:
Sorun artık siyasal, toplumsal, kültürel alandan çekiliyor. Medikal sahaya giriyoruz yavaş yavaş. Vicdan ve ahlak uzun bir tatile çıktı, akıl da emekli oldu.
Hocam merhaba… Nasılsınız?
İyiyim sağol. Bu dönemde ne kadar iyi olunabiliyorsa tabii…
Bu hafta hangi konuyu işleyeceğiz?
Vallahi ben gazeteci olmama rağmen bu aktüaliteden yaka silkmeye başladım. Akıl ve ruh sağlığımı korumak için, haftada sadece bir kere Türk medyasını tarıyorum, çünkü haftada bir kez Yunanistan’daki bir internet haber sitesine Türkiye yazıları yazıyorum.
Bıkkınlık mı? Yılmışlık mı?
Evet belki de… Bak geçen gün, bayramda bir meslekdaşım uğradı Selanik’e. Bir öğlen yemeğinde çok güzel muhabbet ettik. ‘’Ben artık bir daha bir gazeteye ya da bir İnternet sitesine gidip yazı yazmak, gazetecilik yapmak istemiyorum. Kendimi edebiyata verdim. Bir yandan çeviriler yapıyorum, bir yandan bir şeyler yazıyorum ve esas olarak edebiyatla uğraşıyorum’’ dedi. Onun adına sevindim.
Bir kaçış itirafı değil mi bu? Edebiyata da sığınsa eski bir gazeteci, siyasal ve toplumsal sorunlardan uzaklaşabilir mi?
Bakıyorum çok sıkı ‘’Siyasi Abe’’ler gibi konuşuyorsun. Benim başka meslekdaşlarım, bu son Cemaat darbesi parodisinden sonra Istanbul’dan Ankara’dan ayrılıp Ege ya da Akdeniz’de ilçelere taşındı, gazeteciliği bıraktı, emekli maaşı ile geçinemedikleri için başka işlerle uğraşıyorlar.
Hocam benim de iki arkadaşım, Istanbul’da yaşam koşulları çekilmez hale geldiği için taşradaki ailelerinin yanına taşındı. Anasının babasının evinde hiç olmazsa kira vermeden ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Bu tespitler de şunu gösteriyor ki, komünal toplum, demokratik konfederalizm ya da demokratik entegrasyon bugün insanların acil ve temel ihtiyaçlarını karşılamıyor. 2026’nın Spinoza’sı bile popüler, akılcı bir çözüm üretemiyor demek ki…
Hocam bir dakika… Çok mu hızlı düşünüyorsunuz, ben mi izleyemedim? Nereden nereye geçtiniz birdenbire? Şimdi ne alakası var geçim sıkıntısıyla bu söylediklerinizin?
Bak, demin söyledim, ‘’Siyasi abe’’ gibi konuştun dedim. Ama bu söylediklerim arasındaki bağlantıları kuramadıysan kırık gibi konuşirsen!
İşler iyice çatallaştı. Bu son söylediklerinizden de hiç bir şey anlamadım!
Burada, Selanik’de yaşayan, iki ayda bir Türkiye’ye gidip görevi gereği çeşitli kesimlerle görüşmeler yapan bir arkadaşım var. En son ne anlattı biliyor musun?
Nereden bileceğim ben?
Dedi ki ‘’Dikkat ettim, iktidar yanlısı ya da muhalif üst ya da orta düzeyde yönetici olan muhattaplarımın büyük bir çoğunluğu toplantılarda çok boş, çok anlamsız gözlerle bakıyor. Böyle beyni çekilmiş gibi. Lobotomi yapılmış sanki. Ciddi bir toplantıdayız ama karşımdaki insan, çoğu erkek, sanki ağır bir yemekten sonra sahil kenarında şezlongunda oturan adamın halet-i ruhiyesinde. Bambaşka bir dünyada yani…’’
O da mı yılmış ve bıkmış yani?
Bence doğru bu tesbitin. İnsanı diğer canlı varlıklardan ayırdeden en önemli unsur akıl olsa gerek. Akıl olmayınca ya da aklını çalıştırmayınca, ne güzel deyimidir, ot gibidir derler. Hem de kuru ot! Türkiye’deki mevcut rejim tek tek insanları da işte bu hallere düşürüyor
Hocam karamsarlığınız tavan yaptı yine!
Gerçekçi olabilmek için karamsar olmak lazım. Öyle değil mi?
Değil!
Peki sen iyimser olmaya devam et. Mahşer günü bir puan fazla yazarlar karnene.
(SON/RD)







