Serhad Serhad: Bir kez daha Rojhilat 

Yazarlar

İran savaşı bir ayı geride bıraktı. Savaş, daha ne kadar sürecek belli değil. Kimse net bir şey diyecek durumda değil. İran zamana yayarak yıpratma stratejisini tercih etmiş görünüyor. Amerika ve İsrail kısa zamanda zafer elde etme stratejisinden yıpratma, iradeyi kırma ve teslimiyete zorlama stratejisine evirilmiş durumda.

 Öte yandan savaşın ilk günlerinde savaşan güçlerin Kürtler ayaklanacağına ilişkin tezleri revaçtaydı  ve bu yönlü beklentileri de üst düzeydeydi. Bu hem ABD-İsrail cephesinin beklentisi hem de İran -Rusya hattının beklentisiydi. Onlara göre; “ellerindeki istihbarat raporlarına” göre, Kürtler “kesin”bir biçimde İran rejimine karşı savaşa gireceklerdi.

Ama bu dağlı Kürtler, beklentileri ters köşe yaptılar ve İran rejimine karşı savaşa dahil olmayacaklarını dünyaya duyurdular. Bu duyuruyu da ortak Kürt partileri adına yaptılar. Yani Kürtler adına süreci provoke edebilecek aktörlerin de önüne kestiler. 

Diğer yandan Rojhilat parti ve örgütlerinin savaşa girmeme kararını Başur, Bakur ve Rojava örgütlerinin de desteklemesi önemliydi. En önemli açıklama Irak Cumhurbaşkanının eşi ve YNK konsey üyesi Sayın Şahnaz Talabani’den geldi: “Kürtler kimsenin kiralık silahı değildir.” dedi. 

Kürtlerin  savaşa girmeme kararını her çevre kendince değerlendirdi, tekrar etmeye gerek yok. Ancak, buna rağmen kamuoyunda Kürtleri tahrik eden, savaşa sevk etmek isteyen arzu ve istemler de dinmemiştir. 

Kuşkusuz, savaşlarda herkes kullanacağı bir maşa arar ve bu savaş yasalarının doğası gereğidir. Fakat Kürtler içinde “aydın” olan veya kalem oynatanların “niye savaşmıyoruz, fırsattır” serzenişlerini anlamak mümkün değil. Bu serzeniş halen devam ediyor ve bu durum insanı ister istemez bazı sorulara yöneltiyor.

Bir; Kürtlerin uluslararası alanda resmi anlaşma yapacak meşru, yasal bir kurumu var mı? Yok…

İki, Kürtlerin dört parçada savaşacak nitel nicel askeri potansiyeli var mı? O da yok…

Üç, İran savaşına girilirse Başur parçasının jeopolitik konumu korunabilecek mi? Özellikler T.C ve Irak ile Sünni-Şii Arap saldırıları karşısında ayakta kalma şansı var mı; buraya kim savunacak? Ya da kim neden savunsun..? 

Birinci soruya yanıt; Elbette Kürtlerin uluslararası anlaşma yapacak meşru bir kurumu yok. Kürtler adına uluslararası güçlerle oturanlar Kürt partileri ve örgütleridir; devlet değildir. Devletler devletlerle stratejik anlaşma yapar, parti ve örgütlerle ise taktik ilişki (anlaşma değil) geliştirirler.

 Kaldı ki “terör” listesine alınan partilerle bırakalım taktik ilişki, görüşmeler ya yapılmaz, ya da yapılasa da gizlidir. Bunlar genelde inkara açık istihbarati görüşmelerdir.

İkinci soruya yanıt; Dört parçada savaşacak ne ortak komuta var, ne de nicel ve nitel gücümüz var. Peşmerge düzenli ordu gibi emir komuta altında değil; iki başlıdır. Partilerin denetimi ve emir komutasındadır. Var olan güç de Başur’un savunmasına yetmez. Zaten hukuksal olarak İran’a karşı harekete geçemez zira, resmiyette Irak ordusuna bağlıdır.

 İran partilerine (PJAK dışında) bağlı askeri kapasite kendi verdikleri sayıya göre toplamda 2 bin – 3 bin civarıdır. Geriye PJAK’a bağlı İran içlerinde ve Başur sınır hatları ile Urmiye’den Maku’ye kadar gerilla birimleri var ve profesyonel bir güçtür ama sayısal yeterliliği tüm Rojhılat’ı alacak ve savunacak güçte değildir.

Şimdi bunların toplamından bakıldığında Rojhilat 250 bin kilometre kare arazi jeopolitiği ve yaklaşık 20 milyon bir halk bileşeni var. Peki Kürtlerin var olan savunma gücü bunu almaya ve korumaya yeter mi? 

