Oktay Candemir: Kürdün ‘Kocama hakkı’ ya da Umut etme hakkı

Genel

Cumhurbaşkanının “affı” ile özgürlüğüne kavuşan 81 yaşındaki Kerim Boran ve arkadaşlarının hikâyesi, aslında 40 yıllık savaş sürecinde yaşanan on binlerce mağduriyetten yalnızca bir tanesi.

Kerim Boran, bir gece yarısı Resmî Gazete ‘de yayımlanan kararla serbest bırakıldı. Devletin “bağışlayıcılığı” sayesinde değil, geç gelen bir hastalık raporuyla… Ama ortada ne adalet var, ne yüzleşme, ne de bir özür. Devlet, “pardon” deme zahmetine bile katlanmadan, son 10 yılını cezaevinde ve firarda geçirmek zorunda kalan bu yaşlı adamı 81 yaşında serbest bıraktı. Üstelik onun suçsuzluğunu vurgulamak yerine, isnat edilen suçları tek tek sıraladıktan sonra yalnızca “kocama hakkı” diyerek Cumhurbaşkanlığı affıyla tahliyesini duyurdu.

Oysa Boran, 2010’lu yılların başında Iğdır’da “Ru Spiler” olarak anılan bir grup yaşlı insanla birlikte, aileler arası husumetleri çözmeye çalışıyordu. Nerede bir anlaşmazlık, bir ihtilaf, bir kırgınlık varsa; Boran ve arkadaşları oradaydı. Barışı sağlamak, toplumsal huzuru tesis etmek için uğraşıyorlardı. Türkiye’nin batısında bu işleri yapanlara “köy ihtiyar heyeti” denir ama Kürt coğrafyasında mahkemeler bunu ‘Mahkeme kurma’ suçu ile kriminalize ediyor. Oysa bir sorun olduğunda yaşlılar bir araya gelir, aklıselimle çözüm üretmeye çalışır. Köy yerinde sorunlar aklıselimle, uzlaşıyla çözülür.

Boran’ın yaptığı tam da buydu.

Ancak bu barış çabaları devletin gözünden kaçmadı. 2016 yılında TEM birimleri harekete geçti. O dönem Anadolu Ajansı, “Iğdır’da gece yarısı baskınlarında ‘örgüt üyesi’ 8 kişi gözaltına alındı” başlığıyla haberi servis etti.

Kerim Boran da, yaşları 70 ile 80 arasında değişen bu sekiz kişiden biriydi.

Mahkeme ise Boran ve arkadaşlarının bu barış faaliyetlerini “örgüt adına mahkeme kurmak” şeklinde değerlendirdi. İddianamede şu suçlamalar yer aldı:

“Silahlı terör örgütü üyesi olma” (6 yıl 3 ay),

“Devletin birliğini bozma” suçundan müebbet hapis,

“Cebir, tehdit ya da hileyle kişiyi özgür kılma” (10 yıl),

“Suç örgütü adına silahlı yağma teşebbüsü” (12 yıl 2 ay 7 gün).

İddianameye göre Boran, “KCK Adalet Komisyonu” adı altında faaliyet gösteren bir yapı içerisinde, örgüt adına mahkeme kurmakla suçlanıyordu. Bu nedenle dava, kamuoyunda “Kâlêler Davası” (Yaşlılar Davası) olarak anılmaya başlandı.

2017’de tutuklanan Boran, bir yıl sonra cezaevinde geçirdiği beyin kanaması sonucu, Adli Tıp raporuyla 2018’de geçici olarak tahliye edildi. Patnos Cezaevi’nden çıkıp Adana Acıbadem Hastanesi’nde beyin ameliyatı geçirmesine rağmen kısa bir süre sonra yeniden tutuklandı.

Cezaevi koşullarında, ailesi ve İHD gibi insan hakları örgütleri tarafından “tek başına tuvalete dahi gidemeyecek durumda” olduğu açıklandı. Parkinson, kalp yetmezliği, astım, şeker, ileri derecede görme ve işitme kaybı gibi ciddi sağlık sorunları tespit edildi.

2023 yılına gelindiğinde, sağlık durumu daha da kötüleşti. Anjiyo ve stent takılması gerektiğine dair yeni bir Adli Tıp raporu hazırlandı. İHD bir kez daha tahliye çağrısı yaptı.

