Bir zamanlar şiirler kuş ölümleri ile anlatıyordu karanlık zamanları. Ve o zamanlar o kentte kuşların toplu intihar tasarısından bahsediliyordu.
Zamanın aktıkça berrak bir suya dönüştüğü değil; gittikçe suyun toprak ile bütünleşip bataklığa dönüştüğü, yürüdükçe daha çok çamura saplanıp yardım çığlıkları ile kurtulmaya çalıştıkça bataklığın insanı yuttuğu bir zaman… Bizim zamanımız.
Her gün dilimize pelesenk olmuş: Falanca için adalet istiyoruz. Adil yargılanma istiyoruz. Gerçek adalet istiyoruz. Hesap soracağız ve daha nicesi… Bazen delirmeden duran, sokağa çıkan, işe giden, kitap okuyan, düşünen, hayal kuran, başkalarıyla etkileşimde bulunan, âşık olup evlenen, evlenip boşanan, üzülen ve yine üzülen, hatta ara sıra isyan eden kadınlar… Biz söylüyoruz bunları.
Peki kimden adalet istiyoruz? Kadın bedenini her gün hedef gösteren; ne yapıp ne giyeceklerine karar veren; kadını ikinci sınıf gören; İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran; kadını korumayan; namus kisvesi altında sürekli erkekleri pohpohlayan; “kutsal aile yılı” ilan eden; şiddete karşı çıkan kadınlara şiddet uygulayan, tutuklayan AKP iktidarından.
Haberleri her açtığımızda yeni bir kadın cinayeti ile karşılaştığımız AKP’nin “kutsal aile yılı”ndan adalet bekliyor ve istiyoruz.
Kadını çocuk doğuran, emziren ve ev işlerinden sorumlu olan vb. cinsiyetçi söylemler ile kadınlık ve erkeklik rollerini yeniden tanımlayan; muhafazakâr, dinci, gerici, yobaz AKP iktidarından adalet istiyoruz.
Bu hafta basına düşen kadın cinayetlerinden notlar:
Beş yaşında bir çocuk polise ifade veriyor: “Babam tuttu, dedem kesti.” Boşanma aşamasında olan yüksek mühendis Başak Gürkan Arslan, kayınpederi ve boşanmak istediği kocası tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Başka bir gün, tıbbi bir sekreter olarak çalıştığı hastanede ayrıldığı eski kocası tarafından pompalı tüfekle başka bir kadın öldürülüyor. Üç defa uzaklaştırma kararı almış eski koca ve dördüncü uzaklaştırma tedbir kararı uygulanmadan kadının yaşam hakkı ortadan kalkıyor. Defalarca başvuru yapıp “Can güvenliğim yok, beni koruyun, tedbir alın” demiş. Bir kuş tedirginliği ile işine gidip gelmiş.
Başka bir haberde bir kadın, kocasını uyuşturucu parası isteyip onu çocukları ile tehdit edip dövdüğü için öz savunma yapmak zorunda kalıp öldürüyor. Erkeğin ailesi, kadının yıllardır şiddet gördüğünü, adamın uyuşturucu madde bağımlısı olduğunu doğruluyor. Hatta kadına daha önce kadın sığınma evine gitmesi için tavsiyede bulunuyorlar. Kadın, cinayetten tutuklanıyor ve ilk celsede ağırlaştırılmış müebbet hapsiyle cezalandırılıyor. İyi hâl indirimi yok. Nefsi müdafaa yok. Herhangi bir cezai indirim yok. Erkeğe kırk dereden su getirip ceza indirimi üstüne indirim veren mahkemeler söz konusu kadın olunca hiç aynı eşit hukuk ilkesini işletmiyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis alan kadın katili bir erkek ya çok azdır ya da Yargıtay kararı yeniden gözden geçirmesi için mahkemeye itiraz etmiştir.
Erkek tahrik edilebilir, kadın edilemez. Erkeğin gözü dönüp bir anda cinayet işleyebilir; kadın işleyemez.
Diğer ülkelerde de durum pek parlak değil. Amerika’da bir erkek, önünde oturan kıza bir anda sinirlenip bıçağı saplıyor. Ne olduğunu anlamanın şaşkınlığı ile dönüp kalan genç kız o anda hayatını kaybediyor.
Bütün dünyada kadınlar varoluş mücadelesi veriyor. Artık şaşıramıyoruz bile. Dilimiz, verilmeyen adaleti istemekten yorgun. Adalet istediğimiz erkek egemen bir iktidar… Her gün azalacağı yerde durmadan vahşice ve şiddetlenerek çoğalan kadın cinayetleri, her birimizin en önemli gündemi.
Aşk mezbahasından akan kanların bütün bir ülkeyi kapladığı, kasapların ortalıkta erkek insan kılığında dolaştığı, kurbanların ise kadın insan kılığında ipini koparıp aynı yerde toplandığı delirtici zamanlar…









