Remzi Zengin: Küresel Savaş- 2

Genel

12 Nisan günü Nûpel’de yayınlanan “Küresel Savaş” başlıklı ilk yazımızda İran’a yönelik müdahale şartlarını ve bunun bölgesel ve küresel savaşa dönüşme ihtimalini değerlendirmiştik. İran’a müdahalenin Doğu Bloku üyesi devletleri siyasi ve askeri müttefik çerçevesinde harekete geçirebileceği, Çin’in bu amaçla Tayvan’ı işgale girişebileceğine değinmiş ve bu riskin ortadan kalkması için Çin’e uygun deniz şartlarını sunan Nisan ve Mayıs aylarının beklenebileceğini vurgulamıştık. Nitekim Haziran’ın ortasına ulaşmadan İran Müdahalesi başladı ve bugün Doğu Bloku üyesi ülkeler İran’a yardım etme yarışına girmiş durumdalar.

 13 Haziran’ın ilk saatlerinde başlayan İran’a müdahalesinde görüldüğü üzere temel politika, iki devletin tıpkı Ukrayna ve Rusya örneğinde olduğu gibi yalnız bırakılması suretiyle savaşın bölgeye yayılmasını önlemek üzerine devam ediyor. Batı devletleri Ukrayna’da savaş bölgesel hale gelmesin diye davaşa direkt dahil olmamıştı. Aynı tavizin ilk haftası dolan İsrail-İran savaşında da verildiğini görüyoruz. İsrail’e yağan balistik füzelere rağmen Trump, kararını 2 hafta içinde verebileceğini belirterek küresel savaş tansiyonunu düşürüyor. Bu durum, Doğu Bloku’nun küresel ve bölgesel savaş konusunda 2022’den beri daha hazırlıklı olduğunu belgeliyor. Ortadoğu’da demokratik rejimler ile totaliter rejimler arasındaki küresel güç mücadelesi tüm hızıyla devam ediyor.

Irak ve Suriye’den sonra İran’ın yeni mücadele alanı olduğu görülüyor. İsrail, İran’ın kolları durumundaki Hamas ve Hizbullah’ı yenilgiye uğratıp inisiyatif kazanmışken ve seçilmiş başkan Trump İsrail’e desteğini bir çok açıklamayla teyid etmişken İran’a yönelik sınırları tahmin edilemeyen bir savaş başlattı. İran’ın bu operasyonu gereksiz kılacak tavizler verip vermeyeceği merak konusuydu, olmadı. İsrail’in hazırlığı uzun süredir konuşuluyordu. Trump ın İsrail’e sağladığı bombalar bunun göstergesiydi. Özellikle ABD’nin yeraltı yapılarına karşı etkili mühimmat sağlaması hedefler hakkında fikir veriyordu.

Buna karşılık İran’ın Doğu Bloku ülkeleri ile askeri işbirliğini hızlandırması da ortak bir savunma stratejisine işaretti. İran ve Rusya ortak askeri savunma anlaşması imzalamıştı. Kısa bir süre önce de Kuzey Kore’nin uzun menzilli balistik füzelerin geliştirilmesinde İran’a destek verdiği ortaya çıkmıştı. İran dünyada bir ilklerden olan uçak gemisinden İHA kaldırma testlerinin başarılı görüntülerini yayınlamıştı. Rusya ve Çin İran’ı Batı’ya karşı hem stratejik bir ortak hem de stratejik bir denge unsuru olarak görüyor ve bu nedenle onu savunabilmek istiyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İslam dünyasına kenetlenmek boynumuzun borcu” diyerek bu sürecin bir parçası olduğunu ve tarafını Doğu ile Batı arasında netleştirmesi pek çok tartışmaya da son vermiş durumda.

