Abbas Vali, ”Kürtler hazırlar ancak şartlar izin vermeden bu işi yapmayız diyorlar. İzin de şudur: Bu 6 partinin oluşturduğu ittifak, İran’a girmekte bir tehlike olmadığı kanaatine varmalıdır. Kürt güçlerinin, Rojhilat’ta bir ayaklanma olmadan İran’a, Rojhilat’a dönüşü doğru bir iş değildir.” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu’da İran, İsrail ve ABD arasında tırmanan gerilim sıcak çatışmaya dönüşürken, savaşın nasıl ilerleyeceği ve bölgesel dengeleri nasıl etkileyeceği tartışılmaya devam ediyor.
İlke TV’den Nûpel Mugurtay’a konuşan Prof. Dr. Abbas Vali, savaşın taraflarının farklı stratejik hedeflere sahip olduğunu vurgularken sürecin hem askeri hem de siyasi açıdan belirsizlikler barındırdığını ifade etti. Abbas Vali, Hürmüz Boğazı’ndan Kürt ittifakının tutumuna kadar birçok başlıkta sürecin barındırdığı belirsizlikleri değerlendirdi.
Röportajın yazılı metni şu şekilde:
Daha önce İlke TV’de bu savaşın stratejik amaçlarına dair değerlendirmelerde bulunmuştunuz. Savaş yeniden başladı ve devam ediyor ancak taraflar ateşkese yaklaşmıyor. İran öldürülenlerin yerine her seferinde yeni temsilciler atasa da çok zaman geçmeden ölüm haberlerini alıyoruz. Bu nereye kadar böyle devam edebilir?
Savaş sürüyor. Askeriye ve sistemle ilgili ABD ve İsrail’in stratejik açıdan farklı hedefleri var. Stratejik hedefleri eşgüdümlü değil. İsrail İran’ı çökertmek istiyor. Suriye gibi, 20 yıl önceki Irak gibi yapmak istiyor. İran’da disiplinli sistem, toplumsal, kültürel hiçbir altyapı bırakmak istemiyor. İsrail’in amacı budur. Bu yüzden savaşın durması hiçbir şekilde İsrail’in işine gelmiyor. Savaş sürsün istiyor. Ancak ABD öyle değil. ABD, bir süper güç olarak bölge çerçevesinde duruma bakıyor. ABD’nin stratejisinde bölgesel sınırlama vardır. Bu yüzden ABD’nin, müttefiklerinin yani; Suudi Arabistan, Katar, Dubai, Körfez ülkeleri, Bahreyn, Irak, Ürdün, Mısır ve hatta Türkiye’nin çıkarlarını göz önünde bulundurması gerekiyor. Bunları göz önünde bulundurmadan savaşı sürdüremez. Diğer yandan İran Hürmüz Boğazı’nı kapatmış durumda ve kendi petrolü haricinde boğazdan geçişlere izin vermiyor. Bu, Körfez ülkelerinin çıkarları açısından büyük bir zarardır. Avrupa ülkeleri için de büyük bir zarardır zira dünya petrol ihtiyacının yüzde 20’si bu boğazdan sağlanıyor. Ancak bu İsrail’in sorunu değildir. İsrail bunu önemsemiyor hatta böyle bir sorunun ortaya çıkması işine bile geliyor. Dolayısıyla bu savaşın ortak bir stratejik hedefi yok.
ABD İran’la oturup müzakerelerde bulunmak istiyor ancak İsrail bunu istemiyor. ABD, müzakerelerde İran’ın ABD’nin şartlarını kabul etmesini istiyor ancak İsrail hayır diyor. İran da ABD’nin şartlarını kabul etmiyor çünkü ABD’nin şartları oldukça maksimalist. Yani İran bu öne sürülen şartları kabul ederse, İran teslim olmuş demektir. Savaşın durması ve barış olması için ABD’nin şartlarından biraz inmesi, İran’ın ise biraz üstüne çıkması lazım. Önceki sefer de öyle olmuştu. Savaş başlamadan önce İran’la yapılan müzakerelerde yer alan İngiltere Başbakanı Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, savaşın başlamasından 2-3 hafta önce Steve Witkoff ve Jared Kushner’la katıldığı müzakerelerde, İran’ın çok olumlu şartlar ortaya koyduğunu söyledi. ABD bu şartları kabul edebilir, savaş durabilir müzakereler başlayabilirdi. Ancak aslında Amerikalı Siyonistler olan Steve Witkoff ve Jared Kushner, bu şartları gizlediler, Trump’a söylemediler. Trump’a, “İran tehlikesi çok çok ciddi ve tehlikelidir. İran (müzakerelere) hazır değil” dediler ve savaş başladı. Şimdi de Trump diyor ki savaşı 5 günlüğünde durduruyorum, bu 5 günün ardından İran’ın kabul etmesi gerekiyor. İran ise böyle bir şey söz konusu olmadığını söylüyor, bizimle müzakerelerde bulunulmadı diyor. ABD ise müzakerelerde bulunduk ve epey yol aldık diyor. İran da ABD’yle müzakerede bulunmadık diyor.
