Ragıp Duran: Mutsuz Bakan/Mutlu Gerilla

Yazarlar

* Birey olmak kolay değil. Hele bu toplumda. Yine de uğraşmak, çabalamak lazım. Durum giderek kötüleşiyor. Ama enseye güneş kremi sürmek iyi olur…

1789 Fransız Devriminden sonra gelişen siyasi/kültürel/edebi/fikri akımlara post-modern etiketi yapıştırıldı. Sağcı bir ideoloji ve liberal bir ekonominin çehresiydi. 20. yüzyılda her şey çok hızlı gelişti. Kapitalizm, ahtapotun kolları gibi tüm yeryüzünü sardı kuşattı. Gelişen, yaygınlaşan teknoloji toplumları, insanları da etkiledi, değiştirdi. Bilgisayarın/İnternet’in devreye girmesiyle neo-liberal ideologlar post-truth (Gerçek Sonrası) döneminin perdesini açtı. Sefil hayatlar yaşamak zorunda kalan milyonlarca işçi ve köylü, iş cinayetlerinde öldürülürken yüzbinlerce mülteci denizlerde boğularak hayata veda etti. Savaşlarda ölen asker ve sivilleri saymadım.  Yapay Zeka, algoritmalar, robotlar devreye girince post-human (İnsan/İnsanlık Sonrası) çağı müjdelendi.  Aynı dönemde disposable man/homme jetable  (Atılabilir İnsan)  sahneye çıkartıldı. İnsan, 3 kez kullanılıp çöpe atılan bir traş bıçağına benzetiliyordu.

Bu hale düşürülmüş zavallı İnsanlık, manevi olarak Tanrı, Allah, Buda ya da İsa, Musa, Muhammed gibi kültlere ihtiyaç duymalıydı, nitekim de duydu. Emin değilim ama Rockefeller mi demişti? ‘’İşçiler cennetin var olmadığını anlarsa yandık!’’. Tanrı, cennet yetmediği için siyasi olarak da Hitler, Mussolini, Stalin, Ebedi Şef ya da Önder ve Rehberlere biat etmeliydi kitleler.  

Oysa ki, kalabalığa karışmadan, egemenlerin sofrasına oturmadan, yaygın medyaya kapılmadan, resmi kurumlara yüz vermeden, bağımsız ve özgür bir birey olarak yaşamak gibi bir seçenek de var. Biliyorum kolay değil. Ama Hukuk, Vicdan, Hürriyet, Sol gibi temel değerlere sımsıkı sarılarak, iyi bir insan ve iyi bir toplum için çalışmak, merakını gidermek için sürekli kitap okuyup, eşinle dostunla muhabbet etmek, işini/mesleğini en iyi şekilde icra etmek sonra mesela biranı patates kızartmasıyla içerek, tuttuğun futbol takımı galip gelince çocuklar gibi sevinmek de (Sorry Fenerli dostlar) mümkün. Değil mi?  

*   *   *

Aslında statükonun stajyer miçosu iken kendisini askeri deyimle ‘’Amiral Gemisinin Kaptanı’’ sanan Ertuğrul Özkök, döneminin meslektaşlarını eleştirmek için ‘’Tanrı Gazeteciler’’ deyimini uydurmuştu.

Peki, Tanrı ile Gazeteci arasındaki fark nedir?

– Tanrı kendisini hiçbir zaman gazeteci sanmamıştır!

*   *   *

Beşbin yıllık  İran medeniyetinin bugünkü enkazında  sorunlar var.

Istanbul’dan bir grup muhabir arkadaşımla, – Kutlu Esendemir, Ergün Aksoy ile Vedat Yenerer’i hatırlıyorum – İran Kürdistan Demokratik Partisi’nin Irak topraklarındaki karargâhını ziyaret etmiştik. 90’ların sonu olmalı. Celil Kadani fraksiyonunun yetkilileri olağanüstü bir şekilde ağırlamışlardı bizi. Dağ başında mükellef bir sofra kurmuşlardı. Her çeşit içki de vardı. Gerillalar bizdekilere oranla biraz daha yaşlıydı. Çoğu anadili gibi İngilizce, Fransızca ya da Almanca konuşuyordu. Türkçe bilenler de mevcuttu. Hafif göbekli, saçları dökülmüş, gözlüklü bir arkadaşlarıyla kendi aralarında dalga geçip kıkır kıkır gülüyorlardı. Merak ettik, sorduk. Cevap geldi:

– Bu arkadaş Amerika’da doktorasını bitirdi, Tahran’a döndü. Aslında Dışişleri Bakanı olması bekleniyordu. Örgütle ilişkileri son anda ortaya çıktığı için parlak kariyeri başlamadan sona erdi, o da teselli olarak bize katıldı!    

Göbeklinin adını hatırlamıyorum ama Hakan değildi.

*   *   *

70’li yıllarda Aix-en-Provence’da üniversite talebesiyken İranlı dev gibi bir arkadaşımız vardı. Devrimciydi. Pehlevi rejiminin sıkı muhalifiydi. Biz kendi aramızda Türkçe konuşurken bir sözcük kulağına takıldı ve sinirlendi:

– Şahane demeyin!

– Neden?

– Şahane ‘’Şah gibi’’ demektir. ‘’Şahın Evi’’ anlamındadır. Şah, Hane. Biz nefret ederiz.

– Peki ne diyeceğiz?

 Halkhane deyin! 

(SON/RD)

 

İlginizi Çekebilir

İsrail: İran’ın en üst rütbeli askeri yetkililerinden Ali Şadmani öldürüldü
İsrail ordusu, İran’ın yeni bir füze saldırısı başlattığını duyurdu

Öne Çıkanlar