Taybet İnan’ın cenazesi tam 7 gün sokakta kaldı.
Sonrasında bilinen etkisiz soruşturma süreçleri. 2020 yılında soruşturmanın belli aralıklarla yeniden değerlendirilmesi, yeni delillere yönelik araştırmaların devam ettirilmesi anlamına gelen ‘daimi arama’ kararı verildi. Ama soruşturmada bir ilerleme olmadı.
Bunun üzerine avukatlar Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu 2021 yılında. AYM kararını açıkladı ve Roboski/Uludere davasındaki gibi başvuruyu ‘usulen’ kabul etmedi. Yaşam hakkının ihlali, etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlali ile ilgili başvuruyu ‘zamanında’ başvuru yapılmadığı gerekçesiyle reddetti.
Gazeteci Candan Yıldız, Anayasa Mahkemesi’nin Taybet İnan başvurusunu reddetmesini T24’ e yazdı:
Roboski/Uludere davasını hatırlarsınız.
Bundan 14 yıl önce, 28 Aralık 2011 gecesi aralarında çocukların da olduğu 34 insan F-16 bombardımanıyla öldürüldü.
Emri kimin ve neden verdiğine ilişkin bütün hukuki, idari süreçler sonuçsuz kaldı. TBMM raporu da etkili olmadı.
Daha da vahimi, hak arama sürecinin önemli ayaklarından biri olan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurudaki eksiklik oldu. Zira AYM ‘eksik belgelerin zamanında getirilmemesi’ gerekçesiyle bireysel başvuruyu reddetmişti.
Karara o dönem üyelerden Osman Paksüt itiraz etmişti. Gerekçesinde ‘…işin esasının önemine binaen şekil şartlarının azami derecede esnek yorumlanmasının hakkaniyete daha uygun düşeceğini’ belirtmişti.
Şimdi benzer bir durum Taybet İnan davası için söz konusu.
Kürtlerin derin yaralarından ve hak ihlali hafızasının sembol isimlerden biridir Taybet İnan.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dosyasından olayı hatırlayalım:
“14 Aralık 2015 tarihinde başvuranın memleketi Silopi’de 24 saatlik sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır. Başvuranın annesi Taybet İnan 19 Aralık 2015 tarihinde saat 19.00 civarında, komşusundan dönerken evinin dışında zırhlı araçtan açılan ateşle vurulmuştur. Kayınbiraderi Yusuf İnan başvuranın annesine yardımcı olmak amacıyla girişimde bulunmuştur ancak o da evden çıkar çıkmaz vurularak yaralanmıştır. Başvuran ve evlerinde olaylara tanık olan diğer aile üyeleri defalarca acil servisi aramışlar ancak yardım talepleri karşılanmamıştır. Başvuran ve diğer aile üyeleri acil servisi ve polis memurlarını aramaya devam etmişlerdir ve bu sırada hayatını kaybeden Taybet İnan’ın cenazesinin alınması için yardım talep etmişlerdir. Yanıt olarak, beyaz bayrak tutmaları koşuluyla cenazeyi almak için evden ayrılabilecekleri söylenmesine rağmen, kapıyı her açtıklarında bulundukları yöne doğru ateş edilmiştir. Milletvekili Aycan İrmez valiyle görüşmüş, ancak kendisine ‘güvenlik güçlerinin olay yerine gitmesinin ardından’ cenazeyi alabileceklerini söylenmiştir. Vurulma olayından birkaç gün sonra, başvuranın babası cenazeyi sokaktan almak için girişimde bulunmuştur ancak o da vurularak yaralanmıştır. Sonrasında ise aile, evlerini terk etmiş ve yakınlarının evine sığınmışlardır. Son olarak cenaze 25 Aralık 2016 tarihinde yetkililerce sokaktan alınarak hastaneye götürülmüştür. …Herhangi bir dini tören olmaksızın Taybet İnan’ın cenazesinin yetkililerce defnedilmesi sırasında ailenin yalnızca üç üyesinin katılımına izin verilmiştir.”
Evet Taybet İnan’ın cenazesi tam 7 gün sokakta kaldı.
