Hocam merhaba, biliyorum aktüalite üzerine konuşmaktan pek hoşlanmıyorsunuz. Bu nedenle bugün kitaplardan konuşalım. Neler okuyorsunuz bu aralar?
Güzel bir girizgah. Evet, kitap okumayı ve kitaplar üzerine konuşmayı seviyorum. Önce hemen, kitabı nasıl değerlendirdiğimi, nasıl anladığımı anlatayım mı?
Buyrun…
Her kitap benim için aslında bir insan. Ama o insan sadece konuşuyor. Okura bir şeyler anlatıyor. Sen onu dinlemek durumundasın. Sözünü kesip ona soru soramazsın. Ya da ne bileyim ben, ‘’Hop bir dakika bu söylediğin yanlış!’’ filan deyip onu eleştiremez ve ondan bir yanıt alamazsın.
O zaman kitapla diyalog olmuyor. Kitap sadece monolog tarzında üretim yapıyor.
Evet ama olsun. İyi kitap seçersen, iyi bir insanı, bilgili bir uzmanı, hoş sohbet birini dinlemiş oluyorsun böylece. Ayrıca aynı kitabı okumuş arkadaşlarınla o kitap üzerine muhabbet kurabilirsin.
Siz bir seferde birden fazla kitapla haşır neşir olduğunuzu söylemiştiniz. Bu aralar neler var elinizde?
İttihat Terakki’ye taktığım için Fethi Okyar’ın anılarından sonra Rauf Orbay’ın hatıratına başladım. Araya da hem değişiklik hem de zıtlık olsun İnönü’nin anılarını koydum.
Nedir bu üç okumadan edindiğiniz ilk izlenim?
Bir çok nokta var. Önem sırasına göre söylemiyorum ama üç yazar da anılarında kaçınılmaz olarak Mustafa Kemal Atatürk’den çok sık sözediyor. Çünkü Mustafa Kemal o dönemin pivot’u, merkezi, beyni, yüreği her şeyi…
Atatürk’ü çok övüyorlar herhalde…
Daha çok İsmet İnönü övüyor. Fethi bey ile Rauf bey çoğu zaman doğrudan, cepheden Atatürk’e karşı çıkamıyor ama gerek dolaylı gerek satır aralarında Mustafa Kemal’in çeşitli olumsuzluklarını sergiliyor.
Mesela?
Meclis grubu ile Parti grubu arasındaki ilişkiler, M.Kemal’in hem Parti Başkanı hem Cumhurreisi olması, M.Kemal’in Tek Adamlığa heveslenmesi, bir çok tayin edici kararı çok fazla tartışmadan, çevresine danışmadan alması, yakınındaki bazı insanları kayırıp diğerlerini dışlaması…vs… Çok örnek var.
Anılarını yazan üç şahsiyetin ortak noktaları yok mu?
Olmaz mı? Var tabi. Bilhassa Fethi bey ile Rauf Bey hem İttihatçı olmaları hem de genelde M.Kemal’e mesafeli olmaları nedeniyle bir çok ortak görüş ve tutuma sahip. İnönü’ün anıları ise beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.
Neden?
Bana çok düz, renksiz ve bürokratik geldi. Aslında normal çünkü o, yani İsmet Bey, İttihatçılıktan gelmiyor, hep M.Kemal’in çevresindeki ilk 5’e giriyor, ama muhalefet yok. Kendi politika ve uygulamalarını, yani M.Kemal’in tutumlarını, haklı göstermek için kaleme alınmış anılar gibi geldi bana.
Başka ortak yan ne saptadınız?
Bak unutuyordum, üçü de, 1919-1926 (İzmir Suikasti ve yargılanmalar) döneminde, yani Cumhuriyet’in kuruluş ve kendini yeni rejim olarak kabul ettirme döneminde, bir çok politika ve uygulamanın çok yalap şalap, yüzeysel ve acil yani günü kurtarmak için gerçekleştiğini bazen açık seçik bazen de dolaylı olarak kabul ediyor. Üçü, hatta dördü de, Abdülhamid istibdatına karşı mücadele içinde tanışıp askeriye ya da siyasette önemli görevler üstlenmiş şahsiyetler. Ama 1923’den sonra yani muhalefetten iktidara geçtiklerinde aralarında önemli görüş ayrılıkları çıkıyor.
İttihat Terraki konusu dışında da kitaplar okuyorsunuz değil mi?
Zeytinyağlı yeşil fasulyeyi çok sevmeme rağmen her gün iki öğün fasulye yenmez değil mi?
Yenmez hocam.
Şimdilik sadece başlıklarını ve yazarları söyleyeyim.
– Hariciye Çarkı, Mahmut Dikerdem
– Yalnız Kovboy, Dağhan Baydur-İzzeddin Çalışlar
– İmkansız Coğrafyalar, Çoşkun Aral- Müge Aral
– Yolumu Ararken, Beril Eyüboğlu
– Sarah ve Şemsi, Nilüfer Kuyaş
– Kürdler – Tarihi ve İçtimai Tedkikat, Doktor Friç – Naci İsmail Pelister
Bu son kitaptan bir yerde söz etmiştiniz galiba. Yanılıyor muyum?
Doğru. 1918 yılında İttihatçı bir istihbaratçı, ki kendisi erken dönem Öcalan takipçisi sayılır, takma isimle bu kitabı yazmış. Aslında resmi bir rapor olan bu kitap daha o zamandan İttihatçıların ve bugün Kemalist devletin, kısacası devletin Kürt gerçeğine nasıl bakılması gerektiğini anlatıyor. Daha doğrusu nasıl bakılmaması gerektiğini arz ediyor.
(SON/RD)











