🔴 SAMER’in ana dillerin kullanımı ve eğitim talebine ilişkin araştırmasına göre katılımcıların büyük çoğunluğu ana dilde eğitim istiyor. Araştırma, ana dilin varlığını sürdürmesinin önündeki en büyük engelin ana dilde eğitimin olmaması olduğunu ortaya koydu.
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, Türkiye’de Türkçe dışında konuşulan ana dillerin kullanım düzeyi ile ana dile dair talep ve eğilimlere yönelik araştırma raporunu yayımladı.
Araştırma verileri 4–10 Şubat 2026 tarihleri arasında Google Forms üzerinden çevrimiçi anket tekniği kullanılarak toplandı. Toplam 1.540 kişi çalışmada elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edildi.
Katılımcıların yüzde 45’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, yüzde 20,5’i Doğu Anadolu Bölgesi’nde ve yüzde 16,8’i Marmara Bölgesi’nde ikamet ediyor.
Cinsiyet dağılımında katılımcıların yüzde 69,4’ü erkek, yüzde 30,6’sını kadınlar oluşturdu.
Katılımcıların yaş ortalaması 42,7 olarak hesaplanırken katılımcıların yüzde 34,3’ünü 35–44 yaş, yüzde 26,9’unun 45–54 yaş aralığında olduğu görüldü.
Ana dil bilgisi
Katılımcıların “Ana diliniz/Lehçeniz Nedir?” sorusuna verdiği yanıtlara göre katılımcıların yüzde 82,8’i Kurmancî, yüzde 9,4’ü Kirmanckî/Zazakî, yüzde 3,3’ü Kurmancî–Kirmanckî/Zazakî, yüzde 2,2’si Arapça, yüzde 0,9’u Çerkesçe, yüzde 0,7’si Lazca/Gürcüce ve yüzde 0,5’i Diğer (Pomakça, Osetçe, Süryanice Vb.) ana dillere sahip.
Hane içinde konuşulan dillere bakıldığında Kurmancî (yüzde 49,5) ve Türkçe yüzde 38,1) öne çıktı.
Aile içinde ana dilin konuşulma sıklığında yüzde 41,5 “Her Zaman”, yüzde 28,1 “Sık Sık” yanıtı verildi.
Sosyal hayatta en çok konuşulan dil Türkçe (yüzde 60,1) olarak öne çıktı.
Kadın ve erkeklerde ana dilin kullanım durumu
Cinsiyet karşılaştırmasında kadın katılımcıların yüzde 79,2’si sosyal hayatta Türkçe konuştuğunu belirtirken, Erkek katılımcılarda Kurmancî kullanım oranının (yüzde 46) belirgin biçimde arttığı görüldü.
Ana dil karşılaştırmasında, Kurmancî ana diline sahip katılımcıların yüzde 55,5’i sosyal hayatta Türkçe konuştuğunu belirtti.
Yaş gruplarına göre sokakta Türkçe konuşma oranı en yüksek 18–24 Yaş yüzde 69,8) ve 55–64 Yaş (yüzde 64,3) gruplarında görüldü.
Ana dilinde okuma yazma becerisi daha düşük
“Ana dilinizi Ne Düzeyde Biliyorsunuz?” sorusunda Anlama ve Konuşma becerilerinin görece yüksek, Okuma ve Yazma becerilerinin ise daha düşük olduğu görüldü. “Çok İyi” yanıtları; Anlama düzeyinde yüzde 45, Konuşma düzeyinde yüzde 37,5, Okuma düzeyinde yüzde 23,2 ve Yazma düzeyinde yüzde 17 oldu. Yazma becerisinde “Hiç” yanıtı yüzde 36,6 oranında gerçekleşti.
“Ana dilini öğrenebileceğim bir okul yok”
Ana dilini hiç veya az anlayan katılımcılar, bunu en çok “Ana dilini öğrenebileceğim bir okul ve kaynak olmadığı için” (yüzde 58,1) gerekçesiyle açıkladı. Bunu “Yasak olduğu için” (Yüzde 19,8) ve “Ailem öğretmediği İçin” (Yüzde 13,6) yanıtları izledi.
Benzer şekilde ana dilini tam konuşamama nedenleri arasında da “Öğrenebileceğim/geliştirebileceğim bir okul ve kaynak olmadığı için” cevabı (Yüzde 59,4) yanıtı ilk sırada.
