Serhad Serhad:  CHP İmralı’ya gitmekten neden çekildi

Yazarlar

CHP, İmralı’ya gitmekten vazgeçti. Oysa İmralı ziyaretiyle ilgili karar aldığı güne kadar kamuoyuna verdiği mesajları ve somut çalışmaları gideceği yönündeydi. Ne oldu da kararından vazgeçti ya da karar günü İmralı’ya gitme iradesinden geri çekildi?

Bir sürü olasılık, yerli yersiz teorik yorumlar, sübjektif yargılar geliştirebiliriz, ya da CHP’nin İttihat Ve Terraki geçmişinden, yüz yılı aşan tarihinden işlediği bolca suçtan söz edebiliriz ki hepsi de doğru ama politik bilimden bildiğimiz hiçbir olgu değişmez değildir. Özellikle partiler; tarihsel toplum ihtiyaçlarına göre kendilerini değişime tabi tutarlar, CHP de bundan muaf değildir. Kuşkusuz, bu değişimler düz ilerlemeci bir şekilde “hep ileri” değildir, zikzaklar, geri düşmeler, hatta karşıtına dönüşmeler de olmuştur. Bunun da bolca örnekleri vardır. 

Konumuza dönecek olursak; CHP neden İmralı’ya gitmekten neden geri çekildi? Soru önemlidir, yüz yıllık, kronik bir sorundan, onun yol açtığı  girdablardan ve çözüm tartışmalarından kendini niye geri eçkti. İmralı’ya gitmek, sadece sadece tartışmaktır! Karar almak, yasal sorumluluk altına girmek değildir ki. Bu tartışma zeminine katılmamayı, “şeffaflık” kavramı ile izah etmek pek akla yatmıyor. Çünkü, “şeffaf değildir” denilen durum, devletin ilgili kurumlarının İmralı ile yürüttükleri tartışmaları için kullanılmaktadır ki bu tanımlama bir yere kadar da anlaşılır. Ancak tam da bu sübjektif zemini kaldırmak için, doğrudan muhatabı ile görüşmek yerine, bu zeminine girmemek, geri çekilmek ve bunu da “şeffaf” değildir diye eleştirmek, halk değimi ile topu taca atmaktır. Bu bahane aslında sahadan kaçmaktır

Peki niye çekildi? 

Bir olasılık ve esas olasılık, Türk devlet aklı çözüme hazır değildir. Hatta bir barışçıl çözüm stratejisi de yoktur. Bundan dolayı doğrudan masadan kalkıyorum da diyemiyor. Ayrıca Ortadoğu ve dünyada yaşanan sistemsel kriz evinin içine girmiş durumdadır. Yüz yıl önceki dengelere dayanarak varlık kazandığı sac ayakları büyük oranda çökmüştür ve yenisi de daha oluşmamıştır. İsrail’in İbrahim Anlaşmaları ile Türkiye’nin yüz yıl önceki Sovyetlere karşı jandarmalık görevi, bunun sağladığı ‘stratejik önem’ geri itilmiştir. Uluslararası sistem artık yeni dengesini İbrahim Anlaşması üzerinden inşa ediyor. Bu nedenle İsrail-Arap ekseni Ortadoğu’nun yeni ekseni oluyor.

Türkiye’de yeni bir süreç başladı fakat, Türk devletinde “biz Kürt sorununu çözelim” yaklaşımıyla hareket etmek yoktur. Devlet hem mevcut durumda kendini toparlamak hem de mücadelenin zayıfladığını düşünerek sonuç almak istiyor.

Trump ile Erdoğan görüşmesinden sonra biraz daha farklılaşan bir yaklaşım var. Yüzde yüz bir değişiklik yok ama hem Washington’daki hem de Mısır’daki görüşmeden sonra Erdoğan yönetimi biraz rahatlamış gözüküyor. Şarm El Şeyh’teki toplantıya Erdoğan’ın gidişiyle Türkiye bir nevi İbrahim Anlaşmasına payanda edildi. Şimdilik Erdoğan yönetimi bununla yetiniyor ve mevcut Ortadoğu yapılanması devam ediyor. Eğer bu anlaşmalar oturursa 1925 sonrası Kürtlere nasıl saldırıldıysa yeniden Kürtlerin ezilmesi üzerine bir anlaşmaya dönüşebilir.

