Ragıp Duran: Onların dünyası, bizim dünyamız

Yazarlar

:

Dünya bu aralar Münih 1938’dekine benzer bir konuma yaklaşıyormuş gibi. 1. Dünya Savaşı ile gerektiği gibi yüzleşilemediği için 2. Dünya Savaşı çıkmıştı değil mi? 81 yıl sonra…

 

Hocam sen gazeteciliğe dış haberler servisinde başlamıştın değil mi?

Evet, neden sordun?

 Kaç yılıydı?

1978’di. CV mi yazıyorsun? Nedir dış haber sorun?

Kıdemli bir dış habercisin demek ki… Şunun için sordum: Bu aralar dış haberler sanki daha fazla ön planda. Ukrayna’nın işgaliyle başladı ilk gelişme. Sonra Suriye, ki karışıklık orada hala devam ediyor. İran uzunca zamandır karışık. Bir de son olarak Trump’ın Venezüela operasyonu çıktı manşetlere. Bir de Grönland…

Peki sonra?

Peki sonrası yok. Bu saydığım olaylar arasında sence ne tür bağlantılar, etkilenmeler var?

Güzel soru. Ama söyleme özen gösterelim. Bak Ukrayna için işgal dedin, doğru. Putin’in işgali daha doğru bir tanımlama olurdu. Suriye için ‘’karışık’’  demek bir anlam ifade etmiyor. Orada da Şam/SDG çelişkisi sürerken Ankara kışkırtıyor saldırıları. İran için de karışıklık yerine halk muhalefeti demek lazım. Trump’un Venezüela’da yaptığına ‘’Operasyon’’ dedin. Hafif kaldı bence. Haydutluk, gasp demek gerekir bence. Grönland şımarığın kaprisi sanki.

Haklısın. Senin deyimlerinle, adlandırmalarınla hemfikirim. Şimdi gelecek misin bu olaylar arasındaki bağlantılara, etkilenmelere?

İzin verirsen bir noktaya daha değinmek istiyorum. Dış politika bizde genel olarak bağımsız, özgür, kendine has bir alanmış, konuymuş gibi algılanıyor. Yok öyle bir şey! Dış politika aslında bir devletin iç politikasının uluslararası  alandaki yansımasıdır, aynasıdır, transferidir. İç politikada barışçı, demokrat bir rejim, dış politikada yüzde 90 oranında saldırgan, işgalci olmaz. Yine iç politikasında otoriter, faşist, baskıcı bir rejim de yine yüzde 90 oranında dış politikasında barışçı, demokrat, uyumlu olmaz.

 Yüzde 90 derken neyi kastediyorsun?

Nadiren kuraldışı örnekler olabilir. Şimdi pat diye aklıma somut bir örnek gelmiyor ama istisnalar için yüzde 90 dedim.

Benim de aklıma gelmiyor bu tür bir örnek. Neyse…

Soruna yanıt hazırlarken bir gerçeği de saptamak gerek. Dünya neo-liberalizmle birlikte küresel politika ve ideolojilerin etkisi altına girerken, yani son 40-50 yılda, belki devletlerin dış politika sorunları arttı ya da daha görünür hale geldi ama medyada dış haberler aynı eğilimi izlemedi. Tam aksine, uluslararası haber ajanslarının etkisi artmış gibi ama bu arada bir çok büyük medya kuruluşları yurtdışındaki temsilciliklerini kapattı. ‘’Okur ülke dışındaki olaylarla çok fazla ilgilenmiyor. Üstelik dış habercilik giderek masraflı, pahalı bir alan haline geldi’’ dediler.

Pardon ama İnternet’in de etkisi olsa gerek bu söylediğinde değil mi?

Evet doğru. Ama bu ortamda Batı merkezli politikalar, ideolojiler, yaklaşımlar egemen hale geldi. Ülkelerin kendilerine has özellikleri gölgelendi hatta karartıldı. Dikkat et, dünyanın çok farklı alanlarında meydana gelen olaylar hep aynı perspektifle işlenip, değerlendirilip okura sunuluyor. Neo-liberalizmin ideolojik egemenliği bunu gerektiriyor çünkü… İran’dan gelen cep telefonuyla çekilmiş sahneler medyada yer almıyor.

