Bu yazı kendi başına demografi nedir, ne değildir üzerine yazılmış bir yazı değildir. Bu yazı İran toplumsal yapısının nüfus dağılımı ve bileşik iç içeliği üzerine bir kafa yormadır.Kuşkusuz, saha araştırmasını, bilimsel olguların toparlanması ve sentezi de değildir. Sadece bir parça kişisel tanıma ve orada edilen gözlemlerdir.
İran, ismi Aryen tanımından geliyor. Aryen tanımı ise Mezopotamya’da yaşayan Kürtler, Farslar, Beluciler, Talışlar, Afganlar, Osetler vb. içine alır. Yani İran adı bir etnisiteye dayanmıyor. Çok kimlikli bir tanım içeriyor.
İran kurumsal tarihi, Elam, Med ve ardıları ile tarih sahnesine çıkışlarından günümüze kadar, bildik millet-ırk adına siyasal sistemler-devletler olarak inşa edilmemişlerdir. Genel ilk devlet inşası Medlerle birlikte tarih sahnesine (MÖ 7.yüzyıl) çıkmış, dünyanın ilk devlet yapılanması ve imparatorluğu kurulmuştur.
Önceleri Hitit, Mitanni, Babil, Akad vb. olsalar da hiçbiri Medler düzeyinde imparatorluk aşamasına gelmemişlerdir. Medlerin ardıllarından günümüze kadar da bu alanda bir şekilde merkezi devlet-iktidar kültünün devamlılığı olagelmiştir. Ancak hiçbir politik sistem millet-ırk adına oluşmamış ve tek ulus iktidarı da oluşmamıştır. 1925’ten sonra kurulan Pehlevi hanedanlığının Fars ulus-devlet inşası ile ve Hitlerin önerisi üzerine 1937’de adını İran olarak değiştiren devlet yapılanması özünde hiçbir zaman homojen tek ulus sitemi geliştirememiştir.
1979’da iktidara gelen Şia teokratik rejimi de anayasal olarak İran’da var olan etnisitelerin varlığını tanımış, kültürel özgürlüklerini anayasal güvenceye almıştır. Evet teokratik Şia ideolojisine göre bir politik sistem gelişmiş ve bunun sonuçları biliniyor. Fars kimliği baskındır, resmi dil Farsçadır ancak diğer kültürlerin inkarı, değişmesi, demografik yapılarının değiştirilmesi gibi uygulamalar geliştirmemişler.
Örneğin Kürtlere (diğer azınlıklar da aynıdır) Suriye’de uygulanan Arap kemeri gibi demografiyi değiştirme siyaseti ya da Türkiye’deki gibi gibi tümden inkar ve soykırım politikaları ekseninde yerinden yurdundan etme, topluca sürme gibi politikalar geliştirmemişler.
İran’da yaşayan, İran-Aryen halklarının sayısal bilançosunu farklı kaynaklar veya kesimler kendine göre verilerle açıklamaya çalışsa da net, bilimsel bir veri şimdiye kadar kimsenin elinde yok. İran devleti de bu tür çalışmalara izin vermemiştir. Ancak tahmini rakamlara verilebilir ki bizim de tahmini rakamlar vermemiz pek sağlıklı olmaz. Ancak demografik yerleşkelerin konumunu vermek belki İran demografisi hakkında daha sağlıklı bilgi verebilir.
Farslar; genel anlamda İran orta sahasında yoğunlar ve diğer alanlarda çalışma için gidenler ve zorunlu görevliler var.
Kürtlerin bir kısmı doğuda; Türkmenistan ve Afganistan sınır hattındaki Xorasan eyaletinde var ve sayıları yaklaşık 3 milyon civarındadır. İran içlerinde Tahran, Tebriz, Hemedan gibi yerlerde yoğunlar. Kürdistan’da Lor bölgesi Fars körfezinden başlayan Zagros dağ silsilesi boyunca Ağrı dağına kadar bir çizgide homojendir. Kısmen Azeri nüfusu Urmiye şehir merkezinde, Xoy, Salmas ilçe merkezlerinde olsa da genel ağırlık Kürt nüfusudur. Yani Kürt demografisi homojendir. Ancak Kürtler kendi içinde heterojenler: Fars körfezinden başlayan hatta sırasıyla Lor , Kelhor ,Hewreman, Soran ve Kurmanc lehçeleri konuşulur. Ayrıca din ve mezhep farklılıkları da var: Şia, Yaresan, Sünni, Xorasan Kurmanc ve Ehli Haq-Riya Heq inancından Şia sentezi bir eğilim, kültürel inanç sistemine dönüşmüş durumda. Ayrıca Kürdistan’da Ermeni, Yahudi ve Asuriler de varlar.
