Ey her şey bitti diyenler,
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler;
ne kırlarda direnen çiçekler,
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
Bitmedi daha, sürüyor o kavga
ve sürecek;
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…(*)
İyi şiir her devirde toplumsal belleğin izlerini taşımaya, güncel hayatta varolmaya, zamanın ruhunu sırtlamaya meyillidir. Dünya üzerinde birçok coğrafyada “her şey bitti” denilen bir anda, direniş başka bir yerden filizlenmeye, kök salıp çoğalmaya başlar. Özgürlüğü dallarında, gövdelerinde, köklerinde taşıyan kadınlar tarih boyunca yok sayılmış, katledilmiş ve tahakküm altına alınmıştır. O yüzden mücadeleyi bir şiir gibi, ilmek ilmek örenler de hep onlar olmuştur.
Arîn Mîrkan’ın özgürlüğe sevdalı savaşçı yüreği, karın altından karı delerek yeryüzüne seslenen bir kardelen çiçeği idi. O incecik, umut dolu gövdesini siper edip tarihe önemli bir not düştü. Kadın eşitlikçi özgürlük mücadelesinin su gibi, hava gibi elzem yaşamsal bir öneme sahip olduğunun notu. Ortadoğu karanlığını kıran bir ışık olup aydınlattı direnişi.
Arîn’in bedenini siper eden iradesi yalnızca savaşçı kimliğinin bir gereği değil, aynı zamanda erkek egemen iktidar anlayışına, itaat kültürüne ve kadını edilgenleştiren tüm yapılara karşı doğrudan bir meydan okumaydı. Bir kadının, kendisi ve ulusu hakkında karar verme iradesini silah kadar güçlü politik özneye dönüştürmesidir.
Arin’in sesi dünyaya yankılandı.
Suruç sınırında, enternasyonal dayanışmanın ve sivil direnişin simgesi olan Kader Ortakaya’nın yüreğinde karşılık buldu bu yankı. Kader, sınırda günlerce insan zincirinin bir parçası olmuş, gelen uluslararası basına rehberlik etmiş, belgesel çekimlerine katılmış, savaşın tüm şiddetini yüreğinin içinde duyumsamış ve yaptıklarından daha fazlası için sınırın öbür tarafına geçmeye karar vermişti. Ailesine yazdığı mektubun mürekkebi kurumadan, Türkiye tarafından açılan ateşle hayatını kaybetti. Ama enternasyonal direnişi tıpkı Arîn’in eylemi gibi zincirin en önemli halkası olmuştur.
“Ben istiyorum ki bütün insanlar özgür ve eşit bir şekilde yaşasın. Hiç kimse bir lokma ekmek, başını sokacak bir ev için ömrü boyunca sömürülmesin. Bunların olabilmesi içinde savaşmak ve mücadele etmek gerekiyor. ” diye yazmıştı ailesine Kader. (**)
Çünkü Arîn ile Kader’i birleştiren şey, aynı düş. İnsanlığın özgür, eşit ve demokratik olduğu bir dünya.
2014 yılında Rojava ve Kobanê’yi hedef alan dinci-gerici, barbar IŞİD; kadınların öncülük ettiği destansı bir direnişle yenilgiye uğratıldı. O direniş yalnızca toprak savunması değildi. Aynı zamanda erkek egemenliğe, mezhepçiliğe ve politik İslamcı iktidar anlayışına karşı kurulmuş başka bir yaşam modelinin savunusuydu.
Aradan geçen on bir yılda Rojava Devrimi, özellikle kadınların öncülüğünde güçlendi. Kadınlar yalnızca cephede değil; meclislerde, komünlerde, öz savunma yapılarında söz ve karar sahibi oldu. Bu durum, siyasal İslamcı yapılar için askeri bir tehditten çok daha fazlasını ifade ediyordu. Çünkü bu, onların varlık sebebini sarsan bir olgu.
Bugün Eşrefiye, Şêxmeqsûd ve Beni Zed mahallelerine ağır silahlarla yönelen saldırıları bu bağlamdan kopararak okumak mümkün değil. Günlerdir kuşatma altında olan bu bölgeler, yalnızca Kürt nüfusun yaşadığı alanlar değil; aynı zamanda kadınların örgütlü olduğu, kamusal hayatta görünür olduğu, söz ve irade kazandığı yaşam alanlarıdır.
IŞİD artığı cihatçı, faşist ve ırkçı HTŞ’nin önce Dürzilere, Alevilere, Hristiyanlara saldırması, ardından Kürtlere yönelmesi tesadüf değil. Kendileri dışında hiçbir kimliğe, hiçbir inanca ve özellikle kadın özgürlüğüne tahammüller yok. Kadın bedenini bir savaş nesnesi hâline getiren bu erkek egemen akıl, kadınların elde ettiği eşitlikçi bir yaşamı, orada Kürt ulusunun örgütlü mücadelesini hedef almıştır.
Bu nedenle hedef alınan şey yalnızca bir mahalle, bir cephe ya da bir askeri güç değildir. Hedef alınan, orada kurulmuş özgür yaşam fikridir.
Ama tarih bize şunu defalarca gösterdi: Kobanê’de nasıl yenildilerse, Rojava’da nasıl yıkıma uğratıldılarsa, bugün de aynı akıbetten kaçamayacaklar. Çünkü bu topraklarda direniş artık bir kişiye, bir ana ya da bir zamana bağlı değil.
Bu mücadelenin içinden nice Arînler, nice Kaderler çıkmaya devam edecektir.
Çünkü kavga bitmedi.
Ve bitmeyecek.
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.
Alıntılar;
* Adnan Yücel
** Kader Ortakaya











