Şeyh Said ve 1925 Serhildanı Köln’de düzenlenen mitingle anıldı

GenelGündem

1925 Serhildanın ve Şeyh Said’in idam edilmesinin yüzüncü yılı dolayısıyla Köln’de düzenlenen mitingde, Kürt halkının kimlik, kültür ve özgürlük mücadelesinin kesintisiz bir direniş hattına dönüştüğü mesajı verilerek, bu mücadelenin baskılara, inkara ve asimilasyona rağmen kesintisiz devam ettiği vurgulandı.

1925’de Şêyh Saîd öncülüğünde gerçekleşen Kürt halk ayaklanmasının yüzüncü yılı dolayısıyla Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sürdürülen etkinlikler, Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen kitlesel miting ile son buldu.

 Konferans ve farklı anma programların finalini oluşturan miting Heumark Meydanında düzenlendi. Miting KNK, Civaka Îslamiya Kurdistan (CİK), Almanya ve Belçika Kürt Enstitüleri tarafından organize edildi. Alanda, 1925 Ayaklanmasında İstiklal Mahkemesi ana davada yargılanarak idam edilen Şêyh Saîd ve 47 arkadaşının isimlerinin yer aldığı büyük bir pankart asıldı.

 Miting alanı, ayaklanmanın önderlerinden Şêyh Said, Halit Begê Cibrî, Seyit Abdulkadir ve Yusuf Ziya ve hareketin diğer öncü kadrolarının fotoğrafları yanı sıra, üzerinde bu liderlere ait sözlerin yer aldığı dövizler taşınırken, özgürlük mücadelesinin sembolü olan bayraklar da alanı süsledi. Miting, şehitlerin anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından sanatçı Hozan Comerd, sahne alarak şehitlerin anısına müzik dinletisiyle sürdü miting.

Mitingde bir konuşma yapan KNK Eş Başkanı Ahmet Karamus şunları söyledi:

 “Yüzyıl geçti, Şêx Seid ve Azadî hareketinin mücadelesinin üzerinde. 1925 Serhildanı-1924 Beytüşşebap hareketi üzerinden yüzyıl geçti. Şêx Seîd ve Xalit Beg Cibrî idam edildi. Kürt halkı, dört parça Kurdistanda ve nerede yaşıyorsa yaşasın, bu gün üzgündür, önderlerinin katledilmesini protesto ediyor. Şêx Seîd’in torunları, bu gün yolunun takipçisidir. Bu katliama itirazımı bu gün Kurdistanlıların yaşadığı her parçada, alanlarda ortaya koyuyoruz. Kürt halkı bunu unutmadı. 1925 ayaklanması Lozan’a bir itirazdı. Kemalist rejime bir itirazdı. İnkar ve imhaya karşı, devletin kuruluşundan başlayan Kürt inkarına karşı bir direniştir. Kürt halkının kimliği, kültürü yani bütün varlığı reddedildi. Şêx Seîd Ayaklanması buna karşı Kürt halkının örgütlü itirazıydı. 100 yıl önce başladı bu itiraz ve bugüne kadar büyük bir direniş ile sürdü. Kürt halkı, Türk devletinin uygulamalarını 100 yıldır kabul etmedi ve mücadele ediyor, direniyor. Bu itiraz-direniş Ağrı’da, Dersim ve Zilan’da sürdü. Bu inkar ve ret siyasetine karşı Kürtler direnerek karşılık verdi. 1984’te Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın liderliğinde bu itiraz yükseldi. Şêx Seid, Seyit Rıza ve Xalit Beg Cibrî direniş çizgisi yeniden canlandı. Kürt halkı tanınmadın, haklarına kavuşmadan, kültürü ve dili tanınmadan direnişimiz sürecektir. Bütün halkımız bu inançtadır. Bu gün İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’ın önderliğinde yeni bir süreç başlamıştır. Kürt halkı, tarihini ve geleceğine bu gün sahip çıkıyor. Sayın Öcalan’ın başlattığı bu süreç halkımızın kazanımlarının ve geleceğinin şekillenmesi için çok önemlidir. Dört parça Kurdistanda, Sayın Öcalan’ın bu mücadelesinin etrafında olacağız bunu Kürt halkının haklarının güvencesi ile taçlandıracağız.”

