‘’Gündem çok yoğun’’, ‘’Gündem hızla değişiyor’’ sık duyduğumuz ibareler. İyi de nedir bu gündemin içeriği? Kim nasıl belirliyor bu gündemi? Bu gündemin sahibi kim?
Hocam merhaba, nasılsınız?
İyiyim sağol. Umarım sen de iyisindir. İzin verirsen bu sefer girizgâhı ben yapayım.
Tabi buyrun…
Bak şimdi her hafta genellikle gündemdeki konuları konuşuyoruz, tartışıyoruz değil mi?
Evet…
Dikkat ettim, bu gündem dediğimiz konuları biz saptayamıyoruz. Etrafta yani öncelikle sosyal medyada, sonra geleneksel medyada işte kamuoyunda hangi konular sıklıkla konuşuluyorsa o meseleler gündem oluyor. Ve biz de mecburen, sanki geri kalacakmışız gibi, o konuları ele almak durumunda kalıyoruz.
Evet ama ne tür bir gariplik var ki bunda?
Gündemi biz saptayamıyoruz dedim. Çünkü egemenler, zenginler, siyasi ve iktisadi hatta ideolojik iktidar sahipleri medya aracılığıyla, egemen medya aracılığıyla bazı konuları ön plana çıkarıyor. O konuda demeç veriyor ya da o konuda bazı eylemlerde bulunuyor. Buna bir de Yapay Zeka ve algoritmalar dediğimiz nispeten karmaşık unsurları da katarsak, aslında bir başımıza olsak, ya da sadece senle ben olsak, ya da kafa dengi 5-10 kişi olsak, katiyen konuşmayacağımız, okumayacağımız, üzerinde bile durmayacağımız konular üzerinde fikir beyan etmek, tahlil yapmak, görüş belirtmek zorunda kalıyoruz. Böylelikle biz de o büyük kamuoyunun, egemenlerin önderliğindeki, onların yönettiği kamuoyunun bir parçası oluyoruz.
Bu söylediklerinizi çok iyi anladığımı söyleyemem.
Ben 1978-80 yıllarında Aydınlık gazetesinde çalışıyordum. Hiç kimse mükemmel değildir! Gerçi o günkü Aydınlık ile bugünkü Aydınlık çok farklı idi ama neyse…
Ne alakası var şimdi 1978 yılındaki Aydınlık gazetesinin bu tartışmamızla?
Sabret, dinle biraz… Biz o zaman günlük gazete çıkarmak için yaptığımız hazırlık çalışmalarında bir ilkeyi uygulamak amacındaydık: Biz kendi gündemimizi saptayacağız ve o konuları işleyeceğiz.
Şimdi anlıyorum
Çünkü Hürriyet’in Cumhuriyet’in, Tercüman’ın birinci sayfalarını, manşetlerini izleyerek yani sen de o konuları işleyerek gerçek anlamda bağımsız ve özgür bir yayın politikası oluşturamazsın. Onların ki, devletin, hükümetin, egemenlerin gündemi. Biz ise toplumun, halkın, yönetilenlerin, sıradan insanları sorunlarını haber yapacağız, demiştik. Dedik de ancak sınırlı ölçüde başarılı olabildiğimizi itiraf edeyim. Bütün zamanımızı, enerjimizi egemenlerin gündemindeki konuları tekzip etmek ya da eleştirmekle geçiremeyiz. Bu zamanı, bu enerjiyi kendi gündemimizi okura yansıtmak için kullanmamız lazım.
Evet koca medya nebulasında aykırı bir şey olacak bu istediğiniz. Herkes Başbakanla, iktidar partisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleriyle ya da 3. sınıf sahne sanatçılarının iç çamaşırlarının rengiyle ilgili haber ve yorumlar yaparken, futbol maçlarına 3 tam sayfa ayırırken siz işçiler, köylüler, yoksullarla ilgili haber ve yorumlar yapınca pek kimsenin ilgisini çekmiyordu herhalde değil mi? O kesim zaten gazete okumazdı…
Gazetecilik yaparken sen yaptığın gazetenin, radyo ya da TV yayınının ya da bugün İnternet + Sosyal medyanın kim ve kimler tarafından okunduğunu, izlendiğini bilemezsin ki… İstediğin okur kitlesini de özellikle yayına başladığın ilk dönemlerde seçemez, tayin edemezsin. Ayrıca gazetecilik nabza göre şerbet verilen bir meslek değil. Sen gazeteciysen, doğru, kamu çıkarını savunan, yurttaşı farklı açılardan bilgilendiren her haberi vermek, her konuyu işlemek durumundasın.
İletişim Fakültesindeki dersleri hatırladım bu söylediklerinizden.
Fena mı yani? Nostalji olmuştur. Bak gençleştirdim seni!
İyi de bugün gazetecilik sizin anlattığınız şekilde yapılmıyor ki!
Bugün gazetecilik yapılıyor mu ki?
Bu sefer biraz teorik takıldık. Bitirmeden bir sorum olacak: Ertuğrul Kürkçü’ye yönelik suçlamaları okudunuz herhalde. Ne diyorsunuz?
Ertuğrul benim arkadaşım, abim olur. Kendisini severim ve sayarım. Istanbul’da BİA’da bir süre beraber çalıştık. Sonra yurtdışında da imkan olduğu zaman görüştük. Ertuğrul’la bugün hala çok sık olmasa da temastayım. Ondan çok şey öğrendim. Bir kere siyasi olarak ayrıca kültürel olarak zengin bir adamdır. Taşrada ya da Avrupa’da onunla birlikte gezdiğimizde, çevredeki insanların ona ne kadar büyük sevgi ve saygıyla yaklaştığına çok tanık oldum. Bugün onun eski bir arkadaşı, 50 yıl önceki bir olayı, tanık, belge göstermeden Ertuğrul’a ağır ithamlarda bulunuyor. Hiç inandırıcı değil. Gereken cevabı herhalde yakında alır. Belki de Ertuğrul bu suçlamaları kaale almayıp yanıt vermeyebilir de. Ertuğrul’un hapisten çıktıktan sonra yaşadıkları, yaptıkları ortada. Onun Türk solu ile Kürt hareketini yakınlaştırma çabaları takdire şayandır. Suçlamaları yapan kişiyi şahsen tanımam. Tanımama da gerek yok zaten.
(SON/RD)