İsrail ise bu 5 günde savaşın İran’ın altyapısı üzerinde olacağını, 5 günün sonunda savaşın tekrar başlayacağını söylüyor. Bir diğer şey de askeri uzmanlar, İsrail’in savunma silahlarının azaldığını belirtiyor. Bu yüzden iki gece önce İran’ın fırlattığı balistik füzelerin büyük çoğunluğu hedefine ulaştı. Dolayısıyla Tel Aviv, Hayfa ve diğer birkaç yerin durumu kötü. İsrail halkının kendisinin ciddi bir baskısı yok ancak İsrail ordusunun kendisi, durumun çok iyi olmadığını biliyor. Ve eğer ABD savaşı durdurursa onlar da mecburen duracaklar. Tek başına bir şey yapamazlar. Şimdi gündem şu; ABD ile İran bu 5 gün içinde bir uzlaşıya varabilecek mi? ABD, müzakerelerde bulunduk diyor, İran bulunmadık diyor. Aslında bu, müzakereleri doğruluyor çünkü müzakereler doğrudan değildi, başka bir taraf üzerinden yapıldı. Yani ABD ile İran doğrudan müzakerelerde bulunmadı ancak arabulucu üzerinden bu yapıldı. Bu 5 gün içinde ne olur bilmiyorum. Bir konu daha var, o da şu: Trump 5 gün süre veriyorum derken geri adım atmak zorundaydı. Sebebi de İran’ın “Eğer ABD Hürmüz’e koordineli saldırıda bulunursa, İran deniz altındaki internet kablolarını keseriz” tehdidiydi. Bu çok kötü bir durum olur. Zira Orta Doğu’nun dünyayla olan iletişimini koparır. Dolayısıyla bu yüzden İran’ın yaptıkları, elini güçlendirdi. ABD, İran’ın 3-4 hafta boyunca savaşı sürdürebileceğini beklemiyordu. İran bu şekilde birkaç hafta daha savaşabilir ancak ABD’nin üzerinde, bu savaşın bitmesi için yoğun baskı var. Çünkü ABD, petrol fiyatlarının 120, 130, 140, 150 dolar olmasını kabul edemez. Bu da gittikçe artıyor. Bugün Trump’ın, savaşı 5 gün durduracağı açıklamasıyla bile petrol fiyatları düştü. Bu yüzden eğer bu savaş durdurulursa durum hızlıca normalleşir. Eğer durdurulmazsa ABD üzerinde siyasi ve ekonomik baskı artar. Bakalım bu 5 günde neler olacak.
Bu savaşın ardından Ortadoğu’da nasıl bir sistem mümkün olur? Hürmüz’ün durumu, Körfez ülkeleri ve diğer ülkelerin durumu ne olabilir?
Trump’ın amacı, Orta Doğu’da yeni bir güç dengesi kurmaktı. ABD’nin nüfuzunu koruyacak olan bu dengede, İsrail’in de iki rolü olacak. Birincisi, ABD’nin vekil gücü olmak ve İsrail devletinin çıkarlarını korumak. Şimdi bu savaş bir şeyi netleştirdi; ABD’nin bu bölgede kurmak istediği hegemonyanın sınırı oldukça yüksek. Bu yüzden ABD’nin eli çok rahat değil. ABD’nin, bu hegemonyayı kurması için siyasetini değiştirmesi gerekiyor çünkü bu şekilde olmuyor. Örneğin Suriye’ye bakacak olursak… Suriye’de hiç istikrar yok. Ne olacağı belli değil. Ahmed Şara hükümetinin kalıp kalmayacağı malum değil. Irak’ın durumunda da hakeza hiç istikrar yok. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez ülkelerinin de durumu iyi değil. Bu nedenle bu savaş ABD’ye, bölgede kurmak istediği hegemonyanın stratejik açıdan çok sorunlu olduğunu gösteriyor. Bölgedeki ülkelerin bastırılıp İsrail’in de ABD’nin vekil gücü olmasının sağlamak kolay değil.
