🔴Son bir yılda Bilal Erdoğan’ın görünürlüğü dört kat arttı. Vakıflar, gençlik örgütleri ve Gazze mitingleri üzerinden kurduğu etkiyle Erdoğan sonrası dönemin en güçlü adayı olarak mı düşünülüyor?
Deutsche Welle Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberi:
Son aylarda çok farklı basın yayın mecralarında ve sosyal medya uygulamalarında sıklıkla karşılaşılan isim Bilal Erdoğan…
Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici son yazısında Bilal Erdoğan haberlerindeki artışın yüzde 400’e ulaştığına dikkat çekti. Bildirici’nin aktardığına göre, 2025 yılının ilk 40 gününde Bilal Erdoğan hakkında yalnızca üç etkinlik haberi yayımlanırken, 2026 yılının 1 Ocak-9 Şubat tarihleri arasında bu sayı 16.
Peki bu artışın nedeni toplumun birdenbire Bilal Erdoğan’ı merak etmeye başlaması mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu, tam ismiyle Necmeddin Bilal Erdoğan son dönemde farklı sivil toplum kuruluşlarındaki görevleri ve konuşmaları ile öne çıkarken, babasından sonraki dönem için hazırlık yapıldığı yönündeki işaretler ise giderek artıyor.
Kendisinin “Siyasi kariyer hedefim yok” açıklamalarına rağmen son bir yıldır arttırılan görünürlüğü, düzenli aralıklarla verdiği demeçler, yönettiği milyar dolarlık bütçeye sahip vakıflar ve bürokrasideki ağırlığı, Bilal Erdoğan’ın sadece bir “sivil toplum insanı” değil, Türkiye’nin geleceğinde belirleyici olmak isteyen bir figür olduğunu gösteriyor.
Bilal Erdoğan, genel olarak “Cumhurbaşkanı’nın oğlu” olarak bilinse de günümüzdeki fiili ağırlığı herhangi bir bakandan daha fazla. Erdoğan kimi zaman Kırgızistan’da bir diplomasi masasında, kimi zaman eğitim müfredatını düzenlerken kimi zaman ise gençlere hayat dersleri verirken görülüyor.
Erdoğan’ın “siyasi halefi” tartışmalarında damadı Selçuk Bayraktar ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte adı anılan, ancak bugünlerde bu iki adayı geride bırakmış görünen Bilal Erdoğan, aynı zamanda iktidarın “dindar nesil” projesinin sahadaki uygulayıcısı konumunda.
Peki, İmam Hatip koridorlarından Harvard’a, 17-25 Aralık soruşturmalarından sivil toplum kuruşlarına uzanan bu yolculuk nasıl şekillendi?
Kartal İmam Hatip’ten Harvard’a
23 Nisan 1981’de İstanbul’da doğan Necmeddin Bilal Erdoğan, siyasetin içine doğan çocuklardan.
Hatta ismindeki Necmeddin de her ne kadar yolları sonradan keskin şekilde ayrılsa da babasının o dönemdeki bağlılığı nedeniyle Refah Partisi Genel Başkanı ve eski Başbakan Necmettin Erbakan’dan geliyor.
Pek çok siyasi analist tarafından AKP elitlerinin “yeni nesil” prototipinin belirgin örneklerinden biri olarak görülen Bilal Erdoğan, 1999 yılında bugün iktidar bürokrasisinin “insan kaynağı havuzu” olarak bilinen Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu.
Eğitim hayatının geri kalanı ise Batı dünyasının prestijli kurumlarında geçti. Lisansını ABD’de Indiana Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Ekonomi üzerine tamamladı. 2004 yılında, dünyanın seçkin siyaset okullarından Harvard Kennedy School’da Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı ve ardından kısa bir süre Dünya Bankası’nda bulundu.
Batı kurumlarını eleştirmesine rağmen neden orada okuduğuna yönelik sorularına Erdoğan “İmam hatipten mezun olduğu sırada katsayı uygulaması nedeniyle kendilerine haksızlık yapıldığını ve bu nedenle yurtdışına gitmek durumunda kaldığını” söyleyerek yanıt verdi.
