Sinan Dedeoğlu: Amed son nefeste, Iğdır doludizgin, Van hedeften şaştı

SporYazarlar

Bölge futbolu…
Belki de yalnızca bir topun peşinden koşulan doksan dakika değildir burada futbol.
Bir şehrin kaderi, bir mahallenin umudu, bir çocuğun hayali…
Her maç, sadece istatistiklerde bir skor olarak değil; bazen bir şehrin o geceki uykusunun şekli, bazen sabahın ilk ışıklarıyla doğan heyecanı olarak da yaşanır.

TFF 1. Lig’in ilk yarısının sonuna doğru girerken, bu coğrafyanın takımları birbirinden farklı yolculuklara çıkmış gibiydi. Her birinin kendi kader çizgisi, kendi doğruları, kendi yanlışları vardı. Ve hepsi, aynı büyük hikâyenin farklı kahramanlarıydı.

AMEDSPOR: SON NEFESTE GELEN DİRİLİŞ

Ümraniye deplasmanı, Amedspor’un bu sezon hafızalara kazınacak maçlarından biri olacaktı.
Saha, yağmurla ağırlaşmış; tribünler az ama sesi çok taraftarla dolmuş; dakikalar Amedspor için yavaş akıyordu. Çünkü bazen maç değil, zaman yorardı insanı.

  1. dakikada Poko’nun golüyle geri düşmek…
  2. dakikada Mehmet Öksüz’ün talihsiz kendi kalesine attığı gol…
  3. Tribünlerde eller başların arasına girmişti bile.

Ama futbol, umudun en inatçı oyunudur.

73’te Gyan’ın golü geldiğinde Amed’in sokaklarında bile bir kıpırdanma hissedildi. Çünkü herkes biliyordu: Bu takımın içinde bir yerlerde son dakika ruhu vardır.

Ve nihayet, doksan artı üç…
Mbaye Diagne ceza sahasında topu önüne aldığında, zamanın durduğu anlar vardır ya… İşte öyle bir andı.
Vurdu.
Top ağlara gitti.

Üç puan…
Ama aslında bundan çok daha fazlası.

Skor tabelası 4–3’ü gösterse bile, teknik heyet için bu maç hem bir sevinç hem bir uyarı mektubuydu. Çünkü Ümraniye gibi ligin alt sıralarında dolaşan bir takımdan üç gol yemek, Amedspor’un şampiyonluk yürüyüşünde kapatması gereken bir gedik olduğunu gösteriyordu.

Mehmet Yeşil’in sağ stoperde zaman zaman iyi performans göstermesi takdire şayandı; fakat bölgedeki zaaf hâlâ kapanmamıştı. Futbolda klişe ama gerçek olan şey şuydu: Atanın da tutanın da iyi olacak.

Amedspor bugün bir fırtına gibi esecekse bunun sebebi sadece attığı goller değil; o golleri taşımak zorunda olan savunmanın da omuzlarındaki yükü taşıyabilmesiydi.

Yine de takım doludizgin gidiyordu.
Son dakika golleri, son nefes mücadeleleri kısa vadede puan, uzun vadede ise şampiyonluk karakteri demekti.

Bandırmaspor iç saha, Bodrum deplasmanı…
Bu iki maçtan alınacak altı puan, Amed’i ilk yarının lideri yapabilirdi. Ve devre arası yapılacak yerinde takviyeler ile Amedspor, artık hedefini fısıldayan değil; bağıra bağıra dile getiren bir takım olacaktı. 

Şehrin sokaklarında esen rüzgâr bile bunu söylüyordu:
“Yürekler sizinle…” 

Ümraniyespor taraftarını sporun kardeşlik ruhuna aykırı düşmanca tavırlarıda tüm kamuoyunun vicdanına bırakılmalı.Bu ko0nuda uzun yazmayada gerek yok diye düşünüyorum.

IĞDIRSPOR: DÜŞTÜĞÜ YERDEN DAHA GÜÇLÜ KALKAN YEŞİL BEYAZ HİKÂYE

Iğdırspor’un sezon ortasında yaşadığı o şanssız günler, belki de onların bu çıkışının başlangıç noktasıydı. Çünkü bazı takımlar dibe vurduğunda değil, o dipten nasıl yükseldiklerinde karakter kazanırlar.

Son üç maçta alınan üç galibiyet…
Bruno’nun Adanademir deplasmanında attığı üç gol…
Fofana’nın estet bir ressam gibi çizdiği o şık vuruş…

Takım sahaya çıktığında şehir tek bir kalbe dönüşmüş gibiydi. Doğunun rüzgârı tribünlerden esiyor, her galibiyette şehir daha bir umutlanıyordu.

28 puanla beşinci sıradaydılar.
Ama kimse bunu bir sınır gibi görmüyordu.
Çünkü Iğdırspor’un bu sezonki bütçesi, kadro planlaması ve devre arasında yapılacak transfere ayırdığı kaynak, onları yalnızca play-off’a değil, ilk ikiye bile götürebilecek bir potansiyel sunuyordu.

Belki de Iğdır’ın hikâyesi, “yeniden başlama cesareti”nin somut bir örneğiydi.

VANSPOR: OKYANUSU GEÇİP MUSLUKTA BOĞULAN KADİM ŞEHİR TAKIMI

Ve gelelim Van’a…
Tarihte büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış, dağlarıyla, gölüyle insanı saran kadim şehir…

Ama şehrin futbol takımı Vanspor, bu ihtişamlı tarihin aksine son haftalarda kendi kimliğini kaybetmiş gibiydi.

