Sevdi Aycıl: Sizin hiç doğduğunuz şehir öldü mü?

Yazarlar

 “Ölenlerin başına gelenleri hiçbir gelecek telafi edemez. Bu muazzam kayıtsızlığın ortasında, mustarip olunan adaletsizliğin ortadan kaldıralabileceği tek alan, bu adaletsizliğe teslim olmayan tek fail, ancak insan bilinci olabilir.”

— Max Horkheimer

6 Şubat 2023’te yaşanan ağır depremin insan bilincine bıraktıkları, gidenlerin yası, hayatta kalanların telaşı, tutunma arzusu… Tozlar içinde kalan bir şehir: Antakya.

Sizin hiç doğduğunuz şehir öldü mü?

Benim doğduğum şehir; yürüdüğüm sokaklar, baktığım uzaklıklar, kokusunu ezbere bildiğim çarşılar ve en çok da insanlar… Bildiğim, tanıdığım, dokunduğum..

Zihnimin içinde, molozlar arasında aklını yitirmiş bir kış ayazı eser durur.

On bir ili etkileyip merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) olan depremin en çok hasar ve yıkıma yol açtığı Hatay’da, aradan bin on gün geçmesine rağmen yaralar hâlâ sarılmadı.

Depremin meydana geldiği ilk andan itibaren devletin, ne alınması gereken tedbirler konusunda ne de afet sonrasında toplumsal yaşamda oluşan yıkım karşısında arama-kurtarma faaliyetlerinde doğru dürüst bir varlık gösterebildiği söylenebilir.

Devletin başat görevlerinden biri olan —ve insan haklarının birinci ilkesi sayılan— yaşam hakkının korunması açıkça ihlal edilmiştir. Türkiye haritasında fay hatları belirlenmiş, olası depremler öngörülmüş olmasına rağmen devletin raporları kâğıt üzerinde kalmış; sahada durum rant pazarına dönüşmüştür. Af imarları, denetimsiz ve kontrolsüz yapılar, çok katlı çarpık yapılaşmalar bu ihmalkârlığın tezahürleridir. Gerçekleşen deprem böylece toplumsal bir afete dönüşmüş; yıkımı ve ölümleri kaçınılmaz kılmıştır.

Yıkım alanlarında yerlere dizilmiş ölü bedenler, enkazdan fırlayan uzuvlar, yerin altından gelen yardım çığlıkları, hayatta kalanların çaresizliği… Tüm bu şiddet görüntüleri toplumsal hafızamıza kazındı.

Depremin üzerinden neredeyse bin on gün geçmesine rağmen Hatay’da yaralar hâlâ sarılmadı. Devletin pervasızlığı, toplumsal hafızamızda yeni yaralar açmaya devam ediyor. Çoğu Antakya çevresinde olmak üzere 200’ün üzerinde toplu konteyner yerleşkesi ve tekil konteyner alanları hâlen mevcut. Bu alanlarda 217 bin kişi yaşamını sürdürüyor.

“Konteynerlerde yaşayan tek bir vatandaş kalmadı.” diyerek halkı yanıltan devlet ve iktidar temsilcileri, rant peşine düşmüş çürümüş düzenlerini koruma derdinde yalanlar uydurmaktadır. 

Bunca zaman geçmiş olmasına rağmen inşaat alanları tamamlanmamış; insan yaşamının temel gereksinimleri hâlâ karşılanamıyor. Barınma, elektrik kesintileri, altyapı sorunları, temiz içme suyu, sağlık alanındaki eksiklikler devam ediyor.

Depremden sonra devlete güvenini yitiren milyonlarca insanın Türkiye’nin dört bir yanından kendiliğinden yükselen sivil dayanışmanın ruhu, bugün Hatay’ın tozlu yollarında hâlen dolaşmakta. 

Bu büyük ve zamana yayılan toplumsal felaketin artçıları, günlük yaşamı sürdürmedeki zorluklar olarak karşımızda duruyor. Bir an önce buradaki hayatın normale dönmesi için eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. 

Son olarak; bu tanıklığımız, insan bilincine yüklenen anlam ve adaletin er geç tecelli edeceğine olan inanç, sırtımıza ağır sorumluluklar yüklüyor. Hayatta kalanların yaşam hakkını savunmak!

Şehrimizin bu korkunç ölümünün ardından yasımıza ortak olan, dayanışan, elimizi tutan, yüreğimize dokunan tüm bilinci diri insanların tanıklığına yüklenmiş bir sorumluluk bu.

Yaşam hakkı elinden alınan, bütün gidenlerin adına olan bir tanıklık..

İlginizi Çekebilir

Müslüm Yücel: Ortak iyilik
Reuters: Türkiye Gazze’deki tünellerde mahsur kalan Hamaslıları kurtarmaya çalışıyor

Öne Çıkanlar