Sedat Ulugana: Roma meydanında katledilen Kürdistanlı Azizler; Abdon ve Sennen

GenelGündem

Kürtlerin İslam öncesi dönemde bir bütün olarak Zerdüştî addedilmeleri, Kürdistan’daki diğer inançları dışarıda tutan bir yaklaşım olmaya devam ediyor. Bu noktada en çok ihmal edilenlerin başında Hıristiyan Kürtler gelir diyebiliriz. Bugün de varlığını sürdüren bu parçanın tarihinde bilinmesi ve yorumlanması gereken sayısız öğe mevcuttur. Bu noktada bir süre önce dostlarımın gösterdiği bir yolda gördüklerimi paylaşmak istiyorum. 

Abdon ve Sennen kardeşleri ilk kez 2017 yılında müzisyen Françoise Arnaud Demir’den duymuştum. “Bu konu neden siz Kürtlerin dikkatini çekmiyor?” diye serzenişte de bulunmuştu. Merakla araştırmaya giriştim ancak herhangi bir belge, bilgi bulamadım. Meğer bugüne kadar söz konusu azizler muhtelif kaynaklarda “Pers” olarak işlenmiş, Perslik üzerine bir anlatım inşa edilmiş. Zira dönemin tarih yazıcılığı son derece kaba anlatıya dayanır. Sonunda müteşekkir olduğum etno-müzikolog Ruşen Filiztek konuya dair  tarihî bir metni geçen ay bana ulaştırdı. 

“Şehitlerin Tarihi: Aziz Abdon ve Sennen: Mirasları , Mucizeleri ve Tarikatları”  [Histoire du Martyre : Saint Abdon et Sennen: de leurs reliques, de leurs miracles et de leur culte  ]   adlı bu metin 1880’de, Fransız Kraliyet Kilisesinin eski başrahibi Piskopos J. Tolra de Bordes tarafından yayınlanmış. Aynı zamanda tarih ve felsefe profesörü olan Bordes söze, “Aziz Abdon ve Sennen’in vatanlarına ve yaşamlarına dair ne biliyoruz?“sorusu ile  başlıyor. Hristiyan-Katolik kroniklerini karşılaştırmalı bir şekilde işleyen Piskoposaa göre Aziz Abdon ve Sennen kardeşler “Cardueni” (Karduyeni) olarak adlandırılan halkın yaşadığı “Gordyene” ülkesindendiler. Bu ülkeye eski zamanlarda “Carduchi” (Karduçi) deniliyordu. “Peki nerededir bu ülke” diye soran yazar, cevabı şu şekilde aktarır: 

“Bu gizemli ülke ‘Arbela’ [Erbil] ovasından ‘Arsissa’ya [Arsissa Erciş demektir ve Hristiyan kronikleri Van Gölü’nü ‘Erciş Gölü’ olarak adlandırır, S.U.] kadar uzanan dağlık ülkenin adıdır ve bu dağlık ülke günümüzde [1880’lerde] Osmanlı devletinin siyasi ve idari sınırlarının dahilinde bulunan Kürdistan’dır. Bu ülke aynı zamanda Aziz Bartholomeus’ın tebliğde bulunduğu ve şehit edildiği ülkedir.” 

Roma kroniklerine göre Abdon ve Sennen kardeşler dönemin Kürdistan’ında “reguli”, yani “prens” kategorisine mensuptular. Psikopos ise kardeşlerin  Avrupalıların anladığı şekli ile “saray mensubu” olmayabileceğini , Kürdistan’ın geleneksel sosyokültürel ve siyasi yapısı göz önünde bulundurulduğunda, “kabile-aşiret reisi” ya da “Ortaçağ Avrupa’sına özgü derebeylikleri”ni andıran yönetim birimlerini, yani emirlikleri yöneten “mîrler”den olabileceklerini ve bu mîrlerin Romalılara sadakat gösteren ve yıllık vergi ödeyen bir tür vassallar olduklarını ileri sürer. 