Ancak bu parlak Batı eğitimi onun Batı’ya genel bakışını yumuşatmadı. Bilal Erdoğan “Batı medeniyeti bütün dünyayı kendi boyasıyla boyamak istiyor” diyerek dünyanın tüm toplumlarının kendi medeniyetini ve kültürünü sürdürmesinin önemli olduğunu kaydetti.
“Hata yapmamam lazım”
Bilal Erdoğan’ın kamuoyu algısındaki yeri, 17 Aralık 2013 sabahı temelden etkilendi.
Gülen cemaati ile AKP iktidarı ittifakının bozulmaya başladığı dönemde gerçekleştirilen 17-25 Aralık operasyonlarında internete sızan ve babasıyla yaptığı iddia edilen telefon görüşmeleri Türkiye siyasi tarihine “Sıfırlama Tapeleri” olarak geçti.
Erdoğan ailesi bu kayıtların “montaj” ve “FETÖ kumpası” olduğunu belirtirken, hukuki süreç takipsizlikle sonuçlandı. Ancak Bilal Erdoğan’ın üzerindeki “siyasi zırh” bu olayla büyük yara aldı.
17–25 Aralık süreci, yalnızca siyasi dengeleri değil, dile yerleşen bir ifadeyi de beraberinde getirdi; kamuoyunda zaman zaman hâlâ kullanılan “Bilal’e anlatır gibi” deyimi bu dönemde yaygınlık kazandı.
Bilal Erdoğan bu süreçten sonra bir süre İtalya’da yaşadı. 2015 sonlarında ailesiyle birlikte doktora için Bologna’ya yerleşmesi muhalefet tarafından “kaçış” olarak yorumlandı.
İtalya’da bulunduğu sürede, firari iş insanı Hakan Uzan’ın şikâyeti üzerine hakkında “kara para aklama” şüphesiyle soruşturma açıldı. İtalyan savcılığı, delil yetersizliği nedeniyle dosyayı 2017’de kapattı ve Bilal Erdoğan Türkiye’ye döndü.
Bilal Erdoğan hakkında Bologna’da açılan bu soruşturma o dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sert tepkisini çekmişti. İtalyan yargısını eleştiren Erdoğan, “Benim pırlanta gibi, ki Johns Hopkins’te okuyan, gelip Bologna’da mezuniyetini alacak olan oğluma kara para aklayıcısı damgasını vurmaya kimsenin hakkı yok. Benim oğlumla uğraşmayı bıraksın da İtalya kendi mafyasıyla uğraşsın” demişti.
Aralık 2025’te gençlerle katıldığı bir televizyon programında, çocukluk yıllarını anlatan Erdoğan babası ile ilişkisine dair konuşarak, babası 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemdeki ruh halini şöyle tarif ediyordu:
“O zamandan itibaren ben şöyle düşünürdüm: ‘Hata yapmamam lazım. Ne kadar çok hata yaparsam, babamın bu yürüyüşüne zarar veririm, insanlar bizim üzerimizden ona zarar vermeye çalışır.'”
Vakıf İmparatorluğu’ndan gelen güç
Bilal Erdoğan, şu anda gücünü “sivil toplum” adı altında kurulan devasa vakıf ağından alıyor.
Resmi bir siyasi unvanı bulunmayan ancak devlet protokolünde ve bürokrasisinde geniş bir nüfuz alanına sahip olan Erdoğan, eğitimden kültür-sanata uzanan ve kamu kaynaklarıyla desteklenen devasa bir sivil toplum ağını yönetiyor.
CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir açıklamasında “Milli Eğitim Bakanın oturduğu koltuk aslında Milli Eğitim Bakanı’nın değil, Bilal Erdoğan’a ait. Politikayı çizen de Bilal Erdoğan…” iddiasında bulunmuş ve Erdoğan ailesinin tepkisini üzerine çekmişti.
Özellikle öğrenci yurtları ve burs faaliyetleriyle bilinen Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) ve 81 ildeki yapılanmasıyla dikkat çeken Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) yönetimlerinde yer alarak gençlik teşkilatlanmasını koordine eden Erdoğan; aynı zamanda Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu İlim Yayma Vakfı ve Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) ile akademik ve özel eğitim alanını, başkanlığını yürüttüğü Dünya Etnospor Konfederasyonu ve Okçular Vakfı ile de geleneksel sporlar üzerinden yürütülen kültürel diplomasiyi şekillendiriyor.