Üçüncü soruyu biraz genişçe ele almak gerek; Acaba ABD ve İsrail 22 Arap devletine karşın Kürtleri tercih eder mi? Ya da etmesi için bu güçlere Kürtler ne verebilir? (Trump açıkça “petrol ve yeraltı zenginliğini alacam” diyor) Arap ülkelerinin verecekleri yanında Kürtlerin vereceği hiçbir şey yok. Kaldı ki 500 milyon Arap dünyası, bir milyarın üzerinde etkilediği İslam alemini kim karşısına alır!

Türkiye ise NATO üyesi, zaten yüz yıldır Kürt soykırımına en önemli desteği veren güçler bunlar, bugün neden Kürtleri tercih etsinler? Ayrıca bunlar Rojava’da net olarak nerede durduklarını gösterdiler.

Geriye Rusya cephesi ve onunla olanlar kalıyor. Kendimizi Rusların yerine koyalım; Hazar Denizi ve Kafkaslar’dan Orta-Asya güzergahında Azeriler, Farslar, Türkmenler, Kazaklar var;  Karadeniz boğazlarından sıcak sulara açılan, karadan Avrupa kapısı ise Türkiye.

Bu jeopolitiğe kim Kürtler için sırtını döner?

Bütün bu jeopolitik girdap üzerinden jeo stratejinizi belirleyin ve Kürtlere 3. yoldan çıkın ve bir tarafa yasalanın deyin, diyebilirseniz! Günün sonunda resmi masalar kurulurken Mahabad’da, en son Rojava’da olduğu gibi Kürtleri yine kendi kaderleri ile baş başa bırakabilirler; bırakmamaları için bir nedenleri yok.

Bu ateş cehenneminde Kürtlerin yaslandığı herhangi bir taraf kazansa dahi Kürtler kaybeder. Çünkü, Kürtler Farsların gözünde ABD, İsrail’e birlikte hareket eden; dahası ihanet eden bir halk olarak damgalanacak ve bu algı oluşturaca.  Şiia mezhebi nezdinde “kafirle işbirliği ”damgası yenecek. Ki, Kürtlerden de yaklaşık 6 milyon Şia var, bu da cabası. 

Ve sonuç, bilinen güçlerin Rojava’da dediklerini tekrar edersek; “İlişkimiz taktikti” diyerek Kürtleri Fars, Arap ve Türk-Azeri çemberinde bırakacakları nettir.

Somut durumda dahi Başur, Rojava ve Rojhilat’ta uçuşa yasak bölge ilan edebilirdiler ama etmedirler. TC‘nin Kürtlere saldırmayacağı garantisini veremediler hatta; saldırısını engellemeyi akıllarına dahi getirmediler. Ayrıca Kürtlere uluslararası bir siyasi garantinin verilmesi gündemlerine gelmedi. İstenen “buyurun savaşın, sonrasına bakarız” söyleminin ötesine geçmedi.

Elbette günümüz dünyasında hiç kimse ile ilişki kurulmaz değildir; kurulmalıdır ki kuruluyor. Ancak günümüz dünyasında genel anlamda devletler çıkar ilişkileri üzerinden alır ve verirler. Bu anlaşmalar ve alışverişler de hukuka, meşruluğa dayanır. Kürtlerin bu anlaşmaları imzalama hukuki meşruluğu yok. Bundan dolayı bilmemiz gereken bizlerle yapılan her görüşme, sözleşme vb. inkara açıktır. 

Bundan dolayı en önemli zihin handikapımız uluslararası güçlerle temaslarımızda kendimizi “devlet resmiyeti” üzerinden okuyoruz, oysa bizleri şu aşamada temsil edenler parti veya örgütlerin temsilcisi ve temsil düzeyidir. Devletlerle devletler resmi anlaşma yapar, partilerin böyle bir hukuksal meşruluğu yok. 

Ayrıca her parti de kendi talepleri ile masaya veya masalara gidiyor.

Örneğin Başur’da hiçbir partinin uluslararası belgeye imza atma yetkisi yok. Irak anayasasına göre uluslararası tüm anlaşmaları dışişleri bakanlığı yapar. Şimdi Federe Kürdistan yönetimine “hadi tank al, Helikopter al” diyemezsiniz, dediğinizde boşa düşersiniz. Bir anlamı olmaz, hatta olumsuz anlamda dönüşüm yapar. 

Yine Rojava içinde söylenenler var; “O kadar görüşmeler oldu, ellerinde ABD tankları vb. vardı neden tedbirler alınmadı” eleştirileri geldi. Bu eleştiriler doğruda olsa devletlerin uluslararası hukuka göre yapacağı anlaşmaların hiçbir meşruluğu olmazdı, ki yapamadı, yaptırılmadı. 

