:
*Durum vahimleşiyor. İnsana özgü en önemli nitelik ve nimetlerden biri olan konuşma yani düşünme tehlike altında. Diyalog seyrekleşti, çatışma yaygınlaştı…
‘’Antropolojik bir devrim yaşıyoruz : Kuşaklararası ilişkilerde devasa sorunlar var. Ateşi keşfettiğimizde bir dönem açılmıştı, sonra yazı çıktı sahneye, işte matbaanın devreye girmesi, buhar makinesi yani sanayi devrimi, şimdi de İnternet çağındayız. Bu çağın en önemli özelliği, gerçekle ilişkimizin tamamen alt-üst olması. Algoritmalar, yapay zeka, alternatif gerçek derken hakiki hayatla ekrandaki hayat arasına uçurumlar girdi. Ekran hayatın üstüne çıktı neredeyse. Artık insanlar, etten kemikten oluşan 3 boyutlu 5 duyulu yaratıklar olarak fiziken nadiren karşılaşıyor, yüzyüze çok az konuşuyor, hakikaten çok az görüşüyor. Aynı büroda çalışanlar, aynı evde yaşayanlar bile cep telefonu üzerinden mesajlaşıyor. Sözün değeri azaldı.’’
Gérald Garutti (51), iki yıl once çıkan son kitabı, ‘’Nasıl Konuştuğumuza Bakmak Lazım/ Söz Sanatları İçin Manifesto’’ başlıklı çalışmasında şiddetin panzehiri, anlaşmanın, uzlaşmanın hatta barışın anahtarı olabilecek söz’ün güncel konumunu irdeliyor.
Dramaturg, tiyatro yönetmeni, yazar, akademisyen Garutti’nin parlak bir CV’si var. Yüksek Öğretmen Okulu (ENS) mezunu, hem edebiyat hem felsefe master’ı yapmış, doktorası da var. Paris, Londra ve Chicago tiyatrolarında oyunlar sahneye koymuş, üniversitelerinde dersler vermiş. Şimdilerde Paris’te Söz Sanatları Merkezinde söz-şiddet, konuşma-kapışma, konuşma-susma konularında atölyeler düzenliyor, konferanslar ve dersler veriyor. Grup çalışmaları organize ediyor.
‘’İnsanların bir ağzı iki kulağı var. Dolayısıyla az konuşup çok dinlemek lazım. Zaten sizi dinleyen biri yoksa konuşmanın anlamı yoktur. (…) Son dönemde işler öyle bir hale geldi ki, Trump ve benzerlerine teşekkürler, artık gerçek yanılıyor, ideolojiler hakikati temsil ediyor. Zaten sosyal medyadaki yazı ve konuşmalara bakın, soru işaretinden çok ünlem işareti var. Küçük harflerle konuşanlar da azaldı. Çoğunluk büyük harflerle ve bold konuşuyor. İnternet sayesinde artık herkes konuşabiliyor ama kaç kişi okuyor ve anlıyor? Ve daha sonra anlamlı velut bir tartışma çıkıyor mu? Yurttaş olarak atomize olduk bu kocaman toplumda.Baudelaire yazmıştı ‘Hiç bir zaman kalabalıkların içinde olduğu kadar yalnız olamayız’ ‘’.
Bizdeki siyasilerin demeçlerine bakın. Çok boş sözler. Bilindik vaatler, ezberlenmiş öyküler. Yeni, farklı, olumlu pek bir şey bulamazsınız siyasilerin açıklamalarında.Varsa yoksa, biri iktidarını korumak öteki de iktidarı ele geçirmek için tasarlanmış cümleler.
Sen "Evet" diyorsun, ben "Hayır" diyorum. Sen "Dur" diyorsun, ben "Hadi" diyorum. Sen "Elveda" diyorsun, ben "Merhaba, merhaba, merhaba" diyorum. Neden "Elveda" diyorsun bilmiyorum, ben "Merhaba, merhaba, merhaba" diyorum. (Beatles, Hello Goodbye)
Sözün değeri enflasyona uğradı ve düştü. Söz artık yumuşak ve nazik değil. Söz artık füze oldu. Vuruyor, kırıyor, yıkıyor. Ne kadar sert ve katı konuşursan o kadar dinleniyorsun, o kadar saygı ve takdir görüyorsun. Katil cümleler dolaşıyor cep telefonlarının ekranlarında. Çünkü söz giderek daha fazla iktidarın bir aracı haline geldi. Çünkü iktidarın sözü daha yaygın ve daha gür çıkıyor. Sadece kamusal alandaki ya da sadece siyaset dünyasındaki söz değil, aile içinde, arkadaşlar ya da meslekdaşlar arasındaki söz de yıprandı, eskidi, kılık kıyafet değiştirdi. Karardı, taşlaştı, bozuldu, anlamsızlaştı. Evet belki önce söz vardı, şimdi de söz var, ama yeni söz eski şiddetten bile daha keskin. Ve maalesef pek tacir.
Bize musallat oluyor
Bizi rahatsız eden duygular
Daha doğar doğmaz aptal yerine koyuyor bizi
Oysa ki biz
Duygusal kalabalıklarız
Bir idealimiz var
Yıldızların yelkenlerin cazibesine kapılmışız
Sadece ticari olmayan şeyleri sevmişiz
Duygusal kalabalıklarız
Bak bir de bizimle nasıl konuşuyorlar
(Alain Souchon, Foule Sentimentale)
Baudrillard yıllar önce Simülakr ve Simülasyon teorisini sunup gerçekle sanal arasındaki ilişki ve dengesizlikleri yazdığında galiba yeteri önemi verememiştik. Şimdi pratiğin, post-human yani İnsan Sonrası dönemde bizi nasıl robotlaştırıp sıradan bir tüketici, sıradan bir biat mağduru haline getirmeye çalıştığını görüyoruz.
Batı’da durum daha belirgin. Bizde bir yandan İslami taassup bir yandan kasıtlı olarak cehaletin kökleştirilmeye çalışılması, akademinin yozlaştırılması, bilim karşıtlığı gibi faktörler nedeniyle durum daha vahim.
(*) Gérald Garutti’nin italik olarak dizilmiş cümleleri France Inter radyosunun 7 Ağustos sabah programından alındı. https://www.radiofrance.fr/franceinter/podcasts/sous-le-soleil-de-platon/sous-le-soleil-de-platon-du-jeudi-07-aout-2025-1463205
(SON/RD)