Oğul Erdoğan, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı ve İnsan ve İrfan Vakfı gibi kuruluşların da üst yönetiminde.
Kamu arazileri ve belediye kaynaklarıyla desteklenen bu yapılar, muhalefete göre Erdoğan ailesinin “dindar nesil” projesini devlet bürokrasisine takılmadan hayata geçiren en kritik sosyal mühendislik araçları olarak işlev görüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait 2019’da kamuoyuna açıklanan ‘STK-Okul-Yurt 2018′ adlı faaliyet raporuna göre TÜRGEV 51 milyon 593 bin 44 lira ile İBB’den 2018 öncesinde en fazla yardım alan ikinci vakıftı.
Bu arada Türkiye’de son yıllarda izin verilen Filistin ve Gazze odaklı kitlesel gösterilerde Bilal Erdoğan hem çağrı yapan hem de sahada konuşma yapan en görünür isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu mitingler, Bilal Erdoğan’ın muhafazakâr tabanda “doğal liderlik” iddiasını güçlendiren bir araç olarak görülüyor.
Bilal Erdoğan hayatını nasıl kazanıyor?
Bilal Erdoğan’ın ticari faaliyetleri de en az vakıf faaliyetleri kadar yıllardır tartışılıyor.
Amcası Mustafa Erdoğan ve eniştesi Ziya İlgen ile kurduğu BMZ Group Denizcilik sahip olduğu tanker filosuyla uzun süre gündemde kaldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir dönem gelen eleştiriler üzerine “gemicik” olarak adlandırdığı filo, Güngören Belediyesi’nin Ocak ayı sonundaki “Tek Soru, Tek Cevap” programında yine gündeme geldi. Bir gencin, “Galata’da yürüyüş yapılırken bir yandan da ticaret gemilerinizin İsrail’e gittiği söyleniyor, bu konuda ne söylemek istersiniz?” sorusu üzerine Bilal Erdoğan, şöyle konuştu:
“Gemi inşa işi yaptık bir dönem ama ben gemi taşımacılığı hiç yapmadım. Ağabeyim yaptı, onunki de kuru yük gemisiydi o da bu işlerden sonra gemiyi sattı, savdı, gemi işinden çıktı.”
Peki şu anda ticari hayatını hangi sektörde sürdürüyor?
Bilal Erdoğan yine aynı programda bir başka öğrencinin, “Sizin ticaretle uğraştığınızı biliyoruz ama neyden para kazanıyorsunuz?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi:
“İlk ticarete başladığım yıl 2007 yılı gibiydi. Amerika’da Türkiye’den de tanıştığım arkadaşlarım stantlarda bir şeyler satıyorlardı. Türkiye’ye dönüp burada bu işe devam etmek istediklerini söylediler. Ben de onlara, ‘Siz dönün, ben Türkiye’deki işinize ortak olabilir miyim?’ dedim. Türkiye’de arkadaşlarımın ilk yaptığı iş de kozmetik üzerineydi. Sonra 2009 başında aynı ortaklarımla restoran işine başladık. O zamandan bugüne de gıda işiyle uğraşıyorum. Restoranlarımız var ortaklarımızla. Şimdi Dubai’de bir yer açtık, Bakü’de açmayı planlıyoruz. Dolayısıyla gıda sektöründeyim.”
Bilal Erdoğan’ın kişisel projesi: Dünya Etnospor Konfederasyonu
Evli ve üç çocuk sahibi olan Bilal Erdoğan’ın bilinen bir başka özelliği ise geleneksel sporlara olan merakı.
Erdoğan; okçuluk, güreş, cirit, mangala gibi geleneksel sporların uluslararası çatı kuruluşu olan Dünya Etnospor Konfederasyonu’nun (WEC) kurucusu ve başkanı.
Bilal Erdoğan’a göre Batı kültürünün “zihin işgaline” karşı bir çeşit direniş hattı olan Etnospor, kendisine resmi bir devlet görevi olmadan uluslararası arenada protokolde ağırlanma imkânı da sağlıyor.
Bilal Erdoğan’ın yolunun siyasette nereye çıkacağına dair kulislerde çok fazla bilgi dolaşırken, bir sonraki seçimde ise Recep Tayyip Erdoğan’ın yine kendisinin aday olmasına kesin gözle bakılıyor.