Azeriler; somutta yoğunlaştıkları alan İran’ın Batısının Kuzeyi. Yani Hemeden, Tebriz, Qezwin ve Urmiye ötesi. Ancak Azeri şehirleri ve tüm yaşam alanlarında yaşayan bölge sadece Azerilerden oluşmuyor, genel bölge hetrojendir. Kürtler, Farslar, Talış-Tat ,Mazenderani, Ermen, ve Yahudilerle vb iç içeler. Ayrıca Azeriler İran içlerinde de dağınıklar. Azeriler genel olarak Şia olsa da Kurhesini denen kesimi Sünni ve Yareseni inancına sahip olanlar da var.
Araplar; genel ağırlıkları Ahwaz eyaletinde olsalar da İran’ın iç kesimlerinde de varlar. Genel ağırlıkları Sünni Müslümanlar, bir kısım Şialaşmış ama genel ağırlık sünni mezhebe aitler.
Beluçlar; Pakistan sınırındalar, zaten bölünmüş bir halk ve ülke konumundalar. Beluçlar, genel olarak Sünni Müslümanlar.
Toplamda İran’da 21 etnik kimlik var. Bunlara bağlı olarak İran farklı dini ve mezhepsel inançlar ülkesidir. Zerdüştlük, Bahayi, İslam (Şia-Sünni) Yaresan, Hıristiyan (Ermeni, Asuri) Yahudi ve Riya Heq…
Yukarıdaki çizmeye çalıştığımız tabloda da görüldüğü gibi İran sadece Şia-Farslardan oluşmuyor. Doğusunda Kürtler, Türkmenler, Güney ve doğu güneyinde Beluç, Arap ve Kürtlerle başlayan sınır Güneydoğudan Batı sınırında Kürtler, buranın Kuzeyi Azeri, Talış, Mazenderani…
Fars halkı orta ve böylesi bir İran gerçekliği var! Burada bir politik hinlik var. Fars elit iktidar gücü, Safevilerle başlayan iktidar aklı diğer halklardan kendi etrafında doğal duvar oluşturmuş durumda.
Örneğin Türkmenistan ve Afgan sınır hatlarına 1514 Çaldıran Savaşında Şah İsmail yanlıları Riya Heq Kürtlerini götürüp yerleştirmişler.
Şimdi, ABD ve İsrail saldırıları günceliğinde bakıldığında olası bir kara saldırısında ülkenin neresinden yaparlarsa yapsınlar genel Kürt coğrafyası olsada diğer halkların yaşadığı bölgeler ilk temas hattıdır.
Merkez-çevre teorisine göre, çevre duvar görevi görür, merkez hazırlık, kurmay alanıdır. Çevre yıpranır, yara bere içinde merkeze duçar olur. Yani Şia-Fars aklı son beş yüz yıldır bu denklemde hep iktidar koltuğunda ve ŞAH rolünde kaldı. Ancak gelişen savaş tekniği de ilk elden ŞAH’ı vurdu. Şimdi çevre duvarındaki halklar sakin ve beklemededir.
Serencam savaşın ilk gününde Kürtlere “haydi girin” diyen akıl beş yüz yıllık ŞAH aklıydı. Girilseydi beş yüz yıllık örülen örümcek ağına bu sefer uluslararası sistemin “Kürtler her zaman yaralı bırakılmalıdır” aklı yine devreye girecek ve aynı tuzağa düşelecekti. Yeni Halepçeler, Dersimler kapımızdaydı.
Peki şimdi, ne olacak?Şimdi merkezin düşmesine odaklanılacak. Düşen merkez, çevreden sonra yeni merkez inşasına girişmek gerekir ki, bu sefer Şah yerine halk otursun, veya çevrenin kendisi merkez olsun.
Bu kolay mı? kolay diyen buyursun…
Bir öneri; Nizamülmülk’ün SİYASETNAME eserini yeniden okuyalım. Niye mi? O derki “İran’ı hiçbir zaman tek etnisite ile kimse yönetmeye kalkmasın”
Newroz Piroz be…