CİK Genel Başkanı Mele Şevket Çakır’da miting alanında bir konuşma yaparak, şunları kaydetti:

 “ 100 yıldır bir halk, Şêyh Saîd ve arkadaşlarının direniş çizgisi üzerinden bir direniş ve mücadele hattı belirledi. Varlık ve kimlik mücadelesini sürdürüyor. Şêx Seîd’in “Siz bizi asacaksınız biliyorum, Ancak bilin ki torunlarımızı intikamımızı alacak” sözü bu gün alanlarda, bütün mücadele saflarında karşılığını buluyor. Kürt halkı yüzyıldır boyun eğmedi, direndi ve mücadele ediyor. Yüz yıl önce halkımız kandırıldı. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde, Atatürk liderliğindeki süreçte halkımız din adına kandırıldı. Kürtleri yanına çekmek için din kardeşliği siyaseti izlendi. Ancak bu süreç Kürt halkının kimliği ve varlığının inkar edilmesiyle, katliam ve sürgünlerle sonuçlandı. Katliamlar, sürgünler ve direniş ile yüzyıl geçti. Biz din adına hala da kandırmaya çalışıyorlar, artık halkımız bu iki yüzlü oyunlara kanmaz. Bu gün Kürt halkı ayakta, direniyor, mücadele ediyor. Boyun eğmedi. Kürt Özgürlük Hareketi ile bu mücadele sürüyor. Eğer bu gün bu sorun çözülürse, barış içinde, kardeşlik koşullarında yaşamamız mümkündür. Önder Apo’nun başlattığı süreç bunun için büyük bir şanstır. Kürt halkı tüm mücadele imkanlarıyla bu süreci sonuçlandırmak için bu mücadelenin içindedir. Kürt halkı özgürlüğünü ve haklarını elde edene kadar mücadelesinden vazgeçmeyecektir”

KCKD-E Eş Başkanı Zübeyde Zümrüt ise şunları söyledi:

“ Yüzyıl önce inkara, asimilasyona, ret ve yok sayma politikalarına karşı Şêx Seîd ve arkadaşları mücadele ettiler, ayaklandılar. 100 yıldır bu mücadele sürüyor. Seyit Rıza bu yüzyıllık mücadeleyi şu sözlerle dile getirmiştir “ Sizin yalanlarınızla baş edemedim bu bana dert oldu, bende size boyun eğmedim bu da size dert olsun” Bu söz bu gün hala halkın hafızasında ve mücadele hafızasıdır. Kürt kadınları bu süreçten günümüze bu mücadelenin içinde olarak, büyük bir direniş mirası bıraktılar. Kürt halkı özgürlük, barış içinde, kendi kimliğiyle, kültürüyle diğer halklarla eşit yaşamak istiyor. Bu direniş, çizgisi bugün, Şêx Seid ve Seyit Rıza’dan bizlere kalmış. Önder Apo’nun başlattığı mücadele, demokratik ve özgür bir toplum yaratma hedefiyle bu direnişin devamı ve finalidir. Önder Apo , bu tarihsel gerçeklikten ders çıkararak, yeni bir paradigmayla kimliğini sahiplenerek mücadeleyi sürdürüyor.”

Partiya Îslamiya Kurdistan (PİK) Genel Başkanı Hikmet Serbilind ise Şêyh Seid ve arkadaşlarının şahsında Kurdistan Özgürlük Mücadelesi için şehit düşenleri anarak, “ Bu gün burada, Şeyh Said ve tüm şehitlerimizi anmak için topladık. Halk olarak başımız dik; Kürt halkı yaşadığı her yerde önderlerinin idamlarının protesto etmek ve mücadelelerini onurlandırmak için alanlardadır. Şêx Seîd ve arkadaşları, direnişin ve mücadelenin sembolüdür Kürt halkı için. Onların başkaldırısı, Lozan’da bizi parçalayan anlayışa karşı bir mücadele geleneğidir. Kemalist sistem, Kürt halkına karşı bir soykırım politikası yürüttü. Şêx Seîd son nefesinde “Ben pişman değilim kendimi inancım için feda ediyorum. Yeter ki torunlarım mücadelemizi sürdürsün.” bu gün Şêx Seid mezarında rahattır çünkü torunları dört parçada ayakta ve izinde özgürlük mücadelesi veriyor. Yaşasın Bağımsız Kurdistan” ifadelerini kullandı.