Arap devletleri de bu kanaate vardı. Onlar ABD’nin büyük miktarda silah satın aldılar. ABD’ye büyük paralar verdiler. Ancak ABD onları koruyamadı. Onlar da bu konuda güvenliklerinin, ekonomik ve toplumsal çıkarlarının korunacağı bir sistemin kurulmasını istiyorlar. Bu yüzden yaşanan savaş, Suriye’den sonra yaşandı. Önce Suriye ardından Venezuela’da yaşananlardan sonra Trump, her şeyin yolunda olduğu, bu çıkarlar bu strateji üzerine kurulacak ve ABD’nin bölgedeki hegemonyası korunacak kanaatine vardı. Ancak İran savaşı, Trump’ın bunları gözden geçirmesine neden oldu. Her şeyin, onun istediği hegemonyayı kuracak kadar kolay olmadığı ortaya çıktı. Bu savaştan önce ABD her zaman, çıkarlarını oluşturmak istediğinde güç projeksiyonu oluştururdu ancak bu savaşta güç projeksiyonu kalmadı. ABD askeri ve nizami olarak savaşın içinde. Güç projeksiyonu bitti. Bu yüzden ABD, bölgedeki hegemonyasını korumak isterse yeni bir muhasebe yapmalı ki bölgedeki müttefiklerinin çıkarlarını korusun. Ve bunu yaparken İsrail’le ters düşmemeli. İsrail büyük bir kurumsal güçtür buna mukabil küçük bir ülkedir. Dolayısıyla ABD’nin kendisine bu hegemonya içinde verdiği rolü yerine getiremez. Ve bu savaştan sonra da Arap ülkeleri de İsrail’le ilgili yeni düşünceler geliştirecektir. Hatta İbrahimi Anlaşmalar’ın akamete uğrama ihtimali de vardır. Suudi Arabistan hem ideolojik, mezhebi açıdan hem de güvenlik açısından İbrahim Anlaşmaları’nın altına giremez. Bu yüzden Trump’ın yürüttüğü siyaset, yaptığı stratejik hesapların bazıları bu savaşla birlikte bozuldu.
Trump bölgede ABD hegemonyasını kurmak istiyorsa, başka bir plana sahip olmalı, İsrail’e başka bir rol vermeli ve İran’la ilgili başka bir hesap yapmalı. Ve dört haftadır İran, Arap ülkelerini füzelerle vuruyor. İsrail’i sıkıştırıyor. Peki savaş durursa İran’ın bu Arap ülkeleriyle ilişkileri nasıl olacak? Ne yaşanacak? Bu yüzden gerçekten de Trump, İran’ın işini bitirmekten başka çaresi olmadığı kanaatine varabilir. Ancak İran’la savaş, havadan uçaklarla yapılmaz. Bu yüzden kara harekatı yapılmalı. Peki Trump bunu yapmak istiyor mu? İran, 1 milyon 648 bin kilometrekarelik alana sahip bir ülkedir. Irak’ın 5-6 katı, Suriye’nin 7-8 katı büyüklüğündedir. 95 milyon da nüfusu var. Peki böyle bir ülkede ABD için kara harekatı yapmak kolay olacak mı? Bu iki haftada tamamlanır mı? ABD’nin en büyük hatası, İsrail’in dediğini yapmak oldu. İsrail dedi ki eğer İran’ın siyasi ve nizami liderini öldürürsek iş biter. Ancak gerçekte öyle değil. Gerçekte İran’ın siyaseti Devrim Muhafızları Ordusu’nun kontrolündedir. Devrim Muhafızları Ordusu’nun siyaset üzerindeki kontrolü tamdır. Devrim Muhafızları Ordusu’nda da orta kademe; yani generaller değil albaylar, binbaşılar, yüzbaşılar savaşı yürütmektedir. Onlar da ABD’yle olan savaşı yürütebildikleri kadar yürütmek istiyorlar. Şu an Devrim Muhafızları Ordusu’nun sloganı “Zafere kadar savaş”tır. Şunu da söyleyeyim: İran burada bir savunma savaşı veriyor. Savunma savaşında, bunu yapmazsanız siz kazanırsınız. ABD ve İsrail psikolojik bir savaş veriyor. Kazanmak zorundalar. Başka imkanları yok. Yani eğer bu gerçekleşmezse aslında kazanmadıklarını kabul etmek zorunda kalacaklar. Ve bu, hegemonik güç kurmak isteyen ABD’nin yapamayacağı bir şeydir.