 Bu gelişmelerden sonra çözüm sürecine yaklaşımlarda oyalama, sürece yayma kendini gösterdi. Rojava ve genel Kürtler üzerine söylemlerde sertleşme yaşandı ve baskılar arttı.

İşte buradan bakınca CHP’nin geri çekilmesi anlaşılır. Çünkü görüşme masasında çekilen CHP gerekçe edilerek AKP-MHP hükümeti “bakın biz tek başımıza bir açılım yapamayız, sorunları parlamentoya taşısak dahi CHP’nin olmadığı bir zeminde toplumda ciddi problemler çıkar, bize biraz zaman tanıyın” denecektir. 

Peki bu strateji somut verilere mi dayanıyor? Kısmen evet ama biraz Türkiye’yi tanıyan ve son yüz yılını bilenler için bu çıkarsama doğruya yakındır. Devlet adına tüm açıklamalar soyut ve tribünlere yapılan açıklamalardır. Özellikler Cumhurbaşkanlığı danışmanları adına yapılan açıklamalar aşağılayıcı, sorunu özünden kopararak temkinli verilerle geçiştirmedir.

Yine Türkiye Dışişleri Bakanlığı adına yapılan açıklamalar yüzyıllık politikaların tekrarı, teslim alma, bitirme üzerine kurguludur.

En önemli bir diğer gösterge de son bir haftada nasyonalist ‘ulu solcu’ bireyler ve kurumların  İmralı’nın muhatap alınması, tartışma zemini olmasını “vatana ihanet” düzeyinde bir kampanyaya dönüştürmeleridir. Bu algılar üzerinden, CHP tabanından bu tepki yükseliyor algısı üzerinden bu kampanya yapıldı ve buna da “demokratik kamuoyumuzun tepkisi ”denildi. Oysa İmralı ile yapılan tartışmalardan bir yıldır devletin bilinen ve bilinmeyen tüm kurumlarının haberi var ve içindeler, görüşüyorlar. Neden onlar suçlanmıyor, karşıtlık yapılmıyor ve “vatana ihanet” kertesinde tepki çekmiyor da son bir hafta kala CHP sıkboğaz edildi. Genel tabirle bir yerlerden düğmeye basıldı ve CHP geri çektirildi. Ne de olsa devletin sahibi partidir ve “devlet başa kuzgun leşe” ilkeleri gereği frene bastılar.

Sonuç olarak; Gidişatı ve elbette sonucu belirleyecek olan kitle mücadelesidir. Bakur ve Türkiye’de kitle mücadelesine ihtiyaç vardır. Onlar hep silahların bırakılması üzerinden gündem oluşturup dayatıyorlar. Buna karşın siyasi legal anlanda kitlesel eylemselliklerle asıl olan sorunu; Kürt sorununu gündemde tutmak önemlidir. Bu olursa oyalamanın önüne geçilir, karşı taraf tutumunu netleştirmeye zorlanmış olur.

Bundan sonra CHP ne yapar? Ya da tersten bir soru; Kürtler olarak CHP’ye nasıl yaklaşmalıyız?

CHP devletin partisidir, bu net. Uzayı keşfetmiyoruz. Ama biz Kürtlerin özgürlüğümüzü kazanma sorunumuz var, bu süreçte hiç kimseyi dışlamadan, AKP ve devletin tuzaklarına düşmeden CHP’yi demokrasi mücadelesine çekmenin yol yöntemlerini bulmamız, bunları zenginleştirmemiz gerek. Kuşkusuz bu yalvarma vb. olmaz. Demokrasi talebi ile Türkiye’deki tüm sorunları gündemleştirerek CHP’yi kendi gündemimize çekmeliyiz.

Sayın Pervin Buldan’ın bir sosyal medya paylaşımında yazdığı “DEM ana muhalefettir” sözü yerindedir. O zaman bu tespit ve iddaya göre politik pratik gerekmektedir. Buna uygun adımların atılmasının ve cesaretle öncülük rolünün üstlenmesi zamanıdır.

Tersi, beklentili, küsme yersiz refleksler politikada kayıp ettirir.

 

İlginizi Çekebilir

Şahbaz: Zehirlenmeler ‘talihsiz olay’ değil; çökmüş sistemin halk sağlığı krizidir
‘Ferfecir’ 25 Yıl Sonra Diyarbakır’da Yeniden Sahnede

Öne Çıkanlar