Sevdi Aycıl: Erdoğan’ın ‘Aile Yılı’; Erkek Faşizmi ve Kadının Yaşam Hakkı

Yazarlar

2025, Türkiye’de Erdoğan iktidarı tarafından “Aile Yılı” olarak ilan edildi. Oysa günde en az üç kadın erkekler tarafından katlediliyor. Bu yıl, kadının yaşam hakkının korunması yılı olarak ilan edilmeliydi.

Kadını aile içinde tutmak, aile birliğini yüceltmek ve LGBT varoluşunu yok saymak, “Aile Yılı”nın en somut uygulamaları oldu. Kadına yönelik şiddete karşı çıkan kadınların devletin güvenlik güçleri tarafından şiddete maruz bırakılması, devletin bu konudaki siyasi duruşunu açıkça gösteriyor.

Kadın cinayetleri, tek tek olaylar değildir. Kadınların kadın oldukları için öldürüldüğü “femicide”, toplumsal cinsiyet ayrımcılığından doğan bir kadın soykırımıdır. Türkiye’de 2025’in ilk 9 ayında en az 290 kadın öldürüldü; bunların çoğu aile bireyleri veya boşandıkları eşleri tarafından katledildi. Defalarca uzaklaştırma kararı alınmış, yardım talep etmiş kadınlar dahi korunamadı.

Bu tablo, yalnızca Türkiye’nin değil, birçok devletin kadınlara ve kız çocuklarına karşı ayrımcılık yaptığını ortaya koyuyor. Uluslararası hukuk bağlamında, eğer cinsiyet ayrımcılığı insanlığa karşı suçlar kapsamına alınsaydı, bu eylemler apartheid suçu gibi yüksek bir eşik değerine sahip olurdu. Hiçbir ülke tam anlamıyla cinsiyet eşitliğini sağlayamadı ve birçok hükümet, ayrımcılığı önlemek için yeterli adımları atmadı.

Cinsiyet ayrımcılığı uluslararası hukukta suç olarak tanınsaydı, devletler bu konuda çerçeve oluşturmak, suçu önlemek, bastırmak ve cezalandırmakla yükümlü olurdu. Suça yardım etmemek ve gerekli özeni göstermek de bu yükümlülüğün parçası olurdu.

Türkiye örneğinde ise aileyi koruma söylemleri ve sosyal yardımlar, kadının yaşam hakkını güvence altına almaktan uzak kaldı. Erkekleri cezasızlık ile ödüllendiren yapısal şiddet, ekonomik kriz ve yoksullaşma ile birleşince, toplumsal çürüme ve şiddet kaçınılmaz hâle geldi.

İtalya 25 Kasım 2025’te kadın cinayetlerini önlemek için bir yasa kabul etti. Bu yasaya göre, kadınları öldüren erkekler istisnasız ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanacak. İtalya örneği, devletlerin kadın haklarını korumada alabileceği somut önlemleri gösteriyor. Türkiye’de ise kadın cinayetleri İtalya’nın üç-dört katı oranında artmasına rağmen, ne iktidar ne de muhalefet partileri sorunu gündeme almıyor. Muhalefet, günü kurtarmak için açıklamalar yapıyor; davaların takipçisi olacağını söylemek ise yetmiyor.

“Aile Yılı” söylemi, eylemsel olarak kadın haklarını ve yaşam hakkını güvence altına almadığı sürece, aileyi koruma çabası yalnızca sözde kalacaktır. Kadın cinayetlerinin ve cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi, Türkiye’nin gündemine alınmalı, yasalar etkili hâle getirilmeli ve korunma mekanizmaları işler hâle getirilmelidir.

Gerçek bir “Aile Yılı”, ancak kadının yaşam hakkı güvence altına alındığında ve cinsiyet eşitliği sağlandığında mümkün olabilir. Yükselen erkek faşizmine karşı esas mücadele, yalnızca kadının yaşam hakkını korumak ve hayatta kalmasını sağlamak için etkin yasaların uygulanmasıyla mümkündür. Türkiye, aile yılı ilan ettiği 2025 yılında sınıfta kalmıştır.

İlginizi Çekebilir

Behice Feride Demir: Kavalın Ezgisi 
Daimi Cengiz, 44 yıldır Dersim’in kayıp klamlarını gün yüzüne çıkarıyor

Öne Çıkanlar