Başlık DİTAM (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi) https://ditam.org/tr_tr/ olarak 8 Kasım 2025 tarihinde Diyarbakır’da, başlıkta yer alan toplantının ikincisini gerçekleştirdiğimiz çalışmaya ait.
İlk çalışmanın isteyen aşağıdaki linkten tümden indirebilir, okuyabilir. https://ditam.org/wp-content/uploads/2025/09/Toplumsal_barisin_insasinda_hukukun_rolu.pdf
Türkiye’nin uzun yıllardır gündeminde olan Kürt meselesinin çözümünde hukukun oynayacağı role ve yapılması gereken hukuki düzenlemelere odaklanıldı. Açılışın ardından katılımcılar, akademisyenler, milletvekilleri, sivil toplum temsilcileri ve hukukçulardan oluşan geniş bir yelpazede, derinlemesine ve çok boyutlu bir tartışma yürütüldü.
DİTAM Başkanı Mesut Azizoğlu: «Yıllarca bu tür toplantılarda Kürt meselesinin neden çözülmesi gerektiği konuşuldu, son bir yılda yaşananların ardından bugün artık ‘neler yapılması gerektiğini’ konuşuyoruz. Devletin Ortadoğuda yaşanan gelişmelerin ardından güvenlik nedeniyle başlattığı bu süreç, Kürtlerin 100 yıldır anlattıkları gerekçe ve beklentileriyle çok uyumlu değil. Kürt meselesi dil meselesidir, kimlik ve eşitlik meselesidir, adalet, hukuk ve demokrasi meselesidir. Hukuksal düzenlemeler doğru yapılsa da toplumun Kürt meselesiyle ilgili zihniyet değişimi çok kolay olmayacak. Toplumsal hayatın ve beraber yaşamanın temel düzenleyicisi olan hukukun bu meselede rolünü tamamlaması gerekiyor.”diyerek toplantıyı açtı.
Oturumların ilkinde, Prof. Dr. Nilgün Toker, Dr. Salim Orhan, Doç. Dr. Dilan Mızrak yer alırken, moderatörlüğü Başkan Yardımcılarından Avukat Ahmet Özmen yaptı. İkincisinde ise Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu (CHP), Mehmet Emin Ekmen (DEVA) ve Serhat Eren (DEM) yer alırken moderatörlüğü de Başkan Yardımcılarından Avukat Barış Yavuz yaptı.
İlk oturumda, «hukuksal dönüşümlerin nedenleri» ni irdeleyen Nilgün Toker: «Hukukun kurucu rolü ve baskıcı rejimlerde imkanlardan söz ederek özetle;
-
- «PKK’nin savaşmama kararı bana oldukça devrimci bir karar gibi geldi.
- Barış çatışmanın yokluğu değil, adaletin tesisidir.
- Modern hukukun ikili bir yanı vardır: bir yandan düzenleyicidir… bir yandan eşitlik mücadelesinin, hak iddiasının açığa vurulduğu alandır.
- Yeni, baskıcı, otoriter rejimler hukuku aşırı kullanıyorlar… içini boşaltıyorlar, sadakat-korku mekanizması oluşturuyorlar.
- Egemenliğin keyfiyetini meşrulaştıran bir gösteri alanına dönüştürüyorlar.
- Aynı zamanda hukuk, ‘bir arada nasıl yaşayacağız’ sorusunun sorulduğu ve yanıt arandığı bir mekanizma olarak tarif edilirse, yeni bir hukuk peşinde koşabiliriz.
- Ancak “giydirilmiş hukukun” dışlanmayı öğrettiğini, değişim için toplumsal dokuda dönüşüm gerektiğinin”
- Türkiye’de barışın “tuhaflık” içinde tartışıldığını, rejimin belirsizlik yarattığının» altını çizdi.
«Barış İnşa Süreçleri» üzerine konuşmasını inşa eden Dr. Salim Orhan:
- Toplumsal barışın inşası; sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutları bulunan, çok çeşitli stratejiler ve politikalar gerektiren, yapısal ve süreçsel bir olgudur.
