Her dara düştüğümde, her hüzün gecesinde içime çöken sessizliğe sığınacak bir yer aradığımda, elim iki klama, iki ağıda gider. Biri ovam, diğeri dağımdır. Biri, “Delalê min Wayê Delal”dır; diğeri ise “Dilo Yeman”…
İkisinin de yüreği, işgale karşı direnişle çarpan kahramanlara aittir. Birinin sevdalısı, toprağını savunurken can verdi; şimdi harabe mezarı, Girê Edşanê’de işgal altında rehindir. Diğeri ise yüzyıllar sonra aynı direnişin izinden yürüdü, başı bedeninden ayrı düştü, mezarsızlar kervanına katıldı.
Ama o… Evet, o! Başı bedeninden ayrılmış olsa da hücrelerimin her zerresinde bir bütün olarak dipdiridir: Koçgirî Aslanı Elîşêr’den bahsediyorum.
Erê dilo yeman yeman
Çîyan girtî berf û dûman
Ji me ra bişîne şahê merdan
Ew dermanê hemû derdan
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında ve mirasını devralan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde, 1918 yılında kurulan Kürt Teâli Cemiyeti etrafında şekillenen ciddi bir Kürt aydınlanmasına tanıklık ederiz. Ancak bu dönem yalnızca bir uyanışa değil; aynı zamanda halkın kaderini değiştirmek için birçok bölgede yükselen Kürt ayaklanmalarına ve devletin uyguladığı kanlı katliamlara da sahne olur. Bu kıyamların ilki ve belki de en önemlisi, tarihe “Koçgirî Direnişi” olarak geçecektir.
1908’de Meşrutiyet’in yeniden ilanıyla doğan görece özgürlük ortamında kurulan Kürt cemiyetleri, Erzincan, Malatya, Sivas ve Dersim’de de faaliyet göstermeye başladıkça, bu asi Kürt Kızılbaş coğrafyasında milliyetçi uyanışın ilk filizleri belirmeye başladı. Koçgirî aşiretlerinin önde gelenleri, 1918’de kurulan Kürt Teâli Cemiyeti ile temas halindeydi. Bu cemiyet; Kürt milli değerleri temelinde hareket eden, Kürt ulusun geleceğini önceleyen, Kürtleri ortak çıkarlar etrafında birleştirmeyi amaçlayan öncü bir harekettir.
Yeni bir jeopolitik şekillenmenin eşiğinde olduklarının farkında olan Kürt önderleri, direnişe geçmeye hazırlanıyordu. Bu direnişin başında ise işgalcisini en iyi tanıyan, zamanın ruhunu kavrayan ve hiçbir fırtınaya boyun eğmeyen bir isim vardı: Koçgirîli Elîşêr.
Şubat 1920’de Koçgirî halkı ayağa kalktı. Direnişin liderliğini, II. Abdülhamid tarafından paşalık verilen İbo aşiretinin reisi Mustafa Beg’in oğulları Elîşan ve Haydar Beg ile Elîşêr üstlendi. Elîşêr yalnızca bir savaşçı değil, aynı zamanda diplomatik bir akıldı. Kürt Teâli Cemiyeti ile doğrudan irtibatlıydı ve Koçgirî’de bağımsızlık meşalesini tutuşturanların en ön safındaydı ve en kararlısıydı.
O, hem bu mücadelenin komutanıydı hem de sesi ve kalemiydi. Yanında, cemiyetin etkili üyelerinden Nuri Dersimî gibi düşünsel önderler de vardı. Ortak özellikleri; iyi eğitimli olmaları, devlet işlerinde tecrübeli bulunmaları ve en önemlisi ulusal bilinç taşıyor olmalarıydı. Ne var ki, tıpkı diğer Kürdistan bölgelerinde olduğu gibi, bu bilinç Koçgirî aşiretlerinin çoğunda henüz yeşermemişti. Oysa Osmanlı’nın dağıldığı ve yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin inşa edildiği bu kritik zaman aralığında, harekete geçmek için acele etmeleri gerekiyordu. İmkânları sınırlı, zamanları dardı; adeta zamanla yarışıyorlardı. Ne yapılacaksa o gün yapılmalıydı, aksi takdirde Kürt halkı yüz yıllar boyunca daha da sıkı bir işgal çemberi içinde can çekişecekti.
