Ronî Riha: Kürtler Geç Kaldı…

Yazarlar

Bu gecikmenin bedeli, bir yüzyıl daha statüsüzlük ve vatansızlık mı olacak? Yoksa Ortadoğu’daki kırılgan dengeler ve işgalci güçlerin zaafa uğradığı tarihsel bir eşik yeniden mi doğacak? Bunu zaman gösterecek. Ancak o zaman geldiğinde bile, Kürtlerin iç dengeleri belirleyici olacak. Geçmişten ders çıkaramayan Kürtlerin, bugünün gelişmelerinden ders alıp almayacakları da bu geleceği şekillendirecek.

Kürtler arasında bir hayal birliği oluşmadığı sürece, tarihsel fırsatlara hep geç kalmaya mahkûmlar. Bugün Ankara ve İmralı arasında yürütülen süreç, uzun vadede Kürtlerin birlik ruhuna hizmet edecek mi? Bunu da zaman gösterecek.

Ancak bugün itibarıyla açık olan gerçek şu: Kürtler, lehlerine gelişen zamanları ve fırsatları layıkıyla değerlendiremedi. Şimdi yine bir başka zamana umut bağlamak, başka bir bahara hayal mayalamak zorundalar.

Yıllarca Lozan’ın tarihî duvarlarına lanet okuyan Kürtler, günün sonunda o anlaşmayı kutsar hâle geldiler. Bu durum, ciddi paradokslar doğurdu ve sağduyulu her Kürt bireyinde kolay giderilemeyecek kuşkular bıraktı. Dün de, bugün de kendine yenilen Kürt halkı, yarın da bu döngüye mahkûm gibi görünüyor. Çünkü Kürt’ün kendine olan düşmanlığı, “zafere” doymayan, yenilmez bir iç kahramandır.

Bu iç düşman, yalnızca uzun soluklu bir ulusal bilinç mücadelesiyle alt edilebilir. Ne var ki, ulusal bilinç ve mücadele bugün neredeyse ayıplanan kavramlar hâline gelmiş durumda. Bu da ayrı bir tezat.

Tarihin sayfalarında nice halk, bu tür iç çelişkiler nedeniyle tarih sahnesinden silinip gitti. Bugün yalnızca isimlerini biliyoruz. Kürtlerin önüne konulan kader de buydu. Tüm iç bölünmelere rağmen silinmediler, ama kurtuluşa da ulaşamadılar.

Bugün, yara bere içinde yarına tutunmaya çalışan bir halk olarak yalnızca ayakta kalıyorlar. Yürümeyi bile kendilerine haram etmiş gibiler…

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez, Rojava direnişi sayesinde Kürtlerin önüne tarihî bir fırsat daha çıktı. İşgalciler kendi dertlerine düşmüşken; Şam, Bağdat, Tahran ve Ankara sarsılırken; dünya kamuoyu Kürtlerin mücadelesine sempatiyle yaklaşırken; Kürtler, son eşikte bu fırsatı değerlendirme yeteneği göstermediler.

Oysa hayal kurmayan, uğruna mücadele etmeyen, bedel ödemeyen hiçbir halk tarihten pay alamaz. Belki de Kürtler en çok olmayanı sever, en çok imkânsızı sever. Bol keseden konuşmayı…

Bugün Kürtlerin geleceğini ne yazık ki Kürtler değil; işgalci güçlerin iç dengeleri ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen küresel aktörlerin insafı belirliyor. Esad rejimi yıkılırken ve Şam’a dünyanın terör listesinde olan bir cihatçı yerleşirken, Rojava’da ilan edilecek bir federasyon yalnızca Rojava’nın değil, tüm Kürt coğrafyasının kaderini değiştirebilirdi. Zaman ve konjonktür hazırdı. Ama o tarihî fırsat, tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.

Ortadoğu’daki bu sarsıntılı dönüşümü önceden öngören Türk devleti, birçok senaryoya karşı hazırlıklıydı. Bugün atılan adımlara bakıldığında, bu hazırlığın meyvesinin toplandığı açıkça görülüyor. İmralı’da başlayan ve Türkiye ile Kürtler arasında yeni bir gelecek inşa etme potansiyeli taşıyan görüşmeler, Ankara’nın belirlediği sınırlar dâhilinde; Kürtleri beklenti içinde oyalama taktiğiyle sürdürüldü. Bu anlamda Kürtlerin kaderi yine Türkiye’nin çizdiği rotada kaldı.

Yaşananlar, birçok açıdan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını andırıyor. Sahadaki dinamikler, yüz yıl öncesiyle neredeyse birebir örtüşüyor. O dönemde Kürtler, “kâfire” karşı “ümmet” birliği adına yerli işgalciyi görmezden gelip Türk cephesinde savaştılar. Bugün de benzer bir yanılsama mevcut. Erdoğan kendisini yeni bir Mustafa Kemal rolüne yerleştirirken, Bahçeli ve benzeri aktörler de İsmet İnönü’nün rolüne talip. Türk siyaset sahnesi, tarihî rollerin yeniden dağıtıldığı bir tiyatroya dönüşmüşken, figüran rolü için yine Kürtler seçiliyor.

Kürtlerin politik söyleminde ise hâlâ çözülmemiş bir çelişki var: Demokratik siyaset yoluyla hak talep etmek. Oysa Türkiye’de bu beklenti, gerçeklikten oldukça uzak. Erdoğan tüm yetkileri tek elde toplamış; muhalif siyasetçileri, gazetecileri cezaevlerine doldurmuş; hapishaneleri adeta toplama kamplarına çevirmiş durumda. Bu koşullarda demokratik siyaset zemininden söz etmek mümkün değil.

