:
Kitap sadık ve sağlam bir arkadaş gibi. Dünyayı, memleketini, kentini, mahalleni, merak ettiğin bir konuyu hatta kendini daha iyi tanımak/bilmek için kitap okumak lazım.
Hocam hangi kitapları okuyorsun bu aralar?
Hayrola bu ne merak? Sen öyle kitapla filan pek ilgilenmezdin!
Yok hocam o kadar değil. Ben de arada sırada kitap okurum.
Kişisel gelişim kitapları mı okuyorsun?
Bazen bakıyorum onlara da…
Ben karışmam senin ne okuduğuna. Herkes merakını gidermek, yeni şeyler öğrenmek ya da sadece zevk almak için kitap okur. Ben çok beğendiğim kitapları eşime dostuma öneririm sadece.Bazen de kitap tanıtım yazıları ya da kitap eleştirileri yazıyorum.
Zevk almak mı dedin?
Evet. Çok mu garibine gitti? Kitap okumak bir külfet değil, bir zorunluluk da değil. Okurken zevk almıyorsan, ruhun çiçek açmıyorsa, gönlün ferahlamıyosa, aklın da cambazlık yapmıyorsa okuduğunu da doğru dürüst anlayamazsın zaten.
İlk soruma cevap verecek misin?
Ben eşzamanlı olarak 4-5 kitap okurum.
Nasıl yani?
Şöyle yani: Genellikle aynı konuyu işleyen 4-5 kitabı seçerim, onları da gün içinde değişik zaman ve mekanlarda elime alır sayfalarına gömülürüm.
O 4-5 kitabı nasıl seçiyorsun?
Özel olarak ilgilendiğim konular var. Yurtdışında olunca maalesef esas olarak İnternet’e başvuruyorum, yeni çıkan kitapları izliyorum ayrıca merak ettiğim konulardaki kitapları genellikle sahafların sitelerinden arayıp buluyorum.Nadir Kitap. Bir de sağolsun eş-dostun tavsiye ettiği kitaplara bakıyorum.
Özel olarak ilgilendiğin konular ne?
Ben biliyorsun en az 1978’den beri Medya ile ilgilendim. Ama artık eskisi kadar cazip bir alan değil benim için. Fransız şansonu hep ilgi alanımda. Son zamanlarda en çok İttihat Terakki (İTC) ve Selanik’le ilgili kitaplar okuyorum.
Örnek?
İTC hakkında 2 temel kitap var. Tarık Zafer Tunaya’nın Türkiye’de Siyasi Partiler dizisinin 3. Cildi, bir de Şükrü Hanioğlu’nun kitabı. Bu alanda başka kitaplar da var ama bu 2 eser az çok resmi perspektifi yansıtıyor. Bense İTC’nin üst kademesinde görev almış iki gazetecinin anılarını okudum: Muhittin Birgen ve Mustafa Asım Çalıkoğlu. İlginçtir, ikisi de Talat Paşa’nın adamları. İkisinde de 1915 Hadisesi konusunda ya çıt yok, ya da iki satırda geçiştirmişler.
Gazeteci anıları tarih açısından ciddiye alınacak çalışmalar mı?
Okumasını bilirsen evet. Çünkü bu 2 gazeteci, resmi kitaplarda, temel kitaplarda anlatılmamış ayrıntıları aktarıyor. Bilhassa Çalıkoğlu’nda az da olsa eleştirel bir bakış var. Bilirsin herhalde çapraz okuma diye bir yöntem var.
Nedir çapraz okuma?
Aynı mekanı, aynı zamanı, aynı olay ve şahsiyetleri anlatan kitaplarda farklı yazarların olayla ilgili farklı yaklaşımları, değerlendirmeleri oluyor. Kıyaslama olanağı doğuyor. O doğru, bu yanlış diye bir şey yok çoğu zaman. Ama aynı olayın farklı yorumlarını öğreniyorsun.
Bak bunu bilmiyordum. Ben bir konuda bir kitap okuyunca o konuyla ilgili başka kitap okuma ihtiyacını duymam.
Kur’an Kerim için geçerli belki bu söylediğin ama siyaset, toplum, ekonomi, kültür gibi alanlar için geçerli değil. Hatta Kur’an’ı okuduktan sonra İncil’i de okumakta yarar var.
Hocam bu işin sonu yok, ‘’Oku oku budur sonu’’ diye bir deyiş var, değil mi?
Neymiş sonu?
Bilmiyormuş gibi konuşma. Sonu belli. Çok okursan kafan yorulur bir kere. Toplumdan tecrit olursun. Pratikten kopar, teoride kaybolursun. Hatta bu aralar çok okuyanları Silivri’ye gönderiyorlar.
Vaay çok parlak sözler ediyorsun bakıyorum. Ama kitap okudukça kafan yorulmaz aksine açılır, gelişir. Ben sana ayrıca inzivaya çekil, manastırdaki keşişler gibi 24 saat kitap oku, hayattan elini eteğini çek demiyorum ki…
E ne diyorsun o zaman?
Kitap okumak hayattan, pratikten kopmak değildir. Tam aksine hayatı, pratiği anlamak için gereklidir. Türkçe’de dinsizler, Allahsızlar yani ateistler için kitapsız denir değil mi? 4 kitaptan birisinin takipçisi değilsen o zaman tecrit ederler seni. Ne var ki yeryüzünde 4’den fazla kitap var.
İyi de bazen kitapları yakıyorlar. Sence neden?
İktidarları rahatsız eden en önemli olgulardan ikisi, kitap ve gülmektir. İktidar, okumayan ve gülmeyen/gülemeyen insan ister. Onlara boyun eğdirmek daha kolaydır çünkü.
O zaman bol bol gülelim…
Ben sana yeteri kadar gülüyorum zaten!
(SON/RD)