- Hukuk metinleri, özellikle de anayasa metinleri, çatışma yönetimi ve çözümünde önemli işlevler üstlenebilecek belgelerdir. Bu metinler, kimi zaman çatışmanın temel nedeni olabildikleri gibi, hazırlanma yöntemleri ve içerikleriyle çatışmayı çözme ve barışı inşa etme potansiyeline de sahiptirler.
- Barış inşasının süreçsel bir nitelik taşıması, dünya örneklerinde de görüldüğü üzere, belirli bir zamana ihtiyaç duyduğu anlamına gelmekte; dolayısıyla bu süreç sabır ve tahammül gerektirmektedir.
- Bu nedenle, barış inşasının gerektirdiği hukuk da süreçsel ve tedricî bir biçimde oluşturulmalıdır.
- Bu bağlamda, Türkiye’de kısa (acil), orta ve uzun vadede yasal değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Öncelikle, içinde bulunduğumuz negatif barış sürecini kalıcı hale getirecek entegrasyon yasalarının acilen yapılması ve hayata geçirilmesi önem taşımaktadır.
- Bununla birlikte, daha uzun bir zamana yayılan pozitif barışın inşası için gerekli yasal ve anayasal değişiklikler de aşamalı biçimde gerçekleştirilmelidir.
- «Örgüt bütünlüğünü bozmak süreci çıkmaza sokabilir.
«Yurttaşlık, Kültürel Kimlik, Silah Bırakma» üzerinden konuyu ele alan Doç. Dr. Dilan Mızrak:
- “Her bir etnik çatışma biriciktir… aynı sebepler aynı sonuçlara sebep vuku etmediğini biliyoruz.
- Bu nedenle referanduma sunulan Good Friday İrlanda’da %70 kabul ile kabul görürken, Kolombiya’da %49 oy oranı ile maalesef reddedildi.
- Geçmişin hesabı görülmeden, mağdurların maddi ve manevi tazmini sağlanmadan… ancak negatif barış sağlanır.
- Kültürel kimlik insanın kendini tanımlama biçimidir. Kültürel kimlik haklarının sadece anadilde eğitim ve anadilin kamusal alanda kullanımı olmadığını, oysa talepler dile getirildiğinde bununla sınırlı tutulduğunu, kültürel kimliğin önemli bir boyutunun sembol ve amblemlerin kullanımı, doğal zenginlikler, ticari yönelimler, ekonomik üretim biçimi gibi öğeleri de kapsadığın. Bu haliyle de insan onuru ile bağdaştırıyoruz.
- Eğitime Kürt edebiyatının dahil edilmesi gibi.
- Kültürel özerkliği, kültürel kimlik haklarının kullanılmasından ayıran şey kurumsal bir yapısıdır.
- Silah bırakma askeri düzlemden politik düzleme geçişi ifade ediyor… taahhüt sorunu için bağlayıcı barış anlaşması şart.
- Ampirik olarak silah bırakma barışı garanti etmez; güven şart.
- Üçüncü göz/arabulucu, tarafsız, tarafları tanıyan ve alt komisyonlar, hakikat, istihdam, ekonomi gibi komisyonların önemine» değindi.
İkinci oturumda Milletvekiller ağırlıklı olarak TBMM’de kurulan ve çalışmalarını 31 Aralık 2025 tarihinde noktalaması beklenen «Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu» üzerinden yaptı. Ağırlıklı olarak da hukuksal ihtiyaçlar, komisyon deneyimleri, negatif barış «tasfiye» de denilebilir ve pozitif barış «dönüşüm» de denilebilir, ayrımını tartışma odağına aldı.