Peki, Kürt sorunu gerçekten bir “demokrasi” sorunu mudur? Eğer öyle olsaydı, her rejim değişiminde bu mesele çözülürdü. Oysa gerçek daha derin: Kürt sorunu, özünde bir ulus ve vatan sorunudur. Kadın-erkek eşitliği, sosyalizm ya da komünalizm gibi ideolojik çerçeveler bu tarihsel meselenin merkezini teşkil etmez. Ortadoğu ve Asya üçgeninde dört parçaya bölünmüş, sayısı 50 milyonu aşan bir halk, yüzyıllardır vatansızdır. Kürtlerin temel meselesi, herhangi bir siyasi paradigma ile sınırlanamayacak kadar derindir.

Nitekim 2024 yılı, bu tarihsel fırsatın yeniden doğduğu bir dönemdi. 1 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin DEM Parti milletvekilleriyle tokalaşması, 22 Ekim’de Abdullah Öcalan’a yapılan “örgütü lağvet, TBMM’de konuş” çağrısı, Esad’ın Şam’dan kaçtığı ve HTŞ’nin Halep’e yürüdüğü günlerle çakıştı.

8 Aralık 2024’te başkent Şam’ın düşmesiyle Türk devleti İmralı’da yoğun müzakerelere başladı. Rojava da karar aşamasındaydı: Ya federasyon ilan edilecekti ya da yine geç kalınacaktı.

O sırada Almanya’dan Fransa’ya, İsrail’den ABD’ye kadar birçok ülke Kürtlerden bahsediyor, İsrail Dışişleri Bakanı diplomatik bir atılım başlatmıştı. Ancak Türkiye’nin ve bazı Kürt çevrelerinin baskısıyla, “sürece zarar gelmesin” denilerek Kürtler beklemeye zorlandı.

Tam da HTŞ lideri Colani’nin birkaç cihatçıyla Suriye cumhurbaşkanlığına oturduğu günlerde, Suriye’nin en büyük ordusunun başında olan Mazlum Kobani, belki de “sürece zarar gelmesin” düşüncesiyle federasyon ilanını erteledi ya da bu ilanı gerçekleştirecek yeterli desteği elde edemedi. Gerçek bana göre  budur. Başka türlü okumak dürüstlük olmaz.

Bugün Suriye’de Kürtler oyun dışı bırakılmış durumda. Şam’da taht kuran Colani, uluslararası güçlerin beklentilerini karşılamak adına herkesin şartlarını kabul etti ve artık meşru bir aktör olarak destekleniyor. Kürt hayali ise bu süreçte ağır bir darbe aldı.

Mesele Kürt varlığının tanınıp tanınmaması değil; bu varlığın Kürdistan’a giden bir yol açıp açmamasıdır. Erdoğan için de, Colani için de bu varlık sorun değil—yeter ki Kürdistan’a uzanmasın.

Ve işte, o yol kapatıldı.
Yarın öbür gün “engellediler” denilmesin.
Engelleyen biraz da “Kürtlerdi”. Talep etmeyen de “Kürtlerdi”.

Peki, Ne Yapılmalıydı? Şimdi Ne Yapılabilir?

Geçmişin tüm talihsizliklerine, iç parçalanmalara, fırsatların hoyratça heba edilişine ve uluslararası yalnızlığa rağmen, hâlâ geç değil. Kürt halkının önünde, ulusal iradeyle şekillendirilmiş stratejik bir yol haritası çizmek için tarihsel bir fırsat durmaktadır. Artık zaman, edilgen bir bekleyişin değil; aktif, kararlı ve cesur bir dış politika vizyonunun zamanıdır.

Kürtler, uluslararası alanda eşgüdümlü bir seferberlik başlatmalı; farklı parçalardaki siyasal aktörler, diasporadaki topluluklar, entelektüeller ve diplomasi kurmaylarıyla birlikte, küresel düzeyde etkili bir diplomatik atağa kalkmalıdır. 

Yalnızca mazlumlukla değil; akıl, kararlılık ve çıkar merkezli bir diplomasiyle hareket edilmelidir.

Bu bağlamda, İsrail gibi bölgede etkili ve belirleyici güçlerle açık, doğrudan ve stratejik ilişkiler kurulmalıdır. Bu ilişkiler yalnızca görüşme düzeyinde kalmamalı; gerekirse savunma, güvenlik, teknoloji ve karşılıklı çıkar ekseninde askeri anlaşmaları da içermelidir.

Böylesi ilişkiler, Kürt halkının meşru haklarını güvence altına almak için sağlam bir zemin oluşturabilir. Diplomatik yalnızlık, tarih boyunca Kürtlerin en zayıf noktalarından biri olmuştur. Bu yalnızlık artık kırılmalıdır.

Kürtler, tarihin acımasız tekrarına mahkûm olmak istemiyorlarsa, bu yüzyılın ilk çeyreği bitmeden kendi kaderlerini uluslararası hukuk, diplomatik ilişkiler ve stratejik ittifaklar temelinde yeniden tanımlamalıdır.

Geçmişte yapılmayan yapılmalı, eksik bırakılan tamamlanmalıdır.
Ve en önemlisi:
Bu defa vakit geçirilmemelidir.
Kürtler evrene değil, Kürdistan’a dönmelidir.

 

İlginizi Çekebilir

İlham Ahmed: Resmi açıklamalardaki nefret söyleminden endişe duyuyoruz
Erbil: Bağdat ile sorunlar masaya yatırıldı

Öne Çıkanlar