En bariz örneği de IŞİD katillerinin yargılanacağı mahkemeleri dahi kuramadılar. Rojava kurmaya çalıştı ama hukuksal bağlayıcılığı olmadığından bir anlamı olmadı. Bundan dolayı Kürdün hukuksal varlığının kazanılması önemlidir, günümüz dünyası öyledir, hukuk günümüzün kutsal kitap ayetlerinin yerini almış, yanlış diyebilirsiniz ama gerçeği değiştirmiyor.

Kürtler olarak elimizdeki jeopolitik bölgede hiçbir halka düşman olmadan, İran halkının serhildanları ile meşru politik toplumsal talepleri üzerinden yapacağı her çalışmaya katılmak, toplumsal kırılmalara zemin yaratmadan Kürtlerin gücünü de kırmadan bir çözüm geliştirebilmeliyiz. Böylesi bir imkanı geliştirmek zorundayız.

Kürtler uluslararası güçlerden hiç birine yaslanmak zorunda değil, yaslanamazlar da. Zorunda değiller çünkü Ortadoğu ve Kafkasya’ya dayanan jeoplitiğine, jeostratejiler Kürtlere muhtaçlar. İran’da somut görüldü Kürtler her iki anlamda da işin kader belirleyeni konumundalar. Buradan hareketle pragmatik yaklaşarak herkesle ilişki geliştirmek gerekiyor ama ilişkileri karşıtlıklar üzerinden değil arada, dengeleyen konumda olarak sürdürmek. 

Dengelemek ilkesizlik değildir, gerçi savaşlarda ilkelere yer yok ama Kürdistan jeopolitiği ve demografik dağılımı, yerleşkeleri dengeleri sağlamada muazzam bir zemindir. Bu denge-yol-strateji sağlamada dört parça Kürdistan’ın sınır geçirgenlikleri de önemli avantajlar sağlıyor ve diğer parçaların maddi manevi desteğini alan Rojhilat güçlerinin başarmamalarının hiçbir gerekçesi kalmaz.

Buradan hareketle örgütlenmek, her anlamda hazırlık aşamasını tamamlamak ve olası boşluklardan da kendi toplumsal zeminine hakim olmak içinde hiçbir engeli de tanımamak gerekir.  Başur ve Rojava’yı aşan düzeyde müdahale ederek ‘’Yeni İran’da’’ etkin olabilmektir.

Bu kazanımın İran’ın tarihsel siyasi ve demografik yapısını dikkate alarak gelişmesi gerekir ki, Fars-Şia, Azeri-Şia, Beluç, Arap vb. birliktelik. İrani-Aryeni kimliğin karşıtlığı değil, birlikte var olmasının perspektifi verilmelidir. Yani “az olsun benim olsun” yerine tüm İran ve diğer üç parça Kürdistan bileşkesi üzerinden hareket edilirse yukarıda adı geçen uluslararası güçlerin Kürde biçtikleri hukuksuzluk kefenini yırtmak mümkün hale gelebilir.

Tüm bunların olmasını mihenk taşı yakalanan Rojhılat partilerinin birlik platformunun bir üst aşamada kurumsallıklarını geliştirmesidir. Bu kurumsallıkların da çok abartılmadan, dağıtmadan ilk etapta üç temel noktada oluşması önemlidir.

Bir, tek askeri güç…

İki, tek diplomasi (birlikte diplomasi komitesi).

Üç, ortak politik irade…

İlk etapta bu yeterli, diğer kurumsallıklar toplumsal katılımla geliştirilir.

Özcesi, Kürt halkının önünde en önemli stratejik görev fillerin tepiştiği hibrit savaşında ayak altında ezilmemektir.  Varlığını kayıp ettirmemektir. Bir ayı geçen savaşta her iki tarafın bombaları Kürdistan semalarından geçiyor ve adı konmamış hedefler listesinde Kürtler var. Başur siyasi liderleri hedef alınıyor, failler belirsiz kalıyor. Ve bu saldırılar da gösterdi ki Kürtleri kim vurduya götürmek istiyorlar. 

O zaman bize düşen geçmişi tekrar etmek değil, geçmişi suçlamak değil, geçmişten tarihsel politik dersler çıkarmak ve kendi göbek bağımızı kendimizin kesmesidir. 

 

İlginizi Çekebilir

İran, Devrim Muhafızları komutan yardımcısının öldürüldüğünü doğruladı: “Güçlü karşılık gelecek”
Analiz: İran savaşı: Küresel ticaret ne kadar çabuk toparlanabilir?

Öne Çıkanlar