Hane içi kullanımda ana dilin en sık konuşulduğu bireyler Anne (Yüzde 75), Baba (Yüzde 73,5) ve 65 Yaş Üstü üyeler (Yüzde 63,1) olarak öne çıkarken “Hiç” yanıtı ise en yüksek oranda 0–5 Yaş Çocuklar (Yüzde 24,4) için verildi.
Çocukların ana dilinde konuşamama nedeni
Katılımcıların Yüzde 68,3’ü hanesinde 0–18 yaş arası çocuk bulunduğunu belirtti. Bu grubun Yüzde 57,1’i çocuklarla ana dilinde konuştuğunu, Yüzde 42,9’u ise konuşmadığını ifade etti.
Çocuklarla ana dilde konuşmama nedenleri arasında ilk sırada “Çevremiz hep Türkçe konuştuğu için” (Yüzde 47,2) yer aldı. Bunu “Öğretecek kadar iyi bilmediğim için” (Yüzde 20,6) ve “Okul hayatında zorlanmaması için” (Yüzde 12,4) yanıtları takip etti.
Çocuklara ana dili öğretme çabası sorusunda katılımcıların Yüzde 29,6’sı “Çok çabalıyorum”, Yüzde 26’sı “çabalıyorum”, Yüzde 29,5’i “Orta düzeyde çabalıyorum” yanıtını verdi.
Katılımcıların yüzde 98,7’si Ana dilde eğitim talep ediyor
“Çocukların ana dillerinde eğitim görmelerini ister misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 98,7’si “Evet” yanıtını verdi. Gerekçeler arasında en yüksek oranlar; “Temel insan hakkı olduğu için” (Yüzde 21,3), “Dilin yaşaması için” (Yüzde 20,2) ve “Eğitimde fırsat eşitliği için” (Yüzde 13,7) yanıtları verildi.
“Ana dilde eğitim/öğretim için düşünceniz nedir?” sorusunda katılımcıların yüzde 91,5’i Eğitimin okul öncesinden başlayarak ana dilde olması gerektiğini belirtirken, 18–24 Yaş grubunda bu talep oranı (Yüzde 76,7) diğer yaş gruplarına kıyasla görece daha düşük oldu.
Okullarda “Yaşayan diller” kapsamında verilen ana dili eğitimlerini katılımcıların yüzde 82,1’i “çok yetersiz” olarak değerlendirdi.
En büyük tehlike ana dilde eğitimin olmaması
Ana dilin varlığını sürdürmesi önündeki en büyük tehlike olarak katılımcıların yüzde 56,9’u “Ana dilde eğitimin olmamasını” gösterdi. Cinsiyet karşılaştırmasında erkeklerde bu oran yüzde 63’e yükselirken, kadınlarda baskı/asimilasyon politikaları (Yüzde 23,1) daha belirgin bir tehdit olarak öne çıktı.
Ana dilin korunması ve geliştirilmesi için birinci öncelikli öneri olarak yüzde 37,9 “Eğitim/öğretim dili olmalı”, yüzde 30,8 “Yasal/anayasal güvenceye kavuşmalı”, yüzde 20,1’i “Resmi dil olarak kabul edilmeli” yanıtlarını verdi.
Ayrımcılık algısına ilişkin soruda ise katılımcılar en çok devlet dairelerinde (Yüzde 60,4) ve sosyal medyada (Yüzde 44,7) ana dilleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını düşündüklerini belirtti.
Sonuç ve değerlendirme
Raporda ana dil kullanımının gündelik yaşamda giderek daralan bir alana sıkıştığı; buna karşılık ana dilde eğitime yönelik talebin son derece güçlü ve yaygın olduğu vurgulanırken bulguların, dilin kuşaklar arası aktarımında kırılganlık işaretleri bulunduğunu ve mevcut eğitim politikalarının katılımcılar tarafından büyük ölçüde yetersiz görüldüğüne işaret edildi.
“Ana dilin kullanım alanı daralıyor”
Raporda ana dilin en güçlü olduğu alanın hane içi iletişim olduğunu gösterdiği vurgulanırken; “Anne, Baba ve 65 Yaş Üstü bireyler arasında ana dil kullanım oranı oldukça yüksektir. Buna karşın 0–5 yaş grubunda “Hiç Konuşulmuyor” oranının dikkat çekici düzeyde olması, kuşaklar arası aktarımda zayıflama riskine işaret etmektedir” denildi.