Bunca mağduriyet ve çilenin ardından Kerim Boran, Cumhurbaşkanlığı kararıyla “kocama hakkı” gerekçesiyle serbest bırakıldı.

Ama onun tahliyesi, 81 yıllık bir ömrün son döneminde yaşadığı mağduriyetleri ve giden günlerini geri getirmeyecek.

Peki ya aynı dosyada yargılanan arkadaşları… Onların başına gelenler Türkiye’de hukukun nasıl işlediğinin delili olarak karşımızda duruyor.

Boran’ın yaşadıkları tekil bir trajedi değil. Aynı davada yargılanan diğer yaşlılar da benzer kaderi paylaştı. Ehettin Kaynar, cezaevinde kansere yakalandı ve 2022’de hayatını kaybetti. Cevdet Malgaz daha davanın başında vefat etti. Ferzende Elbi, hâlâ Eskişehir Cezaevi’nde; 77 yaşında, hayati risk taşıyor ama tahliye edilmiyor. Mehmet Çelik, uzun süren bir tutukluluğun ardından serbest kaldı, fakat şu an yatalak. Abdullah Ateş’in sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

Barış çabasının bedeli ağır oldu: İki kişi hayatını kaybetti, iki kişi ağır hastalıkla yaşam mücadelesi veriyor. Ferzende Elbi ise hâlâ cezaevinde ve derhâl tahliye edilmesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanlığı “af” kararı, 2023 tarihli Adli Tıp raporuna dayanarak verildi. Ancak bu karar yalnızca “kalan cezayı” ortadan kaldırıyor; Boran ve arkadaşlarına yöneltilen suçlamalar ise hâlâ duruyor. Bugün Kerim Boran, ama yarın belki de başkaları bu suçlarla yargılanacak; aynı suçlamalardan dolayı binlerce insan hâlâ cezaevinde tutuluyor.

Peki, bu af hukuk devleti açısından bir kazanım mı?

Yıllar boyunca özgürlüklerinden mahrum bırakılmış insanların hayatından çalınan zamanı, sağlıklarını, ölümlerini meşrulaştırmıyor mu?

OHAL dönemi hukuku ile hazırlanmış bir iddianameyle bir insanı “terör” ile suçlayıp ömür boyu hapse mahkûm etmek ve sonra yeterince hastalanınca “affetmek”… Bu, hukukun gereği değil, dönemin siyasi ikliminin bir sonucudur.

Bu tablo bir hukuki süreçten çok, politik bir tasfiye gibi görünüyor. OHAL döneminin geniş yetkilerle donatılmış iddianameleri, barışçıl faaliyetleri bile “terör” kapsamında değerlendirdi. Bugün, Terörle Mücadele Kanunu hâlâ aynı mantıkla işliyor.

Birini yıllarca içeride tutup, hastalanınca “affetmek”… Bu adalet değildir. Bu, sadece “hastalanırsan kurtulursun” mesajıdır. Bu, hukukun değil, politika adı altında işleyen keyfiyetin tezahürüdür.

Ve işte bu yüzden “geç gelen adalet” bile diyemiyoruz. Çünkü bazıları için adalet hiç gelmiyor. Kürtler için örneğin. Onlara biçilen tek hak, cezaevinde “kocama” hakkı oluyor.

Yıllar sonra, belki bir raporla tahliye ediliyorlar. Ama ne geçmiş geri geliyor, ne sağlık!

Eğer hâlâ “hukuk devleti” iddiası varsa, Boran ve arkadaşlarının yargılandığı dosyalar yeniden ele alınmalı; barışçıl faaliyetleri bile “örgüt üyeliği” sayan Terörle Mücadele Kanunu (TMK) acilen gözden geçirilmelidir.

“Geç gelen adalet, adalet değildir” demek isterdim ama Kürde adalet geç bile gelmiyor… Ya iyice hastalandıktan sonra ya da öldükten sonra!

İşte bu yüzden soralım: Bu mudur hukuk devleti?

Suçsuz bir insanı yıllarca cezaevinde yatırdıktan sonra ve yeterince hastalandıktan sonra ‘Hadi seni affettim, çıkabilirsin’ demek midir, Adalet!

İlginizi Çekebilir

Mecit Zapsu: İnkârın partisinden helalleşmenin eşiğine; CHP üzerine
Ukrayna: Rusya, başkent Kiev’e 539 İHA ve 11 füzeyle saldırı düzenledi

Öne Çıkanlar