Şêyh Saîd’in torunu Hasan Basri Fırat, mitingde katılımcılara teşekkür ederek, 1925 Serhildanını tarihçesi ve Şêx Seid ve arkadaşlarının mücadele anısının tarihsel bağlamında değerlendirmelerde bulundu.

Siyasetçi İdris Baluken’de bir konuşma yaparak, “Yüzyıldır bir halkın mücadele geleneğine, kimliğine ve varlığına bu şartlarda sahip çıkması ve direnmesi, önümüzdeki yüzyılın da garantisidir” dedi. Yüzyıl önce Kürt önderlerinin idam edilmesiyle halkın direnişinin sona erdirilmek istendiğini belirten Baluken, “Önderlerimizin mezarlarının gizleyip itibarlarını yok etmeye çalıştılar, toplumsal hafızayı bastırmak istediler. Ancak Kürt halkı bu mücadele sahip çıktı ve bu gün bu zulmün hesabını soracaktır” dedi.

Öcalan’ın “Demokratik Toplum ve Barış Çağrısını” değerlendiren Baluken, ‘‘Önder Apo’nun tarihsel bu direniş çizgisini kesintisiz bir mücadeleye dönüştürdüğünü ve bu gün yaptığı stratejik hamlelerle müzakere masasında Kürt sorunun çözmek için yeni bir sürecin mimarı ” olduğunu söyledi.

Mitin alanında Hozan Aydın ve Dengbej Maruf’da sahne olarak, Şêyh Saîd ve arkadaşları anısına toplumsal hafızlarda yer edinmiş klamlar seslendirdi.

Miting alanında 27-28 Haziran tarihlerinde Belçika’nın Başkenti Brüksel’de iki gün süren “Şêyh Saîd ve Azadî Cemiyeti: Tarih, Hafıza ve Kolektif İtiraz” uluslararası konferansın sonuç bildirgesi de katılımcıların önerileri ışığında, yeniden düzenlenerek, miting alanında okundu.

Sonuç bildirgesi şöyle:

Bugün burada, Şeyh Said ve 47 arkadaşının 1925 yılında idam edilmesinin 100. yıldönümünde, yalnızca onların aziz hatıralarını anmak için değil; aynı zamanda yüz yıldır devam eden tarihsel bir adaletsizlikle yüzleşmek ve toplumsal hafızayı diri tutmak amacıyla bir araya geldik. 1925 Kürt isyanı, geçmişte yaşanıp kapanmış bir olay değil; bugün de farklı biçimlerde süren bir hakikat, adalet ve bellek meselesidir.
Bu vesileyle kamuoyuna ve yetkili makamlara aşağıdaki değerlendirme ve çağrılarımızı iletmek istiyoruz:

Şeyh Said ve 47 arkadaşının infazlarının ardından mezar yerlerinin bugüne kadar açıklanmamış olması, sadece aileleri ve Kürt halkı için değil; aynı zamanda insan hakları normları ve toplumsal vicdan açısından da ciddi bir adaletsizliktir. Bir mezarın olmaması, ölenin yok sayılması anlamına gelir. Naaşların akıbetinin bilinmemesi, kolektif yas, anma ve hatırlama haklarının ihlalidir.

Mezarların gizli tutulması sadece fiziki bir eksiklik değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın bastırılması, mekânsal egemenliğin sağlanması ve bir halkın yas hakkının inkâr edilmesidir. Tarihsel şahsiyetlerin mezarsızlaştırılması, onları itibarsızlaştırarak kolektif hafızadan silme çabasının bir parçasıdır. Bu nedenle, kayıp mezarlar meselesi, Kürt halkının adalet ve tanınma mücadelesinde temel ve öncelikli bir talep olarak varlığını sürdürmektedir.

