Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti an itibarıyla çöktü? Bir devrim nasıl kendi karikatürüne dönüşür? Venezuela’da bunu hep beraber gördük. Venezuela’yı izlerken aklıma hep aynı soru geliyor: Bu hikâye burada mı bitecekti? Hugo Chávez sahneye çıktığında Latin Amerika solu için bu bir rüyaydı.
Yoksullar konuşuyordu. Petrol geliri halka gidiyordu. Washington’a meydan okunuyordu. Sonra Chávez gitti. Yerine Nicolás Maduro geldi. Ve bir şeyler oldu. Yavaş yavaş. Sessizce. Ama çok tanıdık bir şekilde.
Devrim vardı ama halk yoktu. Bugün Maduro’ya yapılanlar Chávez’e yapılsaydı, Venezuela halkı bu kadar sessiz kalır mıydı? Maduro’nun yönettiği Venezuela’ya baktığınızda, bir devrimden çok bir devlet refleksi görüyorsunuz.
Eskiden “halk için” denilen şeyler, artık “iktidarı korumak için” yapıldı. Eleştiri mi var? “CIA işi.” Ekonomi mi çökmüş? “Emperyalizmin sabotajı.” Bu cümleler tanıdık geliyor mu? Tıpkı Türkiye’de işler kötü gidince anlatılan “dış güçler” hikâyesine ne kadar da benziyor.
Halk adına iktidarı savunmak başka bir şeydir, halktan kopmuş bir iktidarı savunmak başka bir şey. Anti-emperyalizm güzel… ama yetmez Ama şunu da kabul edelim: Her krizi “dış güçler” diye açıklamaya başladığınız anda, içerideki tüm suçlular hesap vermez hâle gelir. Yolsuzluk konuşulmaz, asgari ücret konuşulmaz, halkın gündemi konuşulmaz. Acı ama bir kez daha yeniden öğrendik: Anti-emperyalizm, halkçı olmaktan çıkmış; anti-halkçı bir zırha dönüşmüştür.
İşte Çin’in son kırk yıldır dünyaya ihraç ettiği “devrim” anlayışının özeti Maduro’dur. Temu’dan alınan Sosyalizm ile buraya kadar! “Çin malı” sosyalizmle nereye kadar gidebilirsiniz ki? Peki “Madara” benzetmesi neden bu kadar tuttu? Maduro’ya bu benzetmenin yapılması boşuna değil. Çünkü burada söylenen şey şudur: İktidar, devrimin yerine geçtiği anda devrim biter. Ya Maduro olursun, ya da maskara. Dünya solunun bundan sonra ciddi bir özeleştiri yapması gerekmiyor mu? Solu, sağdan gelen saldırılar değil; soldan gelen dogmatik körlük yıpratıyor.
Maduro’yu Washington’un diliyle yerden yere vurmak kolay. Her şeyi “anti-emperyalizm” diyerek alkışlamak da kolay. Zor olan şudur: Dış müdahaleye karşı çıkarken, aynı anda otoriterleşmeyi eleştirebilmek; liderleri değil, halkın örgütlü gücünü savunmak.
Çünkü sosyalizm, tek adam rejimi ve onun her şart altında iktidarını sürdürmesi hikâyesi değildir. Olmamalıdır. Maduro’nun “Madara”ya dönüşmesi, bir kişinin hikâyesi değil; devrim diye yola çıkan, ancak denetlenmeyen, otokontrolü olmayan bir otokrasinin hazin hikâyesidir. Ve eğer sol, halktan kopmuş bir iktidarı sırf “bizden” diye savunursa… Kaybeden Maduro olmaz. Kaybeden, solun kendisi olur.