Sonrasında bilinen etkisiz soruşturma süreçleri. 2020 yılında soruşturmanın belli aralıklarla yeniden değerlendirilmesi, yeni delillere yönelik araştırmaların devam ettirilmesi anlamına gelen ‘daimi arama’ kararı verildi. Ama soruşturmada bir ilerleme olmadı.
Bunun üzerine avukatlar Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu 2021 yılında. AYM kararını açıkladı ve Roboski/Uludere davasındaki gibi başvuruyu ‘usulen’ kabul etmedi. Yaşam hakkının ihlali, etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlali ile ilgili başvuruyu ‘zamanında’ başvuru yapılmadığı gerekçesiyle reddetti.
Avukatların bir ihmali var mıydı?
Dosyanın avukatı Ramazan Demir şu açıklamayı yaptı:
“AYM 90’lar faili meçhul dosyalarını incelememe bahanesini son olarak bu dosya için kullandı. Taybet ananın ölümü ve sonrasında cenazesine yaşatılanlarla ilgili sürekli olarak savcılığa taleplerde bulunduk ve dosyayı hiç hareketsiz bırakmadık. Ama bu dosya açısından aynı gerekçeyi kullandı AYM. Etkili soruşturma yürütülmediğini tahmin etmiş olmanız lazımdı, o yüzden daha erken başvuru yapmalıydınız diyerek başvuru için süre aşımı kararı verdi. Etkili soruşturma yürütülmediği ne zaman anlaşılır peki? Belli değil. Dosyaya bakıldığında gelen giden evraklar olduğu ve dolayısıyla savcılığın soruşturmayı yürütmeye devam ettiği görülüyor. Ama AYM diyor ki sen savcılığın etkili soruşturma yürütüp yürütmediğini denetle, ona göre bana başvur. Ben nasıl denetleyeyim? İçtihat bu belirsizliği ile mağdur ve başvurulara çok büyük külfet yüklüyor, savcılığın işlemlerini denetleme yükümlülüğü yüklüyor. Aylarca dosyanın kendisine ulaşamadık zaten. Savcı ya yerinde yoktu, ya izinde ya da dosyayı göstermekten imtina ediyordu. Haftalarca dosyaya bir dilekçe sunamadık, savcı almadı dosyaya. En son avukat arkadaşımız Silopi’ye en yakın ilçe adliyesi olan Cizre adliyesinden havale yoluyla dilekçeyi Silopi’deki dosyaya gönderdi. Savcılık da AYM de Taybet ananın katillerini araştırmaktan ve tespit etmekten kaçındı.”
AYM ‘şekil’ olarak karar verse de şu tespitte bulunuyor:
“Emniyet Müdürlüğünün 11/4/2019 tarihli cevabi yazısı sonrasında esaslı bir işlem yapılmamış, dolayısıyla esasen bu tarih itibarıyla etkisiz bir hâl almış olan soruşturmada…”
Toplum vicdanını sınayan olaylardan biriydi Taybet İnan’ın cenazesini sokaktan alamamak. Öldürüldüğünde 68 yaşındaydı.
Taybet İnan’ın oğlu Mehmet İnan’la konuştum kararı.
Mehmet İnan şunları söyledi:
“Annemin ölümünden sonraki iki yıl biz de ölmüştük. Annem hem babamız hem annemizdi. Cömertti, kapısı 7/24 herkese açıktı. Şimdi kapımız kapalı. Ben o olaydan sonra bir yıl evden çıkmadım. Her an beni de alıp götürürler yatarken çorabımı bile çıkarmadım bir yıl boyunca. Canımız gitse de geri adım atmak yok. Adalet bir gün yerine bulacak.”
Taybet İnan’ın öldürülmesini, ailesinin cenazeyi alamamasını hukuki bir tartışmaya sıkıştırmak ‘cezasızlık’ pratikleri dikkate alındığında ne kadar hakkaniyetli olur emin değilim. Ya da Osman Paksüt’ün dediği gibi “şekil şartların esnek yorumlanması” simgesel davalar için söz konusu olamaz mı? Hukuk sadece kağıt üzerindeki kanunlar mıdır? Sorular çoğaltılabilir. Ama yine de hukukun eline gerekçe vermemek de önemli!









