Futbol uzun süre erkeklere özgü, onların tekelinde olan bir spor dalı olarak görüldü. Tribünlerde sürekli erkek sesleri yankılanır, sahalarda erkek futbolcular ter dökerdi. Maço diyebileceğimiz bir atmosfer saha içi ve dışında egemendi.
Ve bir gün kadınlar topuklu ayakkabılarını çıkarıp kramponlarını bağladılar. İşte o andan itibaren tribünleri ve yeşil sahaların hikâyesi değişmeye başladı.
Kadın futbolu dünyada ilk kez 1920 yılında duyuldu. O yıllarda bu haber bir devrimdi; çünkü kadınlar yalnızca sahaya değil, tarihin kalbine adım atmışlardı. Türkiye’de ise bu adımların yankısı 1951 yılında duyuldu. Yine de kadın futbolu, uzun yıllar boyunca ne sahalarda ne de manşetlerde kendine yer bulabildi. Ta ki 1994 yılına kadar… O yıl, Türkiye Futbol Federasyonu’nun dört grup halinde kadın futbol ligini resmen başlatması, görünmez duvarlarda ilk çatlağın ortaya çıkmasıydı.
Ama asıl hikâye, doğuda, Kürt illerinde; – dağların, inançların ve önyargıların gölgesinde— başladı. 2008 yılında Hakkari’de, yatılı okulda okuyan sekiz kız öğrenci ve onlara inanan bir kadın vardı: Cemile Timur. Atletizme gönül vermiş, sonra hakemliğe uzanmış bu cesur kadın, elinde bir top ve büyük bir hayalle yola çıktı. İşte o gün, bölgenin ilk kadın futbol takımı doğdu.
Ardından 2010 yılında, o zamanki adıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, bugünkü adıyla Amedspor, kadın futboluna destek vererek bu hikâyeyi büyüttü. 2017’de Yüksekova Belediyespor sahneye çıktı. Ve böylece, kadın futbolu bölgede bir ateş gibi yayılmaya başladı. Bu sadece bir sporun gelişimi değildi. Bu, aynı zamanda erkek egemen düzenin, aşiret ve aile baskılarının ve “ayıp” denilen duvarların peş peşe yıkılmasıydı.
Bugün Kadınlar Süper Ligi’nde bölgeden üç takım var. Hakkari, Amed, Yüksekova… Hakkari kadın futbol takımı 5, Amed 6. Yüksekova 8. sırada mücadele ediyor. Kadın futbolcular sahaya çıktıklarında sadece topa değil, yılların önyargılarına da vuruyorlar. O sahalarda artık çocuk yaşta gelin olmaya zorlanan kızlar, eve kapatılmak istenen genç kadınlar kendi kaderlerini yeniden yazıyorlar.
Onlardan biri de Zelal Baturay — sadece 17 maçta 48 gol atan, bölge çocuklarına umut olan bir gol makinesi. Bir diğeri, halkın “Messi Hatice” diye çağırdığı Hatice Yaşar — oyunu, dünya yıldızı Lionel Messi’ye benzetiliyor. Ve Aycan Arda, Van’dan yükselen bir başka yıldız…
İsimleri farklı, ama hikâyeleri aynı: Hepsi “babalarının oğulları” değil, “annelerinin kuzuları.” Hepsi, topuklu ayakkabılar yerine vidalı kramponlar giyerek kaderini değiştiren kadınlar. Kadın futbolunun büyüdüğü bu topraklarda, eskiden “kadınlar futbol izlemez” denirdi. Şimdi ise kadınlar sadece izlemiyor, oynuyor, yönetiyor, ilham veriyor.
Hakkarigücü Kadın Futbol Takımı bugün 50 sporcu ile yoluna devam ediyor. Amedspor, güçlü altyapısıyla yüzlerce hayale ışık tutuyor. Yüksekova Belediyespor, 30 kadınıyla ligde dimdik duruyor. Bir zamanlar erkekler süper liginde aynı anda iki takım bile bulamayan bu bölge, şimdi kadın futbolunda üç takımla Kürt halkının ve tüm Türkiye’nin gururu olmuş durumda. Bu sadece bir sportif başarı değil; bu, kadının azminin, gücünün ve kudretinin bir simgesidir.

Her röportajda futbolcular aynı cümleyi kuruyor: “Aileden ve çevreden hep şu lafı duyduk: ‘Şort mu giyeceksin, ayıp değil mi?’” Oysa kimse o şortun içinde büyüyen kaslara, o ayakların bastığı yollara, o zihinlerin ürettiği oyuna bakmadı. Kimse onların terle yazdığı cümleleri, çamurla yoğrulmuş hayallerini görmedi. Ama onlar yılmadı. Ve bir şortla değil, bir hayalle “namus” kavramını yeniden tanımladılar. Bugün o kızlar, milli takımlarda forma giyiyor. Büyük kulüplere transfer oluyorlar. Kimisi futbol sayesinde üniversiteyi kazanıyor, kimisi kendi takımında genç kızlara koçluk yapıyor. Kadın futbolu yalnızca sahayı değil, hayatları da değiştiriyor.
Tribünlerde de artık bir farklılık var: Kadınlar sadece sahada değil, tribünde de var. Amedspor’un “Mor Barikat” adını verdiği ilk kadın taraftar grubu, tribünlerde kadının sesini duyuruyor. Onlar tezahüratlarıyla diyorlar ki: “Futbol sadece erkeklerin değil.” Bu, yalnızca bir spor mücadelesi değil, varoluşun yankısıdır.
Bugün kadın futbolu, bölgede 18 yılı geride bıraktı. Süper Lig’de üç takım, 1. Lig’de bir takım, 2. Lig’de beş takım, 3. Lig’de ise 30 takımla temsil ediliyor. Evet, hâlâ maddi imkansızlıklar var; saha eksikleri, malzeme yetersizlikleri sürüyor. Ama artık bu hikâye bir kez başladı, geri dönüşü yok. Çünkü her top sesi, bir kalbin çarpışı gibi duyuluyor artık bu topraklarda.

Van, Mardin ve Batman da yavaş yavaş bu sesi duymaya başladı. Kız çocukları ellerine top alıyor, “Ben de oynayacağım!” diyor. Belki bir gün, o topraklardan yeni bir Messi Hatice, yeni bir Zelal Baturay çıkacak. Belki bir gün, bu hikâye sadece doğunun değil, tüm Türkiye’nin gurur hikâyesi olacak.
Kadınlar gerçekten futbola güzellik kattılar. Ama sadece oyuna değil, hayata da. Çünkü onların her pası bir umut, her golü bir direniş, her maçı bir zaferdir.
Bu yazı, topuklu ayakkabılarını çıkarıp kramponlarını giyen tüm kadınlara ithaf edilmiştir. Onlar yalnızca futbol oynamıyorlar; sahada önyargıları, duvarları ve sessizlikleri yıkıyorlar. Bir topun peşinde koşarken aslında özgürlüğün, cesaretin ve eşitliğin peşinde koşuyorlar.