Rusya’nın, Ukrayna savaşı nedeniyle İran’dan İHA ve balistik füze tedarik ederken karşılığında İran’a gelişmiş hava savunma sistemleri ve savaş uçakları sağladığı artık bir sır değil. İran’ın elindeki pek çok silahın adı ne olursa olsun Sovyet ve Rus teknolojisinin kopyaları olduğu uzmanlar tarafından defalarca yazıldı, çizildi. Kendi teknolojisini tıpkı Çin gibi Rusya’ya borçlu olan Kuzey Kore de İran’ın füze programının güçlendirilmesine yardımcı oluyor. Çin hem ekonomik hem de askeri teknoloji açısından destek veriyor. İran’a harita üzerinde bölgesel bir kale rolü verilmiş durumda. Hamas, Hizbullah ve Husiler ağır darbe alana kadar İran saldırı konumundaydı, ancak bu vekil güçler darbe aldıktan sonra İran’ı savunmayı güçlendirme konumunda görmeye başlamıştık.

Müzakereler bu savunmanın bir parçasıydı. Rusya ve Çin’in, İran’a karşı bir müdahaleyi geniş çaplı bir savaşa dönüştürme olasılığının değerlendirilmesi önem arz ediyor. Dünyanın ikinci Süper Gücü ve Emperyalist planlar sahibi Rusya Güney Kafkasya, Hazar Denizi, Pers Körfezi, Umman Körfezi, Türkiye ve Irak’a uzanan bölgesel stratejilerinde İran’ı kritik ve stratejik bir müttefik olarak görüyor. Bu nelere yol açabilir, ön görmek zorundayız. Çin, İngilizlerin 1550’lerde başlattığı ticaret yollarını ele geçirme projesine yeni girmiş durumda. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’yi hem Ortadoğu’daki enerji arzı, hem ticaret yolu üzerindeki konumu ve hem de diğer hedefleri için jeostratejik bir ortak olarak görüyor. Bu nedenle İran’a yapılacak bir saldırıya doğrudan karşı çıkacak ve hem ekonomik hem de askeri açıdan İran’ı destekleyecek ikinci ülkedir. Bu tıpkı İran’ın Irak ve Suriye’de 20 yıldan fazladır Batı’ya karşı operasyonlara destek vermesi gibidir.

 Bu sefer İran’ın Batı’ya karşı savunulmasında daha büyük güçlerin devreye girmesi söz konusudur. Türkiyenin Tavrı: Rusya’nın küresel bir güç olmak için İran’a verdiği önem gibi Türkiye’ye de verdiği bir önem var. NATO üyesi olması hasebiyle NATO’ya karşı kullanılmasından tutalım Akdeniz, Suriye, Lübnan, Filistin, Irak ve Kafkas Ülkeleri üzerinde kullanışlı pek çok jeostratejik avantaj sunmaktadır. İran ve Türkiye’nin denkleşen stratejileri son Suriye hamlesinde görüldüğü üzere teferruat sayılmaktadır. Bunu bu safhaya indirgeyen ise Putin’in bizzat kendisidir. Muhtemel İran operasyonunda Türkiye’nin tavrı ne olur? Ukranya işgalcinde Batı ile ilişkisini bozmadan Rusya ile yürüyebilen tek NATO üyesi olabilen Türkiye, bunu İran müdahalesinde de sürdürebilecek mi? Kimilerine göre Türkiye Batı’nın ve NATO’nun Ortadoğu’daki enerjisini sömürmekten başka şeye yaramıyor. Türkiye’nin İran politikası bu türden yaklaşımları bütün Batı ülkelerinde iktidardaki düşünce haline getirebilir.