Savaş başladıktan kısa bir süre sonra, Trump’ın açıklamalarında ve ABD’li bazı basın kuruluşlarının kulis haberlerinde Kürtlerin kara harekatı başlatma ihtimalleri yer aldı. Ancak 6 partiden oluşan Kürt ittifakı bunu reddetmişti. Sizce bu söylemlerin amacı neydi?
Birkaç sebep vardı. Bunlardan bir tanesi, Kürtler; Tahran’daki rejimin çöktüğüne emin olmadan bunu yapmak istemedi. Rejimin askeri ve düzenli gücü olduğu sürece bu işi yapmayacaklarını belirttiler. İkincisi de; İran’ın içine gireceksek, ABD ve İsrail bize hava desteği sağlamalı dediler. Yani bu olmadak girmeyiz demek istediler. Sebebi de şuydu; bu rejim gider mi kalır mı bundan emin değildiler. Eğer bu rejim kalmaya devam ederse, Kürtler için büyük bir zarara yol açacaktı. Bir diğer şey de şudur: Örneğin Kürdistan Bölgesi’nin gücü, bu şekilde olsun istemiyor. Çünkü eğer bu güçler İran’a girecek olursa İran da Erbil, Süleymaniye, Duhok ve diğer yerleri bombalayacak. Bu da bir başka meseledir. Eğer Rojhilatlı güçler İran’a girip Kürdistan Bölgesini ele geçirirlerse, bu stratejik açıdan Türkiye için büyük bir sorun doğurur. Türkiye şu an daha yeni yeni Rojava meselesini çözüyor. Eğer bu olursa, Türkiye’nin güney sınırlarında yeniden bir Kürt otonomisi ortaya çıkar. Bu yüzden eğer Tahran’da rejim düşerse ve Kürt güçleri oraya girerse Türkiye’nin de dahil olma ihtimali var. Bunların hepsi, İranlı Kürtler tarafından biliniyor. Yeni konu sadece kendilerine silah verilip İran’a girmelerinin önünün açılması değildir. Mesele, sonuçlarının ne olacağıdır.
Şimdiye kadar bana göre İran Kürtleri çok akıllıca hareket ettiler. Hazırlar ancak şartlar izin vermeden bu işi yapmayız diyorlar. İzin de şudur: Bu 6 partinin oluşturduğu ittifak, İran’a girmekte bir tehlike olmadığı kanaatine varmalıdır. Burada bir şey daha var: Kürt güçlerinin, Rojhilat’ta bir ayaklanma olmadan İran’a, Rojhilat’a dönüşü doğru bir iş değildir. Orda bir ayaklanma olursa, Kürt güçleri bir ayaklanmanın içine dahil olacaklar. Yani Rojhilat halkı kendi şehirlerini, köylerini ele geçirmiş olacaklar ve güçler buraya girecekler. Fakat eğer ayaklanma olmadan güçler gidip şehirleri, köyleri ele geçirirlerse ve eğer rejim geri dönerse güçler geri gider ancak halk kalır ve rejim onları katliamdan geçirir. Dolayısıyla bu ayaklanma olmalıdır. Tahran’da ayaklanma olmadan, Kürdistan’da ayaklanma olması yanlıştır. Önce devlet çökmeli, Tahran’da, Meşhed’de, İsfahan’da, Şiraz’da ve diğer şehirlerde halk ayaklanmalı ki o zaman Rojhilat rejimin çöktüğünü anlayacak ve ayaklanma olacak, halk gidip askeri garnizonları ele geçirecek. Sonrasında güçlerin gelişiyle birlikte iş tamamlanır. 2003 yılında Irak’ta olduğu gibi. 2003 yılında Kürt güçleri, hem KDP hem KYB İran’daydı. Kürdistan’a döndüklerinde halk ayaklanmıştı. Bu çok önemli. Eğer Kürt güçleri, rejim askeri ve güvenlik olarak çökmemişse ve halk onların gelişini kabul edecek durumda değilse, sonuçları kötü olabilir.