Sosyal hayatta Türkçenin belirgin biçimde baskın olduğunun görüldüğüne işaret edilirken, özellikle genç yaş grubunda sokakta Türkçe kullanım oranının yüksek olmasının, kamusal alanın ana dil açısından sınırlı bir kullanım zemini sunduğunu gösterdiğ, bu durumun ise dilin kamusal görünürlüğünün zayıfladığına işaret ettiği belirtildi.
Ana dilde yeterlilikte yapısal eksiklik
Katılımcıların anlama ve konuşma becerileri görece yüksekken, okuma ve özellikle yazma becerilerinde ciddi düşüş görüldüğünün altı çizilen raporda; “Yazma becerisinde “Hiç” yanıtının yüksek olması, ana dilin formel ve akademik kullanım alanlarından dışlandığını düşündürmektedir” ifadelerine yer verildi.
Raporda ana dilini yeterince anlayamama ve konuşamama nedenleri arasında en yüksek oranın “Öğrenebilecek okul ve kaynak olmaması”nın dil yeterliliğindeki eksikliğin bireysel tercihten ziyade yapısal imkânsızlıklardan kaynaklandığını gösterdiği vurgulandı.
“Ana dili öğretme çabası aile içinde baskın”
Hanesinde çocuk bulunan katılımcıların önemli bir bölümünün çocuklarıyla ana dilde konuşmadığına dikkat çekilen açıklamada, bunun temel gerekçesinin çevrenin Türkçe konuşması olduğu, bu durumun, toplumsal baskın dilin aile içi dil tercihlerini doğrudan etkilediğini gösterdiği ifade edildi.
Katılımcıların önemli bir kısmının çocuklarına ana dili öğretmek için çaba gösterdiği belirtilen raporda, bu durumun, irade ile imkân arasındaki farkı ortaya koyduğu, talep ve niyetin güçlü, ancak destekleyici yapıların zayıf olduğuna işaret edildi.
“Ana dilde eğitime toplumsal talep güçlü”
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından birinin, çocukların ana dillerinde eğitim görmesini isteyenlerin oranının neredeyse oybirliği düzeyinde olması olduğu vurgulanan raporda; “Ana dilde eğitimin temel insan hakkı olarak görülmesi, dil meselesinin kimlik, eşitlik ve kültürel varlıkla doğrudan ilişkilendirildiğini göstermektedir” denildi.
Katılımcıların çok büyük çoğunluğunun eğitimin okul öncesinden itibaren ana dilde olması gerektiğini savunduğuna işaret edilen raporda, mevcut “Yaşayan Diller” uygulamalarının ise büyük oranda yetersiz görüldüğü ifade edildi.
“En büyük tehdit, ana dilde eğitimin olmaması”
Katılımcıların, ana dilin varlığını sürdürmesi önündeki en büyük tehlike olarak ana dilde eğitimin olmamasını gösterdiğinin altı çizilen raporda bu bulgunun, dilin korunmasının aile içi çabayla sınırlı kalamayacağını; kurumsal ve hukuki güvenceler gerektirdiğini ortaya koyduğu ifade edildi.
Ana dilin korunması için öncelikli öneriler arasında eğitimin ana dilde verilmesinin, yasal/anayasal güvence sağlanması ve resmi statü tanınmasının öne çıktığgı belirtilen raporda şöyle denildi; “Bu durum, meselenin kültürel olduğu kadar hukuki ve politik bir boyut taşıdığını da göstermektedir.”
“Katılımcıların bir çoğu ana dilleri nedeniyle ayrımcılık gördüğünü düşünüyor”
Katılımcıların önemli bir bölümünün devlet dairelerinde ve sosyal medyada ana dilleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını düşündüğüne işaret edilen rapordu, bu algının, dil meselesinin yalnızca eğitimle sınırlı olmadığı; kamusal eşitlik ve yurttaşlık deneyimiyle de bağlantılı olduğunu gösterdiği vurgulandı.
Raporda sonuç olarak şu ifadelere yer verildi;
“Araştırma, ana dilin toplumsal hafıza ve kimlik açısından güçlü bir anlam taşıdığını; ancak sürdürülebilirliğinin büyük ölçüde eğitim politikaları ve yasal güvencelere bağlı olduğunu göstermektedir.”
/Kaynak: Evrensel/