Son dört haftada yalnızca bir puan…
Dört maçlık bir çöküş ve çelişki…

Üstelik mağlubiyetlerin en acı olanı, Manisaspor karşısındaki 2–1’lik iç saha yenilgisi olmuştu. Kadrosu dar, bütçesi sınırlı Manisa karşısında kaybedilen puan, Van halkının içini acıtan bir yara gibiydi.

Yönetim maç sonrası “hedefimizden sapmadık” dese de aslında hedef Vanspor’dan sapmıştı.
Takım yalnızca puan kaybetmiyor, ruh kaybediyordu.

Tribünler şikâyetçi, sokaklar tepkiliydi.
Vanspor 21 puanla 12. sırada, düşme hattının yalnızca dört puan üstünde can çekişiyordu.

Bu bir futbol eleştirisinden fazlasıydı; bu bir yönetimsel başarısızlığın ağırlığıydı.

Hakan Kutlu’nun artık takımla arasında bağ kalmadığı konuşuluyordu.
Taraftarla iletişim kopmuş, saha içi enerji tükenmişti.
Bazen teknik direktörlük sadece taktik değil; şehirle aynı nefesi almayı başarmaktır.
Bu bağ koptuysa… gerisi de kolay kopuyordu.

Van basını sessiz görünse de kimse bu sessizliğin uzun sürmeyeceğini biliyordu.
Şehre yeni bir yönetim, yeni bir teknik akıl, yeni bir heyecan lazımdı.

Belki de Vanspor’un ihtiyacı olan şey, Amedspor’da olduğu gibi radikal bir değişimin başlangıcıydı.

TFF 2. LİG: BATMAN, URFA, MARDİN, MUŞ… ORTA SAHANIN YÜREĞİ BÖLGENİN KENDİSİ

Batman Petrolspor, Muğlaspor deplasmanında aldığı yenilgiyle taraftarını büyük bir üzüntüye boğmuştu.
Bu takımın kadrosu ve teknik ekibi daha fazlasını yapabileceğini biliyordu.
Bu nedenle alınan yenilgi yalnızca bir skor değil, bir özeleştiri çağrısıydı.

Şanlıurfaspor ise Karaman karşısında aldığı 2–0’lık net galibiyetle liderliği yeniden devraldı.
Batman karşısında kaybettiği liderliği, haftalar sonra geri alması şehirde yeni bir bahar havası estirmişti.
Urfa’nın futbol kültürü tarihten gelen bir gurur taşır; bu yıl o gurur yeniden kabarıyordu.

Mardinspor, güçlü rakip Bursaspor karşısında aldığı 2–1’lik mağlubiyetle yara aldı ama liderliği bırakmadı.
Ancak maç öncesi Bursaspor başkanının “burada nasıl karşılanırsak orada öyle karşılarız” şeklindeki üstü kapalı tehdidi, sporun ruhuyla bağdaşmayan bir açıklamaydı.
Bu coğrafyada misafirlik değerlidir; tribünler bunu her maçta gösterirdi.

Muşspor, Gebzespor deplasmanından 1–1’lik beraberlikle dönerek playoff umudunu diri tuttu.
22 puanla sıkı sıkıya tutundukları hedef, ikinci yarıda daha da güçlenecek gibi görünüyordu.
Kadro kalitesi, bu çıkış için uygun zemini sunuyordu.

TFF 3. LİG: BİNGÖL’ÜN SESSİZ AMA GÜÇLÜ YÜRÜYÜŞÜ

Ve 3. Lig’in belki de en istikrarlı takımı: Bingölspor.

Niğde Belediyespor’u 1–0 geçerek liderliğini pekiştirdi.
Bazen bir takıma bakarsınız ve içinizden “Şampiyonluk…” kelimesi kendiliğinden dökülür ya…
İşte Bingölspor için şehirde herkes bunu söylüyordu:

“Şampi…”
Cümlenin geri kalanını söylemeye gerek bile kalmıyordu.

Bu takımın yürüyüşü ağır ama emin adımlarla ilerleyen bir asker gibiydi.
Ve şampiyonluk Bingöl’e çok yakışacaktı.

BÖLGE FUTBOLUNUN ASIL SINAVI: TESİSLEŞME VE ALTYAPI

Bütün bu coğrafyanın futbol başarıları elbette gurur verici.
Ama asıl mesele, bu başarıların uzun vadeli bir temel üzerine oturtulmasıdır.

Altyapı olmadan sürdürülebilir başarı olmaz.
Tesisleşme olmadan gelecek kurulamaz.
Bölgedeki gençlerin sporla sağlıklı bir şekilde buluşması ise yalnızca futbolun değil, toplumun da kazanımıdır.

Bugün alınan galibiyetler, yarının çocuklarının hikâyesine dönüşmelidir.

SON SÖZ

Bu bölge, futbolu sadece bir oyun olarak görmez.
O yüzden her takım, sahaya çıktığında sadece kendisi için değil; şehrinin onuru için oynar.
Amed’in son dakika çığlığı, Iğdır’ın güçlü yürüyüşü, Van’ın hayal kırıklığı, Urfa’nın yeniden doğuşu, Batman’ın öfke ve azmi, Mardin’in direnci, Muş’un inadı, Bingöl’ün emin adımları…

Hepsi aynı hikâyenin farklı satırlarıdır.

Ve bu satırların tamamı, tek bir gerçeğe işaret ediyor:

Bölge futbolu güçleniyor.
Hem sahada hem ruhunda.
Ama asıl şampiyonluk, kalıcı yapı kurabilenlerin olacaktır.

 

İlginizi Çekebilir

Mecit Zapsu: Korkunun Kendisinden Korkmak
Meclis’te bütçe maratonu başladı: 14 gün aralıksız sürecek

Öne Çıkanlar