:
* İmralı, Kandil, PKK, SDG-PYD, Meclis Komisyonu bu aralar aktüalitede en sık gündeme gelen konular. Açık, demokratik bir tartışma ortamı var mı derseniz yanıtı belli. Olmayacak duaya amin!
Başlık Fransa’da iki kez (1906 ve 1917) Başbakanlık yapmış olan, Tıp mezunu, uzun süre gazeteci olarak çalışmış Georges Benjamin Clemenceau’dan (1841-1929). Savaş Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı, milletvekilliği ve senatörlük de yapmış. Dolayısıyla bu alıntının hakkını veren konumlarda bulunmuş bir devlet adamı kendisi.
Memlekette bir asırdır çözülmeyen/çözülemeyen/çözdürülmeyen bir ihtilafı Meclis’in 51 üyeli Komisyonuna havale etmek en hafif deyimle, sorunu tavsatmak, sulandırmak anlamına geliyor. Meclis Başkanı açış konuşmasında ‘’Komisyon sadece ‘Terörsüz Türkiye’ sorunuyla değil diğer önemli meseleler hakkında da çalışmalar yapmalıdır’’ diyerek konuyu iyice dağıtmış.
Cumhuriyet yazarı Işık Kansu, 2 Ağustos tarihli yazısına ‘’TC’yi komisyona havale etmek’’ başlığını uygun görmüş.
CHP’nin komisyona katılmasına karşı çıkan bir yurttaş demiş ki : ‘’Buradan bir şey çıkmaz. Bu komisyon sonunda CHP’yi vatan haini ilan edip dağılır.’’.
Suat Bozkuş 6 Ağustos tarihli Özgür Politika gazetesinde yazmış : ‘’Böylece sorun tartışılmadan gündemden çıkarılmakta ve perde arkasında başka oyunlar sahnelenmektedir.’’
‘’Süreç’’in adı konamadığı için Komisyona isim bulmakta zorlanmış yetkililer. Sonunda ‘’Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi’’ gibi havalı ama çelişkili, anlamsız bir başlık bulmuşlar. Milli dayanışma, aynı milletten yurttaşların dayanışması anlamına gelir. Türklerle Kürtlerin dayanışması anlamına gelmez. Kardeşlik, zalimle mazlum arasında olmaz. Kürtler zaten kardeşlik filan talep etmiyor. Hak, adalet, özgürlük, anayasal tanınma talep ediyor. Demokrasi, her kapıyı açan altın anahtar ya, onu da eklemişler sonuna şık dursun diye. Ama Komisyon toplantısında, mağdur bir annenin anadilini konuşmasına yine ve hala izin vermiyorlar. Milli Kardeşlik !
Konuyla belki çok ilgisi yok ama, epey oluyor, nefis bir ‘’croissant’’ tarifi yayınlandı Fransa’da sosyal medyada: Un, tereyağ, şeker, yumurta,tuz, maya ve sütü 20-25 yıl boyunca yoğurup ne çok katı ne çok yumuşak hamur haline getiriyorsun. Mümkünse bunu sahil kenarında yaparsan deniz suyundaki iyod ayrı bir lezzet katar. Neredeyse şeffaf olacak düzeyde incecik yufka plakları haline getiriyorsun. Merdaneyle çalışıyorsun. Tahta ya da plastik bıçak da lazım. En az dört defa, ayda bir, unluyor sonra fırçayla unu temizliyorsun. Hamuru buzdolabında 6 derecede 3’er gün tutuyorsun. Elinle istediğin biçimi verip rulo haline getiriyorsun. Fırına atıyorsun, kor odun ateşinde en az 6 saat pişiriyorsun. Sonra çıkarıp vitrine koyuyorsun. Meraklısı, heveslisi isterse gelir alır, afiyetle yer. Ayrıntı yok ama bu croissant’ın tarifini veren şefin adı galiba Amiel Solaube imiş. Tanınan bilinen bir şef değil.
Bir akademisyen, bir uzman, bir siyasal bilimci çıkıp da incelese ya nasıl oluyor bu işler ? 1978’den buralara nasıl geldik ? Gelirken elimiz yüzümüz aklımız fikrimiz nasıl ve neden değişti ? Bekliyoruz.
Ayrıca nedense pek kimse hatırlatmıyor ama Komünist partilerin, ulusal kurtuluş hareketlerinin 100 yıldır uyguladığı, denenmiş/sınanmış bir ilkesi var: Lider düşmanın eline geçince, liderliği biter. Ne hikmetse başmüzakereci sıfatını taşıyan ‘’Önderlik’’ bir süredir zindandan açıklamalar yapıyor, hatta daha önce kitaplar bile yayınladı. Dışarıda bazı kitaplar hala toplatılıyor, yasaklanıyor.
‘’Kürt siyasetçileri ve aydınları, T.C’nin İttihat Terakki’den bu yana nasıl oluşup geliştiğini en iyi bilen insanlar. Ben anlayamıyorum: Nasıl oluyor da, Oslo ve 1. Barış Sürecinde rejimden gol yemiş olmalarına rağmen üçüncü kez hala iyimser ve umutlu olabiliyorlar?’’ diyor kıdemli bir Kürt uzmanı. Ve ekliyor: ‘’Başta Rojava olmak üzere gelişigüzel bir bahane bulup bu meseleyi yine gömerler gibime geliyor’’.
Resmi söylem İttihat Terakki’den bu yana Türkleştirme der, diğer taraf da Türkiyelileşmeyi icat etti. Zarf farklı mazruf aynı. Bu kavram o kadar güçlü ve yaygın ki, Kürt meselesinde barış da artık Pax Turcica’nın bir müştemilatı haline getirildi.
Şimdi alaturka barışta, anti-demokratik uygulamalar gırla gidiyor. Mesela ana muhalefet partisinin kayyım atanan belediyelerine yarım ağızla karşı çıkacaksın, iktidarın gasp ettiği kendi belediyelerin hakkında hiç bir talep öne sürmeyeceksin, sonra da Demokratik Konfederalizm, Demokratik Ulus…
Ağacı kurt, insanı dert öldürür…
(SON/RD)










