Oktay Candemir: Levent Gültekin Devlet Dersinde; ‘Aferin Oğlum, 10’

Genel

Siyasal İslam’ın amiral gazetesi Yeni Şafak’ta bir süre çalışan, yıllarca Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyen, her kılığa girip çıkan Levent Gültekin son yıllarda ne olduysa oldu, birdenbire muhalif mahalleye dahil oldu. Muhalifliği de manipülasyon amaçlı yapıyor; yine Erdoğan’a ve iktidara yarıyor. Gültekin aslında saraydan pek de bağımsız olmayan bir merkezin hedefleri doğrultusunda yayın adı altında algı operasyonlarına imza atıyor.

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakırlılar Halep’te yaşanan katliamları protesto etmek için sokağa çıktı. Gültekin’in bu duruma tepkisi şu oldu? “Sana ne? Babanın oğlu mu? Akraban mı? Dayın mı?” Ben bu cümleleri Kürtlere dönük nefret söyleminin ve onun Kürt karşıt ruh hâlinin dışavurumu olarak okudum.

Bir dönem Siyasal İslam’ın içinden gelmiş, sonra “merkez”e park etmiş, bugün ise her rüzgâra göre yön tayin eden bir figür olan Gültekin’in Kürtlere bu denli saldırmasının altında yatan gerçeği görmek zor değil. Hatırlayalım. Yakın zamanda YouTube’daki sözleri nedeniyle gözaltına alındı. Ardından adli kontrolle serbest bırakıldı. Daha gözaltı günlerinin kırkı çıkmadan Kürtlere saldırmaya başladı.

Nevşin Mengü’de, gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra ilk iş olarak Rojava Kürtlerine yönelik sert ifadeler kullanmıştı. Tesadüf mü? Belli ki içeride bir “hatırlatma” yapılıyor ya da yeni bir rol biçiliyor. Çıkınca da şöyle diyor: “Bakın, devletin yanındayım.” Ama demek yetmez, ispatlamak gerekiyor. Peki, bu nasıl ispatlanıyor? En kolay yoldan…

Kürt karşıtı bir iki sert cümleyle.

Gelelim asıl meseleye. “Halep’ten size ne?” diyor Gültekin. Peki, Kürtlerden size ne? Kürtlerle ilgili her konuda konuşma hakkını size kim verdi? Eğer meseleyi ille de akrabalık üzerinden konuşacaksak, buyurun konuşalım. Evet, Suriye Kürtleri bizim akrabamızdır. Soydaşımızdır. Levent Gültekin’in bilmediği çok şey var: 1925 Şeyh Sait İsyanı ve 1931 Ağrı Dağı İsyanının ardından Suriye’ye doğru büyük bir Kürt göçü yaşandı. 1927’ye kadar Suriye’de 45 Kürt yerleşimi varken, 1939’a gelindiğinde Kürt yoğunluklu yerleşim sayısı 700’ü geçti. BBC’ye göre, 1943 tarihli Fransız kayıtlarına göre sayıları 220 bini bulan Kürtlerin genel nüfusa oranı yüzde 8 civarındaydı. Bu Kürtlerin yaklaşık 22 bini Türkiye’den gelenlerdi. Yani Halep, bu coğrafyada “uzak” bir yer değildir. Tarihin, kanın ve göçün iç içe geçtiği bir hafızadır.

“Halep’ten size ne?” cümlesi bir dış politika analizi değildir. Bu, doğrudan doğruya kendini devlet nezdinde aklama çabasıdır. Vicdanı olan herkes şunu iyi biliyor ki: Halep; enkaz altında kalan çocuklardır, yarım kalan hayatlardır. Acıyı “babanın oğlu mu?” ölçüsüyle tartmaya başladığınız an, insanlıktan istifa etmiş olursunuz. Ve görüyoruz ki Gültekin, insanlıktan istifa etmiş. Bu ülkede yıllardır Filistin için meydanlara çıkılırken kimseye “Size ne Gazze’den? Filistinliler babanın oğlu mu, akraban mı, dayın mı?” diye sorulduğunu duydunuz mu?

Kürtler için bunu pervasızca söyleyen Gültekin, konu Filistin olduğunda bunu söyleyebilir mi? Söyler mi? Kürtlere ‘Size ne Halep’ten’ diyen Gültekin, 2020’de Karabağ için ne diyor: “Azerbeycan halkının yanındayız. Ermenistan işgalcidir ve Türkiye, Azerbeycan’a her türlü desteği vermelidir” Gültekin’in mantığından yola çıkarsak: Sana ne Karabağ’dan, babanın oğlu mu, dayının oğlu mu?” dememiz gerekiyor. Bir de işin daha vahim tarafı var. Bu sözler entelektüel bir ambalaja sarılıyor. Sanki büyük bir “reel politika” dersi veriliyormuş gibi…

Oysa Gültekin şu anda devlet dersindedir. Kürtlere vurarak “Devlet Dersinden ‘Pekiyi’ almaya çalışıyor. Gültekin, oturduğu yerden devletin; “Aferin güzel oğlum, 10 veriyorum” demesini bekliyor.

Bu ne analizdir ne strateji. Levent Gültekin’in unuttuğu şey şu: İnsanlık hepimizin ortak mirasıdır. Gültekin’e “Sen niye Pazar günü çalışmıyorsun, Xalo?” diyen Kürt işçinin sözleriyle cevap vermek gerekiyor: “Yav, senene, senene!”

İlginizi Çekebilir

Sinan Dedeoğlu: Bölge futbolunda heyecan kaldığı yerden devam ediyor
Medyada ‘trafik çağı’ bitiyor: Haber siteleri alarmda

Öne Çıkanlar