Türkiye, Doğu Blokunun yeni üyesi olarak Batı’nın her faaliyetine karşı stratejik ve ideolojik bir duruş içindedir. İran’ın düşmesi Kürtlerin tıpkı Irak ve Suriye’de olduğu gibi İran’da da aktör durumuna gelmesi demektir ki bu, Türkiye için Ortadoğu’daki stratejik dengeyi kaybetme anlamına gelir. İran ile ilişkiler, Türkiye için hem bölgesel bir güç alanı yaratıyor hem de karşılıklı olarak birbirini dengeleyerek iki tarafın da büyük güç olma çabalarına zemin hazırlıyor. Kasr-ı Şirin’den bu yana devam eden bu stratejik denge, Türk ve İran etkisinin stratejik seviyede birbirini kollaması şeklinde işliyor. İran’ın bölgedeki direnci Türkiyenin etkinliğini artıran başat bir faktördür. İran’ın düşmesi Türkiye’yi büyük bir stratejik güç boşluğuna düşürür. Küresel güç savaşları iç dinamiklerden çok dış müdahalelere odaklanan bir karakter sergiliyor. Bu İran için de geçerli. Mevcut durumda savaş ilk haftasını geride bıraktı ve İran gün geçtikçe kan kaybediyor. İsrail’e cevap verme yeteneğini azar azar kaybediyor.

Öte yandan ABD Ortadoğu’ya büyük bir güç yığıyor. Bunu 7 Ekim 2023 saldırısı ardından da yapmıştı ve böylece İsrail’in Gazze’ye müdahalesine İran ve diğerlerinin dahil olmasını engellemişti. Bu açıdan yığınağı caydırıcı bir hamle olarak görmek, başta Pakistan ve Kuzey Kore olmak üzere diğerlerinin fiili olarak savaşa dahil olmasının önüne geçmek olarak görülebilir. Ancak Yunanistan’ın Girit adasına yapılan transferler her askeri uzmanı düşündürüyordur. Sanki Rusya’nın fiili olarak dahil olacağı bir savaş ön görülüyor ve önlemi alınıyor gibi. Denklemin Ortasındaki Kürtler Ortadoğu’da statükonun parçalanmasının en güçlü unsuru şüphesiz Kürtlerdir. Buna sebep Farsların, Arapların ve Türklerin tarihi Kürt toprakları üzerinde kurdukları suni sınırlardır. Bölgenin en büyük devletsiz topluluğu olan Kürtler Irak ve Suriye’de olduğu gibi İran’da da Batı’nın potansiyel stratejik müttefikidir. Özellikle Suriye’deki Kürt güçleri, İran’a karşı tutumlarını sertleştirmiş durumda. Ağır baskı koşullarına rağmen İran Kürtleri sindirmeyi başaramadı. Batı’nın, kadınları özgürlük için dağlara sığındığı Kürtleri desteklemesi İran’ı köklü bir değişime zorlayamadı.

Özellikle Kürtlerin tutumu bölgedeki denklemleri tamamen değiştirir. Kürtlere verilen destek mekanizması ile birlikte dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya doğru yayılan bir kırılma ile İran onlarca kimliğin üzerine kurulan hegemonik Fars ulus-devleti bir federasyona dönüştürülebilir. Kürtlerin elini tutan kazanır. Sonuç olarak, İran operasyonu küresel güç mücadelesinde büyük bir kırılma yaratıyor ve Ortadoğu’nun stratejik dengesini tamamen değiştiriyor. İran Batı karşıtı Blok içinde en aktif ve en agresif aktörlerden biriydi. Rusya, Çin, Kuzey Kore, Türkiye ile başlayan Lübnan, Filistin ve Yemen’e kadar uzanan askeri ve ekonomik bağlar onu sadece bölgesel değil, küresel bir tehdidin parçası yapıyordu. Peki 11 Kasım 2024 Astana kararıyla HTŞ’ye Şam’ı teslim ederek İran Suriyesi’ni İsrail müdahalesinden koruyan Doğu Bloku, İran Rejimi düşmeden önce Rejimi teslim edeceği bir vekil bulmuş mudur? Azeriler İsrail’e böyle bir gol atabilir mi? Doğu Bloku böyle bir çözüme mi yatkın, yoksa İsrail’le bölgesel ve küresel savaşa mı hazır, hep birlikte göreceğiz.

 

İlginizi Çekebilir

Ömer Çelik’ten ABD’nin saldırısıyla ilgili açıklama: Müzakere mesajı!
Erzincan Tercan’daki Abrank Manastırı kaderine terk edildi

Öne Çıkanlar