Oktay Candemir: Sırt Çantalı Mourinho…

Genel

 Bütün dünyanın “The Special One” dediği José Mourinho, Türkiye’ye adım attığında aslında tam olarak nereye geldiğini bilmiyordu. Bilmiyordu ki bu ülkede aydınların, gazetecilerin, siyasetçilerin haksız yere cezaevine atıldığını… Siyasetin hile, yalan, dolan ile yürüdüğünü… Bilimin, liyakatin değil, tarikatların belirleyici olduğunu…

Futbolun bile mafyatik yapılar tarafından yönetildiğini…

Ne bilsin; futbolcuların maç öncesi hocaya götürüldüğünü, gol atması için dua edildiğini, futbolcuların maçtan önce şeyhe götürülerek muska yaptırıldığını, maçtan önce kurbanlar kesildiğini… Hayatı boyunca el yordamıyla iş yapmış ve başarılı olmuş bir karakterin, böylesi bir ülkede neleri, ne kadar başarabileceği soru işaretiydi.

Mourinho, belki dünyanın birçok yerinde haksızlık görmüştü ama bir futbol maçında bile bu kadar entrikanın, sahtekârlığın dönebileceğini, sanırım aklından geçirmemiştir. Arı kovanına çomak sokmaya başladı. Hakemlerin yanlı kararları karşısında susmadı. Haksız bir kararı yayıncı kuruluşun kamerasının önüne koyarak bütün dünyaya gösterdi. Mevcut düzenin aksaklıklarını gördü ve dile getirdi. Yüksek standartlardan gelmiş birinin yüksek standartlar istemesi gayet doğaldı.

Mourinho, kulübeye sığacak biri değildi; o, bütün oyunu sorgulayan bir akıldı. Yaptıkları çok büyük risk barındırıyordu. Attığı golle şampiyonluğun geldiği bir maçın ardından, “Attığım gol yüzünden bir taraftar intihar etti. Bu yüzden attığım gole sevinmiyorum.” dedi diye Aykut Kocaman’ı yutmuş bir ülkede, Mourinho’ya neler yapmazlardı? Evet, saha içinde taktik ve teknik olarak çok yetersiz kaldı ama onun kovulmasının bu saha içi skorlarla bir ilgisi yoktu. Deli, deliyi görünce çomağını saklardı ama Türkiye’de öyle olmadı.

Mourinho gibi dâhilikle delilik arasında duran birine karşı bütün sopalarını çıkardılar! Ağızlarından salyalar akıtarak “Ülkemizi küçümsüyor.”, “Adam bile değil.” diyerek; milliyetçi hezeyanlarını ve lümpen tavırlarını ortaya koydular. Bir anda herkes futbolu bilen olurken, koca Mourinho futbolu bilmeyen tek kişi oldu! Hâlâ bugün bile “gelişmekte olan ülkeler” kategorisinde bulunan Türkiye’nin neden bir türlü “gelişmiş ülke” olamadığının kanıtı, Mourinho’nun başına gelenlerdir.

Demokratik olmayan, hukuku bağımsız olmayan bir ülkenin futbolunun da adil yönetilmesi mümkün değildi. Yeşilçam filmlerinde köye tayin olan idealist öğretmenlerin başına gelenler, Mourinho’nun da başına geldi; sosyal lince maruz kaldı. Bu, sadece Mourinho’nun başına gelen bir şey değildi bu ülkede. Avrupa şampiyonlukları kazanmış, dünyaca ünlü teknik direktörler Hiddink, Del Bosque, Rijkaard, Scala gibi hocaları da bir günde hiç ettiler. Avrupa şampiyonu, Şampiyonlar Ligi şampiyonu Del Bosque’ye “Yeniköy Kasabı” diyerek kuyruğuna teneke bağladılar. Ve sonunda dünyanın güncel olarak en kariyerli üç teknik direktöründen biri olan Mourinho, antrenman sırasında kovulduğunu öğrendi.

Tarifeli uçağa bindi, herkes gibi. Elinde küçük bir sırt çantasıyla, başı dik biri olarak ayrıldı bu ülkeden. Türkiye toplumu sürekli irtifa kaybederken, Mourinho bindiği tarifeli uçakta başka ülkelerde kazanacağı başarıların planlarını çoktan yapmaya başlamıştı bile. Ama o uçakta sadece bir teknik direktör yoktu. O uçakta, yıllardır bu ülkeden sessizce ayrılanların kalabalığı vardı: doktorlar, mühendisler, öğretmenler, bilim insanları… Kendi aklı, emeği, vicdanı, inancı o uçaktaydı.

José Mourinho gibi dünyaca tanınan, başarılarla dolu, bağımsız düşünmeyi seven, otoriteyle uzlaşmayan bir figürün Türkiye’de rahat bırakılmaması da bu beyin göçünün sembolik bir karşılığıdır. Geldiği günden beri Türkiye gerçeklerine ayna tutan Mourinho, giderken de Türkiye’ye ayna tutuyordu. Başarının cezalandırıldığı, başarısızlığın ödüllendirildiği bir ülkede yapacağı bir şey yoktu.

En kasvetli günlerde bile Ahmet Kaya, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Mehmet Uzun, Vedat Türkali, Oğuz Atay gibi değerleri yetiştirmiş bu ülkenin şimdi geldiği noktada, artık tek vasıf “Reis ile fotoğraf çektirmiş olmak” iken, başarılı, bilge, üreten insanların yeri de yoktu, yurdu da! Sahte diplomalı doktorlarla yıllardır ameliyat edilen, sahte diplomalı hâkimlerin verdiği kararlarla cezaevinde kalan, 400 sahte diplomalı öğretim üyesinin ders verdiği üniversitelerde okumuş insanların ülkesinde Mourinho’nun durabilmesi zaten mümkün değildi; öyle de oldu.

Mourinho, tek başına bir teknik adam değil, bir sistem eleştirisi için turnusol kâğıdıdır. Yani, bu sistem; vasat olanı sever, yetenekli olanı barındırmaz…

İlginizi Çekebilir

Cumartesi Anneleri Ayten Öztürk için adalet istedi
İran: Antrenör Çiya Rezai gözaltına alındı

Öne Çıkanlar