:
Bu rejim, yurttaşların beynine binlerce çip takmış sanki (Orwell). Bu nedenle düşünürken çoğu insan Tanrı, Vatan, Reis gibi algoritmaların işgali altında. Konuşurken de devlet yetkilisi gibi sözler ediyor.
‘’Üç dakikalık bir plaktan yavrucuğum/Okulda öğrendiklerimizden çok daha fazlasını öğrendik’’.Bu aralar Avrupa turnesindeki Bruce Springsteen’in ‘’Geri çekilmek yok/Teslim olmak yok’’ adlı şarkısından iki dizeyle başladık bugün. 75 yaşındaki rockçu hınca hınç dolu stadyumlarda genelde 3 saat süren konserlerde 20lik delikanlı gibi hopluyor zıplıyor, koşturuyor sahnede ve çoşturuyor izleyicileri. Onbinler bir ağızdan söylüyor bazı şarkıları.
Bruce, İngiltere’de 1984-85’deki Büyük Madenci Grevi sırasında Wembley’de konser vermişti. Açılış şarkısını (Teslim olmak yok) grevcilere adamıştı. Yıllar sonra öğrendik, kendisi açıklanmasını istemediği halde, Bruce o konserin ardından Maden İşçileri Ulusal Sendikasına tam 1 milyon dolar bağış yapmıştı. Bu sayede grevci madenciler bir süre daha direnebilmişti.
* * *
Vakti zamanında bizi Moskova’ya göndermek isterlerdi. Şimdi de İmam Adnan sokağında toplananları biz Suudi Arabistan’a göndermek isteriz. Orada nasıl olsa mizah dergisi olmadığı için protesto edecek bir şey bulamazlar.
* * *
Mizah çok ciddi bir iş. İlk başta sınırsız bir düşünce ve ifade özgürlüğü ister. Olmazsa olmaz. Sonra ilke ile tabuyu ayırdedebilecek akla ihtiyaç var. Cehennemde ve aptallarda mizah yoktur. Bir de iktidarda mizah olmaz. O asık suratlı, çatık kaşlı ve kötü niyetlidir.
Mizah, kahvede askerlik anısı anlatmak gibi bir şey değil.
Kanada’nın Montréal kentinde 1988’den bu yana faaliyet gösteren Ulusal Mizah Okulu var. Rezil olmadan nasıl komik olabilirsin, konusu dahil skeç metni yazma, senaryo fikri oluşturma, stand-up komedi, mizah tarihi gibi dersler var.
* * *
Fransızların isyancı mizah arşivinde Villon, Ruteboeuf gibi çok sayıda şair ve yazar var. Bizde de isyancıları sayarsak Pir Sultan, Kaygusuz Abdal’ı anmak lazım. Ne var ki, bugün Fransızlarda, artık mezarlık sakini Devos, Coluche, Desproges gibi mizahçılar bile hala moda, yenileri de bir bir sahneye çıkıyor. Bizim tarafta bunların yerli ve milli versiyonları kaput. Fransa’da radyo ve TV’lerde önemli makamlardan biri ‘’Humoriste’’(Mizahçı). Rire et Chanson (Gül ve Şarkı Dinle) diye 24 saat yayın yapan bir radyo bile var. Bizde eskiden gazetelerin birinci sayfalarında siyasi karikatürler yayınlanırdı. Artık manşetler traji-komik olduğu için karikatüre ihtiyaç kalmadı.
Gülmek, insana özgü bir yetenek. Zamanı ve mekanı olmamalı mizahın. Pardon, camide, kilisede, sinagogda, tapınakta mizah olmaz. Bozkırda da gırgır nadir. Deniz kıyısı daha teşne neşeye. Bizde feodal ve maço yaklaşımla ‘’Ne gülüyorsun karı gibi!’’ derler.
* * *
Tahmin edebiliyorum : ‘’Başımızda bunca dert bela varken, yok efendim mizahmış, şarkıymış türküymüş, gülmekmiş… nelerden söz ediyorsun sen ?’’ diyenler olabilir.
Roberto Benigni’nin yönetip oynadığı ‘’Hayat Güzeldir’’ filmini izlemiş miydiniz ? 1998’de Cannes’da Büyük Ödül, 1999’de üç dalda Oscar kazanmış olan bu film, Nazi kampında bile mizah yapılabileceğini kanıtlıyor.
Bourdieu ile Grass, bir saatlik şahane muhabbette, bir çok çağdaş sorunun yanısıra bu mizah konusuna da güzel değindiler.
Mizah, zulmün yoğunlaştığı ortam ve dönemlerde normalden daha etkili bir panzehir olabiliyor. Gezi’nin gençleri ispat etmişti bu gerçeği.
(SON/RD)