Av. Sezgin Tanrıkulu (CHP): «Reel Durum ve Özel Yasa İhtiyacı» vurgu yaptığı konuşmasında;
- Öcalan’ın ‘imkan ve fırsat verilirse bu meseleyi silah, şiddet zemininden demokrasi, siyaset, hukuk zeminine çekmeye muktedirim’ dediği,
- Ancak, TCK/TMK bir örgütün kendini feshetmesi halinde nasıl bir hukuki prosedür işleyeceğini göstermediğini, bu açıdan da özel bir yasaya ihtiyaç olduğunu,
- MİT’in sürecin gidişat ve evrelerinden tescil makamı gibi olmasının isabetli olmadığını,
- Eylemci, yönetici, eylemsiz kategorizasyonunun riskli olduğunu,
- Pozitif barışın kök sebepleri ortadan kalkarak gerçek anlamda bir dönüşüm sağlanması gerektiğini,
- Esasında devletin bu noktada ne yapması gerektiğini çok iyi bildiğini,
- Ancak Anayasa tartışmaları bu süreç tamamlanıncaya kadar, dondurulmuş göründüğünü,
- Pozitif barış için Erdoğan/Bahçeli/MİT konuşmalarından anlaşılan kök nedenleri çok bildiklerini gösterdiğini» bilgilerini paylaştı.
Av. Mehmet Emin Ekmen (DEVA) «100 Yıllık İnkar ve Toplumsallaşma» diye
- «27 Şubat çağrısı, 12 Mayıs fesih kararı, 11 Temmuz silah yakma, 26 Ekim çekilme kararının son derece önemli stratejik adımlar olduğunu, bu sürecin en büyük eksiğinin yasal alt yapısının hazırlanmaması olduğunu, oysa fesih kararını takiben hızlıca fesih ve silahsızlandırmanın yasal alt yapısının çıkartılması gerektiğini, bugün de bu konuda gecikme olduğunu,
- Komisyonun yasa teklifi için raporlama aşamasına geçmesi gerektiğini,
- İnfaz’da eşitlik, covid yasasında eşitlik ve umut hakkı konularının ayrı paket olarak gündeme gelmesinin beklendiğini,
- Negatif barışın tamamlanması sonrası, entegrasyon programlarının yasal anayasal düzenlemelerin gündeme gelmesi gerektiğini,
- Terörle Mücadele Kanununun değişmesi gerektiğini,
- Demokratik siyaset ve demokratik katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini,
- Anayasal vatandaşlık, anadilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konularının gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğu» bilgilerini paylaştı.
Av. Serhat Eren (DEM): sürece dair «takipçilik ve ısrarcılığın» altını çizerek;
- Türkiye’nin 100 yıllık politikalarına baktığımız zaman esas alınan temel politika tamamen halkların inançların çeşitliliğini red eden inkarcı, asimilasyoncu, tekçi bir politikayı her zaman için esas almıştır.
- Komisyonda dinlenen STK ve temsilcileri için, dinlendiniz, taleplerinizi ileri sürdünüz. Ama bunun takipçisi olmak gerekmiyor mu?
- Komisyonun Sayın Öcalan’la görüşmesi Güney Afrika’da Mandela’da olduğu gibi birçok şeyin aşılması açısından önemlidir.
- “Siyasal muhataplığın kabulü… geri dönüşü mümkün olmayan bir aşamaya girebileceğini düşünüyorum.
- Terörle Mücadele Kanunu… ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri.
- Bütün bu süreçler negatif barış sürecinin pozitif barış sürecine evrilmesi için ilk adımlardan biridir.
Kanaatimce toplantıda adı konmamış olsa da, ortaklaşma sağlanan çok sayıda başlık var.
- Kürt meselesinin bir “güvenlik meselesi” değil; dil, kimlik, eşitlik, adalet, hukuk ve demokrasi meselesi olduğu,
- Devletin “tasfiye” odaklı negatif barış yaklaşımını pozitif barış dönüşüm ile birlikte giderilmesi gerektiği,
- Pozitif barışın kök sebepleri bakımından devletin ne yapması gerektiğini çok iyi bildiği,
- PKK’nin silah bırakma ve kendini feshetme kararının “devrimci” bir irade beyanı olduğu
- Barışın salt bir çatışmasızlık hali değil, adaletin gerçek manada tesisi olduğu,
- Hukuksal düzenlemelerin tek başına yeterli olmadığı, siyasal alanın açılımın yanı sıra kamusal tartışma ve zihniyet dönüşümünün de şart olduğu,
- Hukuksal düzenlemeler doğru yapılsa dahi toplumun Kürt meselesiyle ilgili zihniyet değişiminin de şart olduğu…











