Hatimoğulları: Barış için alanlarda olalım; Savaşa hayır, barış hemen şimdi diyelim

GündemPolitika

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklama yapıyor.

Hatimoğulları, konuşmasına “Bir kez daha değerli Sırrı yoldaşımızı bir kez daha sevgi ve minnetle anıyorum. Ve ona olan barış sözümüzü bir kez daha yineliyorum” sözleriyle başladı.

Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“Sözlerime başlamadan önce, Şam’da Mar Elias Kilisesi’ne yönelik saldırıyı tekrar kınıyorum. Yaşamını yitirenlerin yakınlarına sabır, yaralılara acil şifa diliyoruz. Başta Hristiyan cemaati olmak üzere, Suriye halklarının başı sağ olsun.

Hristiyan camiasına dönük bu saldırı elbette sıradan bir saldırı olarak ele alınamaz. Etnik ve dini kördüğümü tırmandırmaya dönük girişimlerdir. Sadece Suriye’de değil, bölgenin tamamını etkilemek amacıyla fay hatlarıyla oynandığını belirtmek isteriz.

Bu kilise saldırısı bize gösterdi ki, Ortadoğu yine barut kokuyor! İsrail-İran savaşı sadece bölgesel bir sorun değil, küresel bunalımın en çarpıcı yansıması. Ne yazık ki küresel nabız, barış ritmiyle değil; savaşın çılgın temposuyla atıyor.

Neoliberalizmin sınıfsal uçurumları, ekonomik çöküş, silahlanma, ekolojik çöküş yarışı başta olmak üzere; güç dengeleri, ticaret savaşları ve etnik-mezhepsel gerilimler… Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor, savaşı körüklüyor.

Bakın, G7 Zirvesi ve NATO’nun artan savaş harcamaları talepleri bizlere neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Sadece Türkiye’yi, Ortadoğu’yu değil; bütün dünyayı yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün halkların emeği doğrudan savaş bütçelerine aktarılıyor.

Gerçek şu: Her şeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunun anlamı, daha fazla siyasal ve sosyal felaket, daha fazla açlık ve huzursuzluk demek.

Savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. Bizlerin kafasında ve ruhunda normalleştirilmek isteniyor. Savaşı ve her yeri yakıp yıkan anlayışı normal karşılamıyoruz, normal karşılamayacağız. Bu çılgınlığa dur demek zorundayız.

İsrail-İran savaşı, kaosun acı tezahürlerinden sadece biri! Bu çatışma, iki devlet arasında basit bir kavga değil. Emperyalizmin paylaşım savaşında bölge yeniden dizayn ediliyor. Yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor.

Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları acımasız oyunla yapılıyor. Bedeli kim ödüyor? Halklar…

Yakılan, yıkılan kentler, yaşamlar… Artan sivil ölümleri… Göç yollarına düşen insanlar… Savaşın gerçek yüzü bu! Kibirli liderlerin çizdiği rotaları, sivillerin kanıyla boyamak istiyorlar.

Bunun çözümü, ulus-devlet anlayışının sahte güvenlik politikalarında değil. İsrail-İran savaşı bunu bir kez daha bize gösterdi.

“Ulusal güvenlik” diyorlar. Oysa bu bir tuzak! Ulus-devletler, kendi halkına özgürlük sunamazken dışarıyı mutlak düşman ilan ediyorlar.

Demokratik muhalefet bastırılıyor, sivil toplum susturuluyor.

Peki, bu karanlık tünelde ışık nerede? Panzehir ne?

Panzehir, emperyalizme karşı güçlü direniştir. Yaşam hakkımız başta olmak üzere; özgürlüğümüze, ekmeğimize, kardeşliğimize, barışımıza göz diken emperyalizmden alacaklıyız. Biz halkız. Biz insanız.

Eskiden bu yaşananları distopyalarda okuyorduk. Artık distopyalar gerçek oluyor. İran-İsrail savaşı bize bunu gösteriyor.

Altını kalın çizgilerle çiziyorum: İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir.

Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti, özgürlüğü temele koyan siyaset bu sistemin panzehiri olur.

Demokratik ulus çözümü, silahta ve kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu kurtaracak olan tam da bu anlayışın yaşama geçmesidir.

Bedeli ne olursa olsun, demokratik ulus demekten, demokratik toplum demekten, bunu inşa etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Barışı mutlaka bu topraklara armağan edeceğiz.

Avrupa başta olmak üzere birçok ülke, savaşı söylemde kınıyor; gerçekte destekliyor. Bu sorumsuzluktan derhal çıkılmalıdır.

Bu karanlık tablonun umut ışığı, halkların demokratik mücadelesindedir. İran’dan İsrail’e, Ukrayna’dan Filistin’e, her yerde barış talebini yükseltmeliyiz.

Barışın sesi silahlardan daha güçlü! Savaş mutlaka durdurulmalıdır. Bugün dediler ki, sabah 7’den itibaren İran ile İsrail arasındaki ateşkes hayata geçecek. Sevindim, umut doğdu dedik. Ama bu toplantıya gelirken gördük ki, yine füzeler, uçaklar, bombardımanlar devam ediyormuş.

Unutmayalım: İran’dan ve İsrail’den yükselen dumanlar sadece geleceği karartır. Savaşın ateşiyle ısınmaya kalkanlar, sonunda kendi evlerini küle çevirir!

Başta Amerika, İsrail ve İran olmak üzere, tüm dünya halklarına çağrımız: Dünyanın kaderiyle oynanmasına izin vermeyin!

Gelin, evler küle dönmeden, bu savaş yayılmadan; halklar olarak inisiyatif alalım. Barış için alanlarda, meydanlarda olalım. Savaşa hayır, barış hemen şimdi diyelim.

/Kaynak: T24/

İlginizi Çekebilir

Kılıçdaroğlu: Ben kabul etmesem kayyım gelecek; CHP’yi kayyıma mı bırakayım?
DİSK Basın-İş: KRT emekçilerinin eylemi kazanımla sonuçlandı

Öne Çıkanlar