “kurul” denilseydi, daha iyi olurdu. Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu, ya “Bir işi yapmak istemiyorsanız, komisyon kurun” şeklindeki klişeyi bozarak tarihe geçecek ve bir ilki başaracak ya da yukarıda saydığım tüm komisyonlar gibi “oldu, bitti” mi olacak, hep beraber göreceğiz.

Türkiye’nin bir kez daha bir “komisyon mezarlığına” tanıklık etmemesi için, Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu’nun laf değil, sonuç üretmesi gerekir. Aksi hâlde, bu komisyon da “bir işi yapmamak için komisyon kur” anlayışının yeni bir halkası olacak. Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu’ndan beklentimiz; amacına ve misyonuna uygun hareket ederek, olur olmaz herkesi dinlemek yerine, konunun gerçek taraflarını ve muhakkak Abdullah Öcalan’ı dinleyerek bir an önce yasal zeminin önünü açmasıdır. Komisyonun çalışmalarının daha fazla uzaması, kimsenin hayrına olmayacaktır.

İlginizi Çekebilir

David S. Hischier İle İsviçre Eğitim Sistemi Üzerine
Mesrur Barzani: Bağdat ile petrol şirketleri arasında anlaşma sağlandı

Öne Çıkanlar