Bazı taraflar Kürtlerin İran rejimine karşı savaşması durumunda emperyalizme hizmet edeceğini söylüyor. İran da kendini anti-emperyalist olarak tanımlıyor. Emperyalizm dendiğinde hala akla sadece batı ülkeleri gelse de, İran’ın politikasına baktığımızda; başka ülkelerde vekil güçler bulundurmak, Şii hilali kurma arzusu, Irak bürokrasisine nüfuz, Kürtlere ve Beluçlara yaptıkları, Kürdistan Bölgesini bombalamak, bu durumda kürtlerin İran rejimiyle savaşmaya karar verdiğinde bu emperyalizme yardım mı olur?
İran’ın kapitalist ülkelerle bu denli bir tezat durumu yok. Bu yüzden İran’ın sorunu emperyalizmle değildir. İran’ın ekonomi sistemi de aynıdır. İran’ın sorunu, bölgesel bir güç olarak kabul görmek istemesidir. İran bunu istiyor. Bölgenin İsrail’in elinde olmasını istemiyor. Yoksa İran’ın emperyalizm sistemiyle böyle bir sorunu yok. İran, bir dönem Irak’la savaştayken İsrail’den silah alıyordu. ABD, İran’ın bölgedeki rolünü kabul etmeye hazır değil. Benim olan bir İran istiyorum diyor. Siyasi liderliği bana ait olsun, benim emrim altında olsun diyor. Sorun budur. Sorun, İran’ın emperyalizm karşıtı bir güç olması değildir, böyle bir şey yok. İran liderliğinin büyük bölümünün çocukları ABD’deler. ABD’de okuyorlar. ABD’nin İran’ın ideolojisini, mezhepsel ideolojisini kabul etmesi zordur. İran bölgede istediği, Irak’ı, Suriye’yi ele geçirmek istemesi vs. ABD tarafından kabul edilemez. Avrupa da kabul edemez. Eğer İran stratejik hinterlandını derinleştirip genişletip İsrail’le sorun çıkarmasaydı, ABD’nin İran’la bir sorunu yoktu. Trump da bunu söyledi, İran’ın mezhepsel liderliğiyle bir sorunum yok dedi. Demokratik bir İran da kurmak istemiyorum dedi. Benim İran’la olan sorunum, bölgesel ve stratejik bir sorundur dedi. İran, ABD’nin çıkarlarını, hegemonyasını kabul etmeli.
ABD’nin hegemonik sisteminde kendi yerinin olması gerekiyor. İran bunu bir şartla kabul ediyor; o da ABD’nin İran’ı, başat bölgesel bir güç olarak tanımasıdır. Mesela İran Ocak ayında yaklaşık 50 bin vatandaşını öldürdü ve Trump hiçbir şey demedi. Bununla bir sorunu yok. Şu an dört haftadır İran’da savaş var ve halen bile 5 bin kişi bile öldürülmüş değil. Oysa İran’da 48 saat içinde 50 bin kişi öldürüldü. İran’da birlik, merkezi, tek kimlikli, tek mezhepli sistemi dayatıyor. Bu ABD için sorun değil. Mesele İran’ın, ABD’nin stratejik çıkarlarını kabul etmesi ve bölgede varlığını sürdürmesi. İran’a sürekli sorun teşkil eden Filistin meselesi de İran için ideolojik açıdan önemlidir. İdeolojisini yaymak için Filistin meselesine eğilmiştir. Yoksa İran’ın Filistin için yaşadığı sorunu başka ülke yaşamamıştır. Şayet İran, Hamas’la o ittifakı yapmasaydı, Gazze bu durumda olmazdı. İsrail bu durumdan yararlandı. Bu çok işine geliyor. Filistin meselesinde İran’a düşmanlıktan faydalanıyor. Çünkü İran İsrail’in ötekisidir. İsrail kendini İran karşıtı olarak tanımlıyor. O İsrail’i yok etmek istiyor diyor. Bu mesele böyledir. Şunu söyleyeyim; Türkiye’de de bu vardır. Türkiye solu, ABD’yle savaşan kim olursa olsun, hangi sıfatı taşıyorsa taşısın, emperyalizm karşıtı olarak görüyorlar. (İran) emperyalizm karşıtı değildir. Halbuki onların ABD’yle ekonomik anlamda, siyasi sistem açısından düşmanca bir tutumu yoktur. İran’ın bölgede nüfuzu var. eğer ABD İran’ın bölgedeki nüfuzunu kabul ederse sorun hallolur. Sol cephenin düşüncesi yapısında bu emperyalizm karşıtlığıdır. Oysa bu emperyalizm karşıtlığı değildir. Kesinlikle değildir. Eğer ABD, Orta Doğu’daki yayılmacılığını kabul ederse problem kalmayacak.