Devletin arşivlerinde bu mezarlara dair bilgi bulunduğu halde, bir asırdır hiçbir resmi açıklama yapılmamış olması, geçmişle yüzleşme ve demokratik olgunluk konusundaki eksikliği gözler önüne sermektedir. Mezar yerlerinin tespiti, bilimsel kimliklendirme süreçlerinin işletilmesi ve naaşların ailelerine iadesi, hem insani hem etik bir yükümlülüktür.

Bu uygulama yalnızca Şeyh Said ve arkadaşlarıyla sınırlı değildir:
*1930 Zilan ve 1935 Sason katliamlarında hayatını kaybedenler isimsiz toplu mezarlara gömülmüştür.
*1937 Dersim katliamından sonra idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri hâlâ bilinmemektedir.
*1960’ta sürgünde hayatını kaybeden Said-i Kürdî’nin vasiyetine rağmen Bitlis’e defnine izin verilmemiş, mezarının yeri bugüne kadar gizli tutulmuştur.
Bu örnekler, hafızanın sistematik olarak silinmesini hedefleyen, süreklilik arz eden bir devlet politikasının varlığını ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin Kürt halkıyla kalıcı ve adil bir barış inşa edebilmesinin yolu, geçmişin travmalarıyla açık bir yüzleşmeden geçmektedir. Mezarların gizlenmesi, tarihsel kişiliklerin şeytanlaştırılması ve anılarına yönelik inkârcı yaklaşımlar, toplumsal barışın önündeki en büyük engellerdendir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve ilgili kurumları şu adımları atmaya çağırıyoruz:
*Şeyh Said, Xalid Begê Cibrî, Seyid Rıza, Seyit Abdulkadir Nehri, Şeyh Şerif, Yusuf Ziya, Reşoyê Silo, Şeyh Resûl, Biroyê Heskê Têlî, Şeyh Zahir, Said-i Kürdî ve diğer dava arkadaşlarının mezar yerlerini açıklayın; cenazelerini ailelerine iade edin; bu konuda şeffaflık sağlayarak toplumsal yüzleşmenin önünü açın.
*Bu şahsiyetlere yönelik resmi söylemdeki düşmanlaştırıcı, aşağılayıcı ve itibarsızlaştırıcı dil terk edilmeli; eğitim müfredatları ve resmi tarih anlatıları yeniden düzenlenmelidir.
*Hakikatin ortaya çıkmasını, adaletin sağlanmasını ve toplumsal barışın kurumsallaşmasını mümkün kılacak şeffaf ve bağımsız mekanizmalar oluşturulmalıdır. Devlet arşivleri eksiksiz biçimde kamuoyuna açılmalıdır.

Bir asırdır süren inkâr, imha ve bastırma politikalarının ardından Kürt halkının özgürlük mücadelesi, bugün müzakere zeminine taşınmış durumdadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın 52 yıldır sürdürdüğü siyasal mücadele, bu dönemin barış arayışına güçlü bir zemin sunmaktadır. Türkiye devleti, bu tarihsel fırsatı heba etmemeli; Kürt halkının hakikatini ve haklarını tanıma yönünde cesur adımlar atmalıdır.
Unutulmamalıdır ki:
Gerçek barış sadece silahların susmasıyla değil; yaşayanların haklarının güvence altına alınmasıyla, ölülerin ise onurlu bir şekilde defnedilmesiyle mümkündür.
Şeyh Said ve arkadaşlarının kayıp mezarları, Kürt halkının bastırılmak istenen hafızasının ve inkâr edilen tarihinin simgesidir.
Ancak mezarlar kaybolsa da hafıza susmaz; tarih örtülse de adalet talebi asla sönmez.
Ve bilinmelidir ki:
Eğer Türkiye devleti gerçekten Kürtlerle barışmak istiyorsa, belki de atması gereken ilk adım, ölülerimizin naaşlarını iade etmek ve onlara layık oldukları saygıyı göstermektir. Ölülerine saygı gösterilmeyen bir halkla yaşayan bir barış inşa edilemez.

İlginizi Çekebilir

Hasta mahpus aileleri soruyor: Yargı paketlerinde bize neden yer yok?
Diyarbakır’da ‘Çatışma ve Çözüm Süreçlerinde Çocuk Konferansı’ düzenlendi

Öne Çıkanlar