İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta öldürülmesinden bu yana, ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılar, Devrim Muhafızları komutanından ülkenin güvenlik ve istihbarat şeflerine kadar rejimin en üst kademelerini büyük ölçüde zayıflattı.
Ancak İran liderliğinin üst kademeleri birer birer ortadan kaldırılsa bir çok gözlemci rejim değişikliğinin yakın zamanda gerçekleşmesinin pek olası görmüyor.
France 24’ten Louise Nordstrom bunun nedenini anlamak için Bristol Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dersi veren Ortadoğu uzmanı Filippo Dionigi ile görüştü.
28 Şubat’tan bu yana İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri , İran’ı hedefli hava saldırılarıyla vurarak birbiri ardına güçlü İranlı yetkilileri ortadan kaldırdı.
Şu ana kadar rejimin üst düzey yetkilileri arasında ölü sayısı dokuz olarak doğrulandı, ancak İsrail bu sayının 11’e ulaştığını iddia ediyor.
Hem Amerika Birleşik Devletleri hem de İsrail, İran’daki elitlerin ölümlerinin giderek artan listesini askeri başarılarının kanıtı olarak gösterdi.
Salı günü, İsrail ordusunun İran güvenlik şefi Ali Larijani’yi ” etkisiz hale getirdiğini ” açıklamasının ardından, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, ülkesinin İslam Cumhuriyeti’ne karşı savaşı “zaten kazandığını” ilan etti.
Ancak sert söylemlerin ardında, ABD Başkanı Donald Trump bile , kaç kişinin kellesinin uçacağından bağımsız olarak, İsrail ve Amerika’nın bombalarının rejimi devirmeye yetmeyeceğini ima etti.
Bunun yerine, İran halkına bu görevi üstlenmeleri çağrısında bulunarak, “İşimiz bittiğinde, hükümetinizi devralın. Hükümet sizin olacak” dedi.
İran’ın lider kadrosunun büyük çoğunluğu öldürüldü, bu durum neden rejim değişikliğine yol açmasın?
Filippo Dionigi: İran rejimi tarihsel olarak dayanıklı, dışarıdan gelen baskılara direnebilen ve bunlara karşı koyabilen bir yapı olarak geliştirilmiştir.
Rejim, 1979’daki İslam Devrimi’nden beri iktidarda. Yaklaşık 50 yıldır yöneten ve bir dizi süreçten ve iç değişimden geçen resmi bir hükümetten bahsediyoruz: Humeyni’nin yerini Hameney aldı ve ardı ardına hükümetler geldi, vesaire.
Yani bu, daha önce değişim yaşamış bir rejim; bu da demek oluyor ki, bu süreçte de gerektiğinde liderliğini değiştirme imkanına sahip olacak. Bunun için yerleşik bir mekanizması var.
Bu , Beşar Esad’ın Suriyesi , Saddam Hüseyin’in Irak’ı veya Nicolas Maduro’nun Venezuela’sı gibi tek kişilik bir rejim değil . Bu, baskıya dayanacak şekilde tasarlanmış daha karmaşık bir kurumsal yapı.
Peki, rejim değişikliğine gerçekten ne yol açabilir?
İran halkının örgütlü seferberliği. İran’daki herhangi bir değişiklik, dış güçlerden değil, içeriden gelmelidir. İranlılar, meşruiyeti olmayan dışarıdan dayatılan değişiklikleri kendileri kabul etmeyeceklerdir.
Son dönemdeki baskılar göz önüne alındığında, İran halkı bunu nasıl yapabilir ki?
İşte asıl mesele bu. Baskı var, muhalefet var, rejimin meşruiyeti sorgulanıyor.
Örgütlü ve meydan okudukları kurumlara karşı ezici bir güç oluşturan toplumsal hareketler ve siyasi seferberlikler, bazen beklenmedik şekillerde de olsa değişime yol açabilir. 2011 Arap ayaklanmalarını düşünün. Bu ayaklanmalar, muazzam bir baskı yarattıkları için değişime neden oldular.
Ancak İran’da yetkililer muhalefeti bastırmada çok daha etkili ve bunu yaparken son derece şiddetli davrandılar. İran halkının bunu başarması giderek zorlaşacak. Fark yaratacak olan şey, toplayabilecekleri seferberlik derecesidir. Daha iyi örgütlenmeleri ve daha net bir siyasi plana sahip olmaları gerekecek. Aksi takdirde onları bölmek daha kolay olacaktır. Bu bölünme, rejim ve onları bastırma kapasitesi için güçlü bir avantaj olacaktır.
İran içinde rejimin yerini alabilecek uygulanabilir bir alternatif var mı?
Dikkate alınması gereken bir diğer husus da, diğer rejimlerin çöktüğü durumlarda neler olduğudur. Ordu ve silahlı kuvvetler bazen halk ayaklanmasını destekler ve lideri devirir. Ancak bu durum, rejime çok yakın olan ve ülke içinde siyasi olarak giderek güçlenen Devrim Muhafızları (İDGK) ile pek yaşanmıyor.
Geçiş süreçleri asla barışçıl veya sorunsuz olmaz. İran, geleceği hakkında birçok farklı görüşe sahip 80-90 milyonluk bir nüfusa sahip bir ülkedir. Rejimin devrilmesinin otomatik olarak yeni bir hükümete yol açacağı fikrinin tarihsel bir dayanağı yok.
Net bir alternatif hayal etmek zor. Seçimler yoluyla kademeli bir reform süreci ve rejimin alternatif yönetim biçimlerine açılması olabilir. Şimdiye kadar bunun gerçekleştiğini görmedik. Rejim, hayatta kalma mücadelesine odaklanmış durumda.
Günümüzde halk ayaklanmasının sonuçları ne olurdu?
Rejim, dışarıdan tehdit hissettiği ve iç tehditleri önlemek istediği için her türlü seferberliğe karşı özellikle agresif davranacaktır. Muhalefetin harekete geçmesi büyük cesaret gerektirecektir.
Aynı zamanda, dış tehdit rejimin anlatısını güçlendirebilir ve kendisini yabancı düşmanlara karşı ulusal çıkarları savunan bir güç olarak sunmasına olanak tanıyabilir. Bu durum, rejimin meşruiyetini zayıflatmak yerine güçlendirebilir ve iç muhalefeti daha da zorlaştırabilir.
Bir ayaklanmanın başarılı olması için neler gerekir?
Rejimin, hareketlenmeleri bastırma kapasitesinin zayıflatılması gerekecektir. Muhalefetin birleşmesi ve rejimin istikrarını sarsabilecek ve bir alternatif üretebilecek kritik bir kitleye ulaşması gerekecektir. Arap ayaklanmalarını düşünün: milyonlarca insan sokaklara döküldüğünde ve ordu onlara karşı harekete geçmeyi reddettiğinde değişim gerçekleşti.
/ Fransa 24/