İsrail 7 Ekim’den sonra İran’ın vekil güçlerini zayıflatsa da hala varlıkları sürüyor. Şimdilerde bu güçler ne durumda?
İran’ın vekil güçleri çok zayıfladı ancak yok olmadılar. İran, bu güçleri ekonomik olarak destekleyebildiği sürece bu güçler varlığını sürdürür. Çok zayıflayabilirler ancak varlıklarını sürdürürler. Bu güçlerin ortadan kalkmasının yolu, İran rejiminin mali gücünün yok olmasından geçiyor. Eğer ekonomik, mali gücü biterse Hizbullah da varlığını sürdüremez. Irak’taki Ketayib Ehl-i Hak da kalmaz bu durumda. Yemen’deki Husiler de kalmaz. Bütün bunlar İran’ın askeri ve ekonomik gücü sayesinde varlar. Bu yüzden mevcut durumda zayıflamış olmaları, daha fazla bombalamakla yok olacakları anlamına gelmez. Örneğin İsrail şu an Lübnan’da Hizbullah’ı vuruyor ama bu onu ortadan kaldırmaz. Hizbullah’ın yok olması için Tahran’la anlaşmaları gerekir. Ya anlaşmaları gerekir ya da İran’ın mevcut mali gücünü yok etmeleri gerekir. Yani onları finanse eden gücünün yok edilmesi lazım. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmış olması büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Eğer İran Husileri de Bab’ül Mendep kapatmaları için teşvik ederse yahut silahlandırırsa, Süveyş Kanalı biter. Süveyş Kanalı da biterse, Mısır’ın da mali kaynağı bitmiş olur. İran ABD’yle barış yapana kadar bu sorun devam eder. Eğer barış olmazsa, İran’ın bu finansal desteğinin kalmaması lazım. Ancak eğer o zamana kadar petro-dolar parası kalırsa ve Hizbullah’ı, Ketayib Ehl-i Hak’ı, Haşdi Şabi’yi, Yemen’deki Husileri finanse etmesi gerekiyor çünkü bunlar para olmadan savaşamaz. İran’la ideolojik ilişkileri olduğu bir gerçek ancak ideolojik ilişki, finansal destek olmadan yürümez.
Kürtler arası birlik Rojava olaylarından sonra epeyce belirginleşti. Türkiye’deki çözüm sürecini de tüm Kürtler destekliyor. Rojava-Baaşur yakınlığı çok belirgin, İran’da da bir ittifak kuruldu malum. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz eğer bu birlik duygusu bozulursa ne gibi zararları olur?
Bu birlik önemlidir. Bu birlik şu an için bir Kürt devletini kurmaya yönelik kurulmuş bir birlik değildir. Yani bu birliğin amacı bu değildir. Amaç, kendi ülkeleri çerçevesinde siyasi, toplumsal ve kültürel bir birlik oluşturmaktır. Kürt kimliğinin iki yönü vardır. Biri ulusal kimliktir. Türkiye Kürtlerinin Türkiyeli Kürt kimliği var, Rojhilatlıların hakeza, Rojava ve Güney’in de aynı şekilde. Ancak bir diğer kimlikleri de vardır, ülke sınırlarını aşan bir kimliktir bu da. Mevcut birlik, ülke sınırlarını aşan Kürt kimliğini güçlendirme açısından çok önemlidir. Bu hem siyasal, hem toplumsal hem de kültürel açıdan çok çok önemlidir. Şu an hem Rojava hem Kuzey hem de Güney Kürtlerinin gözü Rojhilat’tadır. Rojhilat’ta ne olacağını takip ediyorlar. Bu gösteriyor ki Irak Kürtleri Irak’tadır, Türkiye Kürtleri Türkiye’dedir, Suriye Kürtleri Suriye’dedir ancak ülke sınırlarını aşan Kürt kimliği onların bu konuda hassas olmasını sağlıyor. Yani eğer İran’da Kürtlerin otonom bir bölgesi olursa bu Türkiye Kürtleri için çok büyük önem teşkil eder. Irak Kürtleri için de çok önemli olur. Bu yüzden Rojava’da yaşananlar üzerine Süleymaniye’de vs. gösteriler düzenlendi. Bu, Kürt kimliğinin hem ülke çapında hem de ülke sınırlarını aşan boyutta olduğunu gösteriyor. Bu güçlendiği zaman birbirlerini daha fazla destekleyebilirler.