Milattan Sonra 200’lü yılların ortalarında yaşayan bu iki kardeş Hristiyanlık inancını benimsedikten sonra kendi idari görevlerinden feragat etmeyerek, söz konusu inancın Kürdistan’da yayılması için çaba gösterirler. Decius döneminde, Karduk ülkesi, yani Kürdistan Romalılar ile Persler arasında süren savaşlardan ötürü müşkül haldedir. Kürt hükümdarlar Pers işgalinin nihayete ermesi için çabalamaktadırlar. Öyle ki Roma ordusu M.S 243-244 yılında, Kürt hükümdarların yardımı ile Nusaybin civarında Pers ordusunu yener. Sırasıyla “Nusaybin civarı , Medya, Mezopotamya” yani Kürdistan ülkesi Romalıların hâkimiyetine girer. 

Piskoposa  göre, “Sahte tanrıların fanatik tapıcısı olan ve Hristiyan dinine karşı amansız bir nefretle dolu olan” Decius, Kürt hükümdarların yardımlarını çabuk unutur ve Kürdistan’daki Hristiyanlara karşı adeta sürek avı başlatır. Başta Episkopos Aziz Polychrone olmak üzere çok sayıda rahip ve diyakozu öldürtür. Sonra “Episkopos’un şehri”ne [Nusaybin olmalı] bir Satürn tapınağı inşa eder. İddiaya göre Abdon ve Sennen kardeşler Aziz Polychrone ve diğer Hristiyanların günlerdir teşhir edilen cenazelerini kaçırıp “şehrin surlarının dibine” gömerler.  Romalıların katliamları seçkin Hristiyanlar ile sınırlı kalmaz, “Karduk ülkesini adeta mezbahaya çevirirler.” Mesih’e iman edenler şehir meydanlarında çeşitli işkencelerden geçirildikten sonra katledilirler. Decius’un kesin emri gereği cenazelerinin gömülmesine zinhar izin verilmez. Anlaşıldığı kadarıyla “gizli Hristiyanlar” Abdon ve Sennen kardeşler Hristiyanların cenazelerini kaçırıp toprağa gömmeyi görev edinmişlerdir. Ancak bir süre sonra cenazeleri kaçırıp gömenlerin Abdon ile Sennen olduğu anlaşılır. 

Decius, emrine karşı gelen bu iki Kürt beyin Roma’ya getirilmesini emreder. Bir müddet “dar ve karanlık bir zindanda” tutsak edilirler, akabinde senato Decius’un emri ile Tellus Tapınağı’nda toplanır. Sonra Abdon ve Sennen “zenginlere özgü elbiseler içinde” tapınağa getirilirler. Yüzleri ve bedenlerinde işkence izleri görünmektedir. Tapınağın başrahibi “Claude” bir put getirip sunağa yerleştirir. İmparator Decius Kürt kardeşlere dönüp, “Bu tanrıya kurban sunun, tütsü yakın, o zaman senatonun ve halkın dostları olursunuz. Size topraklarınızda tam özgürlük, servetinize sahip olma hakkı ve daha fazlasını vaat ediyorum.” Abdon ve Sennen cevap verirler: “Biz günahkârlar kendimizi sadece Rabbimize ve İsa Mesih’e adıyoruz, bu putlara değil!”  İmparator öfkeyle haykırır: “Bu adamlar, en ağır cezayı hak ediyor!” Sonra ekler: “Aslanları ve ayıları getirin! Onları bu yırtıcı hayvanların önüne atacağım!” 