Hocam çok uzattın sanki…İlk başta saydığım olayların arasındaki bağlantılara gelemedin bir türlü.

Yoo tam aksine. Sen galiba iyi dinlemedin söylediklerimi. Ukrayna, Suriye, İran ve Venezüela, Grönland hadiseleri küresel ölçekte egemenlik, iktidar kapışmasının kareleri. Aslında bu durum insanlık var olduğundan beri yaşanıyor. Ama artık bu kapışmalar yoğunlaştı, hızlandı. Bir de iletişim ve araçları eskiye nazaran çok daha geliştiği için, biz yurttaşlar, dünyanın dört bir köşesinde cereyan eden hadiseleri neredeyse anında TV ya da bilgisayar ekranında hatta cep telefonlarında hemen görebiliyoruz.

Peki sence görmek yetiyor mu?

Bu soru formda olduğunu gösteriyor. Önemli  bir  noktaya  değiniyorsun. Çok iyi bir saptama son sorun.  Tabi ki görmek yetmiyor. Daha doğrusu bakmak yetmiyor. Gördüğünü anlaman, kavraman için çok sayıda ön koşul var.

Mesela?

Çarlık Rusya’sının siyasi ve diplomatik DNA’sını bilmezsen, Rus-Ukrayna tarihini bilmezsen Putin’in işgalini anlayamazsın. Keza NATO’nun tutumunu da hesaba katmak gerekir.

Suriye’yi anlamak için önkoşul ne?

Bu konuda saatlerce konuşabilirim. Özet vermek gerekirse, Osmanlı’nın son dönemi İttihat Terakki  ve Kemalizm’in travmalarını göz önünde bulundurmadan Suriye’de olup biteni anlamak zor. Erdoğan’ın siyasi röntgenine de bakmak lazım. Dört parçaya bölünmüş Kürtlerin de tarihi ve güncel konumu hakkında bilgin yoksa, ‘’SDG terörist’’ der işin içinden çıkarsın.

İran’da da mı Kürt parmağı var?

Her itirazda, her kalkışmada, her muhalefette Kürt parmağı aramak sana yakışmadı. Bırak o parmağı devlet büyükleri arasın. İran’da Molla iktidarı 1979’dan beri gerçek anlamda istikrar sağlayamadı. Bak Mollalar de kendilerine isyan eden halkı ‘’İsrail yanlısı’’ diye damgalamaya çalışıyor.

 İsrail kışkırtmıyor mu ya da desteklemiyor mu İran’daki muhalefeti?

Soğukkanlılığımı korumaya çalışıyorum. Ama bazen öyle şeyler söylüyorsun ki sanki karşımda aklı başında, genç, iyi niyetli biri değil de  MHP seçmeni, emekli bir Emniyet Müdürü var sanıyorum. 

Pardon!

Geçen haftaki ‘’Yalnızlık’’ konulu yazıya çok sayıda okurdan mesajlar geldi. Çoğu olumlu. Yazının eksiğini gediğini kapatanlar da oldu. Mersi. Ama ben ne kendim ne de başkası için 24 saat yalnız kalıp münzevi bir hayat öneriyorum. 5-10 kişi rakı masasında sohbet, maçta tribünde onbinlerce taraftar ile takımını desteklemek, siyasi mitinglere katılmak, grup seyahatleri vs…olmazsa olmaz uğraşlar olmalı. Yine de kitap okumak, düşünmek, fikir geliştirmek,her türlü sanatsal ve  yazınsal yaratı için yalnızlık şart.

(SON/RD)

İlginizi Çekebilir

Trump İran’la ticaret yapana yüzde 25 gümrük vergisi uygulayacak
MSD Temsilcisi Halil: Garantör ülkelerden rollerini oynamalarını bekliyoruz

Öne Çıkanlar