Temmuz 1920’de Elîşan Bey’in komutasındaki güçler Kangal-Zara hattını denetimi altına aldı. Ardından Refahiye’de, Şadan Aşireti reisi Paşo’nun güçleri düşmana karşı harekete geçti. Kısa sürede Refahiye Elîşan Bey’in, İmranlı ise Haydar Bey’in denetimine girdi.
Kasım 1920’de Hozat’ta toplanan aşiret reisleri, Ankara Hükûmeti’ne bir bildiri sundular. Bu bildiride Sevr Antlaşması’na atıfta bulunarak Dersim aşiretlerine özerklik tanınması, cezaevlerindeki Kürt tutsakların serbest bırakılması ve Kürt bölgelerindeki Türk memur ve askerlerin çekilmesi talepleri dile getiriliyordu.
Ankara, bu taleplere karşı Aralık 1920’de bölgeye bir “Nasihat Heyeti” gönderdi. Heyet, bazı aşiret liderlerini Meclis’e katılmaları yönünde ikna etti. Heyet, Ferhatuşağı Aşireti Reisi Diyap Ağa, Abbasan Aşireti reislerinden Mıço Ağa, Karabal Aşireti’nden emekli süvari binbaşısı Hasan Hayri Bey ve amcaoğlu Ahmet Ramiz Bey ile Mustafa Zeki Bey gibi bölge liderlerini Dersim milletvekili olarak Meclis’e katılmaya ikna etti. Ermeni devleti kurulacağı söylentisi de bu iknada etkili olmuş, bazı liderler Ankara safında yer almıştı.
Ancak bu gelişmeler, Elîşêr ve yoldaşlarını tatmin etmedi. 6 Mart 1921’de Ankara’nın gönderdiği birliklere karşı direniş daha da büyütüldü,. Aynı günlerde Sivas, Erzincan ve Elazığ’da sıkıyönetim ilan edildi. 13 Mart 1921’de Nureddin Paşa komutasındaki Merkez Ordusu, Topal Osman’ın 47. Müfrezesi’yle birlikte bölgeye sevk edildi.
Nureddin Paşa, “Zo diyenleri (Ermenileri) temizledik, şimdi de Lo (Kürtleri) diyenleri temizleyeceğim,” diyerek başlattığı harekâtta binlerce Kürt’tü katletti. Binlerce Kürt ise Türkiye’nin dört bir yanına sürgüne gönderildi. Ümraniye ve Zara’ya bağlı yüzlerce köy yakıldı, mallar talan edildi, hayvanlar yağmalandı.
17 Haziran 1921’de Elîşan ve Haydar Beg kuşatıldı. Elîşêr ise teslim olmadı, bölgeden çekildi. Direniş ağır bedellerle bastırıldı; bazı önderler idam edildi, çoğu yıllarca sürgün hayatı yaşadı.
1923 sonrasında Elîşan ve Haydar Beg affedilerek Erzincan’a, ardından Koçgirî’ye döndüler. Fakat 1931’de Zara Kaymakamı Şükrü Bey’in tertiplediği bir suikastta Zarîfe Xanim’ın kardeşi Gaxur’in eliyle Elîşan Beg öldü, Haydar Beg ise ağır yaralandı. Elîşêr ve eşi Zarîfe Xanim önce Koçuşağı Aşireti’ne, ardından Dersim’de Seyîd Riza’nın yanına gittiler.
Nuri Dersimî’nin anlatımlarına bakılırsa Zarîfe Xanim, yalnızca Elîşêr’in hayat arkadaşı değil; aynı zamanda okuryazar, askeri ve siyasi bilince sahip, öncü bir Kürt kadınıydı. Elîşêr, önemli kararlarını almadan önce mutlaka onun görüşüne başvururdu. Zarîfe, cephede Elîşêr’le omuz omuza çarpışmış, diğer kadınlara da öncülük etmişti.