Decius, ertesi gün [30 Temmuz] için arenada bir gösteri düzenlemesini emreder, ama gösteri günü aslan ve ayılar ölüverirler. Decius yine de vazgeçmez, başka yırtıcı hayvanlar buldurtur, halkı arenaya toplar. Bu defa Kürt kardeşlerin güneş tanrısına tapmalarını ister. Metnin yazarı piskoposa göre Decius, “Abdon ve Sennen kardeşlerin Hristiyan olmadan önce Güneş’e taptıklarını bildiği için onların inancını suistimal etmeye çalışmaktadır.” Bütün istismarlara rağmen inançlarından vazgeçmezler ve Güneş Tanrısı’nın heykeline tükürüp, ona tapmayı reddederler. Bunun üzerine iki kardeş “demir toplarla bezeli kamçılar” ile dövülür ve arenanın ortasına atılırlar. Sonra iki aslan ve dört ayı belirir, ama onlar da bu kez “kuzu gibi” kardeşlerin ayaklarının dibine yatarlar. Vücutlarındaki yaraları yalayarak, onları korur gibi davranırlar. Bunun üzerine gladyatörlere emir verilir. Gladyatörler önce yırtıcı hayvanları daha sonra da Abdon ile Sennen’i öldürürler. Cenazeler günlerce teşhir edilir. Nice sonra Quirinius isimli bir Hristiyan cesetleri alıp kurşun tabutlara koyarak evinin altına gömer. İddiaya göre cenazeler Hristiyanlığı Roma’nın resmi dini olarak ilan eden imparator Konstantinus devrine kadar orada kalır. Daha sonra Saint Pontien Mezarlığına nakledilir.  

Öte yandan Floransa’nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa kenti Kürt kardeşlerin cenazelerinin kendi şehirlerinde gömülü olduğunu iddia eder.  Ancak Fransa’nın Arles sur Tech kentinde bulunan Sainte Marie Manstırı’nda bulunan mavi mermerden mamul lahitin kitabesine göre, Aziz Abdon ve Sennen’in cesetlerinin kalıntıları Aziz Arnulphe tarafından 5. yüzyılda  bu manstıra getirilip gömülmüştür. Yine iddiaya göre cenazelerin gömülmesinden beri bu mavi mermerli lahit su salgılamaktadır. Nitekim bu suyun dokuz günlük kullanımdan sonra iyileştirici gücü olduğuna, yani şifa verdiğine inanılır. Öyle ki yüzyıllar boyunca bu mezar sayısız Hristiyanın ziyaret ettiği kutsal bir türbeye dönüşür. İki Fransız hidrolog 1961’de bu fenomenin esrarını çözmek için mezarda araştırma yaparlar. Araştırma sonucu anlaşılır ki, kökeni bilinmeyen bu mavi mermer çok küçük gözeneklere sahiptir. Böylece lahite toplanan yağmur suyu bir müddet sonra sızmaktadır. Elbette bu araştırmalar inananların inancını değiştirmez, onlar “kutsal su kaynağı”na inanmaya devam edip Kürt Azizlerden medet ummaya devam ediyorlar. Öyle ki her 30 Temmuzda, yani “Azizlerin Şehadet Günü”nde orta Fransa’da aynı adlı bir dini festival düzenleniyor. 

Bir de azizlere atfedilen bir keramet var. Rivayete göre dağda şiddetli bir fırtınaya maruz kalan bir çoban, sürüsünün kurtulması için bu iki azize dua etmiştir. Azizler duayı kabul edip çobanı ve sürüsünü kurtarınca çoban köy cemaati ile birlikte her yıl azizlerin mezarına balmumu sunusu götürme başlar. 15. yüzyıla tarihlenen bu gelenek günümüzde de sürmektedir. 

19 yüzyıla ait Avrupalı kaynakların ısrarla “Pers” olarak adlandırdıkları Kardukyalı, yani Kürdistanlı Abdon ve Sennen kardeşlere dair bildiklerim şimdilik bunlardan ibaret. Onların burada kısmen anlatılan hikâyesi, Kürtlerin, özellikle de Hıristiyan Kürtlerin tarihinin bir parçası olarak yeniden açığa çıkmış oluyor. Geniş soluklu araştırmalar, tarihin ihmal edilen bu parçasını daha iyi tanımamızı sağlayacaktır. 

İlginizi Çekebilir

DEM Parti Silopi Belediye Eşbaşkanı kesin ihraç istemiyle disipline sevk edildi
Trump, Vietnam ile ticaret anlaşması yaptıklarını duyurdu

Öne Çıkanlar