Kartal, ”AKP hükümeti Rojava’daki kazanımların tasfiye edilmesi ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin -yalnızca Kürtlerin değil; Arapların ve orada yaşayan tüm halkların- Şam merkezli HTŞ rejimine kayıtsız ve şartsız teslim edilmesini dayatmaktadır.” dedi.
Kongre-Gel Eş Genel Başkanı Remzi Kartal, Türkiye’nin Rojava’ya yaklaşımını ANF‘ye değerlendirdi.
Kartal verdiği röportajda şunları söyledi:
”AKP hükümetinin Rojava’ya yönelik yürüttüğü politika ve Rojava’ya yaklaşımı, Kürt sorununa yaklaşımının genel çerçevesini ortaya koymaktadır. Rojava’daya yaklaşımı nedir? Rojava’daki kazanımların tasfiye edilmesi ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin -yalnızca Kürtlerin değil; Arapların ve orada yaşayan tüm halkların- Şam merkezli HTŞ rejimine kayıtsız ve şartsız teslim edilmesi dayatılmaktadır.
Bu ne anlama geliyor? Bugün Alevilerin ve Dürzilerin başına gelenlerin, Kürtlerin başına gelmesi anlamına geliyor. Bu durum, sıkça dile getirilen “Kürt-Türk kardeşliği” söylemiyle neyin kastedildiğini de açıkça ortaya koyuyor. HTŞ ile kardeşlik kurulurken, Kürtler imha temelinde HTŞ’ye teslim edilmek isteniyor.
Bu yaklaşım aynı zamanda Türkiye’deki Kürt sorununa bakışı da netleştiriyor. Suriye’de Kürtleri imha temelinde HTŞ’ye teslim etmeye çalışan bir anlayışın, Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümünden ne anladığını buradan görmek mümkündür. Bugüne kadar kamuoyunu ikna eden, gerçek anlamda demokratik bir çözüm yaklaşımı ya da somut bir öneri ortaya konulmuş değildir.
Dolayısıyla Rojava’ya yönelik tutum, Kürt sorununa yaklaşımın ölçüsüdür.
Bu noktadan hareketle şunu söylemek gerekir: Bu yaklaşımla bir sonuç alınamaz. Buradan bir çözüm çıkmaz. Türkiye bu politikada ısrar ettikçe hem kendi Kürt sorununu çözme hem de Türkiye’de ve bölgede demokratik bir çıkış yapma şansını riske atmaktadır.
Bu nedenle, yalnızca DEM Parti’nin ya da Kürtlerin değil; Türkiye’nin demokratikleşmesinden yana olan tüm kesimlerin, AKP-MHP hükümetinin Suriye politikasına ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik tutumuna ciddi biçimde karşı çıkması gerekmektedir…”
/Kaynak: ANF/