Koçgirî’deki yenilgiyi kabullenmeyen Elîşêr, Dersim dağlarında yeni bir cephe açtı. Ancak ihanet dalgası asi Dersim dağlarına da yayılmıştı. Elîşan ve Haydar Beglerin Gaxurleri farklı isimler altında etrafta cirit atıyorlardı. Düşmana aman etmeyen ve hiçbir kavgada yenilmeyen kavminden olanın ihanetiyle yüzleşmek üzereydi. Tetikteydi hem düşmana hem de dost postlarına bürünen ihanetçilere karşı.
Elîşan işgalcilerin silahıyla fakat kavminin Gaxurların eliyle katledilmiş, Haydar Beg aynı el ve silahla yaralanmış can can çekişiyordu. Nuri Dersimî, sürgünler kervanında güneye, Suriye’ye doğru yola düşmüştü. İhanetin soğuk soluğu ve düşmanın demir çemberi arasında yalnız kalan Elîşêr, yüreğindeki isyan ateşine, yiğit eşi Zarîfe’ye ve pas tutmamış mavzerine; bir de siper aldığı Tûjik yamaçlarına…
Artık sırtını dayayabileceği tek dost, vakur Tûjik Dağı ve direnişin ulu Pîrı Seyîd Rıza’ydı. Ama Tûjik vadilerine çöken karanlık, yerli işbirlikçilerin ellerinden sızan kanla daha da koyulaşıyordu. Kadın, çocuk, yaşlı demeden ölüm biçiliyor; Dersim’in sarp kayalarında uluyan kurdun iniltilerine, halkın yürek yakan çığlığı karışıyordu. Ve dağların yüreğinden yükselen gelen bir başka haykırış: Koçgirîli iki aslanın yürek titreten kükreyişi…
Seyîd Rıza, halkının daha fazla zarar görmemesi için Erzincan Valisi’nden gelen mektuba inanarak görüşmeyi kabul etti. 11 Eylül 1937’de silahsız teslim oldu, ancak gazetelerde bir ‘eşkıya’ gibi lanse edildi. Devletin “görüşme” adı altındaki tuzağının acı bir örneğiydi bu.
Dersim Harekâtı’nın en şiddetli günlerinde Elîşêr ve Zarîfe Xanim, Tûjik Dağı’nda bir mağaraya mevzilendiler. Fakat Seyîd Riza’nın kardeşinin oğlu Reyber ve adamlarının ihanetine uğradılar. Direndiler… Sır vermeyip ser veren Koçgirî aslanları Elîşêr ve Zarife’nin kesik başları, beraberindeki şiirleri ve yazılarıyla birlikte Alpdoğan Paşa’ya sunuldu, birkaç kuruş ve bir aferin karşılığında. İhanetin öncülerinden biri Rayber, sonradan kendi oğullarıyla birlikte aynı devlet tarafından öldürüldü. Diğer hain Zeynel’in akıbeti ise meçhuldür.
Kürdistan mücadelesinde amansızca direnen ve bu uğurda canlarını feda eden tüm Kürt isyan önderlerinde, ortak bir yanılgıya tanıklık ediyoruz: İşgalcisini tanımada eksiklik ve er ya da geç onun sözüne, adaletine güvenme zaafı… Bu yanılgı Elîşan’dan Haydar Beg’e, Şêx Seîd’den Simko ve Seyîd Rıza’ya kadar pek çok liderde karşımıza çıkar.
Ancak Elîşêr, bu zinciri kıran, işgalcileri en iyi tanıyan ve onlara asla güvenmeyen bir lider olarak öne çıkar. O, mahşeri beklemeden, henüz sağken, cephede düşmanıyla hesaplaşmak isteyen bir aslandı. Hiçbir cephede yenilgiyi kabul etmedi; uğruna savaştığı Kürdistan davası için ser verdi, ama sır vermedi.
Elîşêr, son yüzyılın Kürt ve Kürdistan mücadelesinde, düşmanı en iyi tanıyan Kürt isyan önderlerinden biridir.
Belki de ilkiydi… Belki de sonuncusu…










