Süleyman Demirtaş: Gül Ağacım

Yazarlar

Gerilimi tırmandırıp onu uzaklaştırmam bana daha kolay bir çözüm gibi gelmişti. Öfkesini arttırıp elime vereceği kozları biriktirmem ve olur da beni kıstırırsa bu rezervimi o anlarda fosfor bombası gibi üzerine atmaktı planım.

Zeki biri olduğunu bildiğim için, detaylara iliştirdiğim ve onu can evinden vuracak kelimeleri adeta mayın gibi döşedim yoluna. Bir detaydan diğerine, bir mayından öbürüne, paramparça olana, yerle yeksan olana kadar devam ettim.

Ne zaman sakinleşmeye meyletse hemen başka bir tuzak ile o mayınlı sınırlarda yürümesini sağladım. Yatırılıp kesilecek bir boğa gibi öfkeden, acıdan böğürüyordu. Ciğeri sökülürcesine içten bir acıyla feryad etti. Onu bir kuytuda, talihsiz bir kaza gibi de anımsayıp, unutabilirdim. Kıyamadım… Sıradanlaştıramadım onu. Sabah olunca kalkıp yoluma gittiğim diğerleri gibi değildi benim için. Geceyi kim kiminle geçirecek diye birbirini yoklayan kadınların ve erkeklerin teni ve kokusu yoktu onda.


Avucumun içine bir sevda bırakmıştı ama ben tuttukça elim yanıyordu. Hıdırellezde gül ağacı dibine gömdüğüm, dilediğim sevda, avucumun içinde ama zehirli bir madde gibi, başka gezegene ait bir demir, bir taş gibi ; şiir gibi, şarkı gibi, aşk gibi…


Beni anla istiyorum tanrım, öyle bir anla ki, bana varlığını ispatlar gibi, iyinin de kötünün de sahibi olduğunu haykırır gibi anla…

Kendimle sınıyorum seni ey tanrım.

Eğer ben var isem sen de varsın. Olur da beni bu koca evreninde yok sayarsan, alimallah ben de yok sayarım seni. Şirk koşturma bana, o yüzden sakla beni, bir yer ver bana koca dünyanda. İlk emir oku ise senin, ilk ricam da anla beni ey tanrım. Bari sen anla, anlatamadım ben kullarına. Hiç bir zaman kötü kalpli olmadım ey tanrım. Beni anlamayacak kullarının gözlerini bağladım bir adak gibi, kurban gibi ve sonra da bilinmezliğimin keskinliğiyle sana yolladım.

Bilmenin ızdırabını yaşatmadım onlara. Hem Adem ve Havva da sana hayal kırıklığı yaşatmamışlar mıydı? Biz suçlular burada, kalbi kırılananlar senin yanında. Şeytana uydum diyemem. Ona da bir numara büyük gelirim.


Bilirsin güçlüyüm ben. Ne de olsa sen yarattın. Ama o bensiz nasıl yapar. Asıl o kahretti beni. Ben onunla yapamam, o da bensiz. İyisi mi tanrım sen ona bir ben daha bahşeyle. Onun ben olmadığımı asla anlamasın, benmişim gibi yaşasın.


O sevda bıraktı avucuma. Ben onu soluksuz bırakırken, alamadığı sadece nefes değildi, muradıydı. Eti dökülmüş buldum onu acıdan. Yaralarını gizleyemezdi, yar’a bu yapılmazdı. Soyunup döküldü. Çırılçıplaktı bana, her sarılıp ağlayanda. Evi barkı yıkılmış, sokak çocuğuydu. Eve aldım onu, şımarık bir sevda bıraktı avucuma. Ahh yavrum, kendimden sakınamadım seni.

Ahh sevgilim, ben sana yar mı olacağım sandın. Heybemdeki neşterleri bilemezdi tabi. Sen bana sarıldıkça bir parçanı aldım senden. Bir avuç sevda kalana kadar sarıldın sen bana.

Artık yoksun, bunu en çok tanrı, en yakıcı da sen biliyorsun. Ben, henüz değil. Sen neden gittiğini bilmeyeceksin sadece, ama ben gittiğini dahi bilmeyeceğim. Sımsıcak ısıtacak beni sevdan, yaram hep sıcak kalacak.

Gözlerini bağladım görme diye beni. Nefessiz koydum seni, sevme diye beni.

Bak sen hele gül ağacım, sevdaya yaptığıma,
bakamam artık ben aynaya.
Ey tanrım sen nasıl kıydın ki Ademla Havvaya,
değer miydi bir elmaya.
Sürgünüz artık biz dünyalar kadar büyük,
Bir avuç sevdaya…

İlginizi Çekebilir

Hakkı Tekin: Suriye denklemi üzerinden Ortadoğu dizayn süreci
Kıbrıs İsrail’den hava savunma sistemi aldı

Öne Çıkanlar