Vahap Aydoğan: Sanatımda zaman bir anlam kaybıdır; Sürreal biyografiler…

Sanat benim için bir ifade değil; bir soyutlanma hali. Ruhun, anlatının, duygunun, tarihin damıtılmış hâlidir

insanlar sadece yaşadıklarıyla değil, sustuklarıyla da var olurlar. ‘Sürreal biyografi’, bu sessiz anlatıları görünür kılmanın bir yolu oldu benim için. 

Sürreal biyografi, benim için klasik biyografilerin ötesine geçen bir anlatım biçimi. insanların yaşam öykülerini sadece kronolojik bir sırayla ya da metinsel ifadelerle değil, onların ruhsal katmanlarını, bastırdıkları duyguları, hayallerini, korkularını ve travmalarını da tuvalde temsil etmeye çalışıyorum. Bu yüzden her portre, etten kemikten estetik algılardan ibaret değil, biyografiler aynı zamanda bir iç dünya, bir bilinçaltı haritasıdır. 

Sanatımda yüzler kadar boşluklar da konuşur. Bir portrede gözlerin ifadesi kadar, arka plandaki çatlak duvarın dili de önemlidir. 

 Biyografileri gerçek yaşamlardan ve seçerek gerçek kişilerle çalışıyorum. 

Özellikle insanın doğduğu günden bugüne ve yarınlarına uzanan  derin bir yazılı iletişimle , kişiyi yansıtmak adına onlarca soru soruyorum

Sorulardan aldığım cevapları imgelere ,imgelerden de tabloya kodlayarak kişi ile tablo arasında bir ayna, bir köprü görevi görüyorum. 

Çünkü insanlar sadece yaşadıklarıyla değil, sustuklarıyla da var olurlar. ‘Sürreal biyografi’, bu sessiz anlatıları görünür kılmanın bir yolu benim için.

Ben bir hikâyeci değilim ama hikâyeleri dinlemeyi, onlarla yaşamayı ve sonunda onlardaki imgeyi yakalayarak tasarımlarla yeniden kurgulamayı seçtim. Çünkü her insan, içinde başka bir gerçeklik taşır. Ve o gerçeklik, çoğu zaman fiziksel görünüşünün çok ötesindedir. İşte bu ötesiyle ilgileniyorum. Gerçeğin yüzeyiyle değil, derinliğiyle, yaşanmışlığıyla… 

23 yıllık sanat serüvenim insan yaşamının düşsel dünyasını tabloyla buluşturma noktasına evrildi.

 insanların gerçek yaşamlarını dinlemeyi, onların yaşamlarındaki derin boşlukları  ve onlardaki imgeyi yakalayarak tasarımlarla yeniden kurgulamayı seçtim.

Ve son on yılda insan yaşamını biyografileri tuvallerden sonra kitap kapaklarında, dijital platformlarda yaşatmaya devam ediyorum. 

Çünkü Sanat benim için bir ifade değil; bir teşhir. Ruhun, anlatının, duygunun, tarihin teşhiridir…

Tüm o parlatılmış yüzeylerin, yapay gülüşlerin, törpülenmiş acıların altını kazıdığınızda geriye ne kalıyorsa , o duyguları meta üzerine işliyorum.

Zaman Sanatta Bir İz, Ama Asla Bir Eksen Değil”

Kitap kapakları çizimlerim biyografi fikrimin bir devamıdır.

Bir metnin ön sözünden önceki suskunluğudur kitap kapakları. 

Okura kapıdan girmeden önce nereye girdiğini sezdiren bir yol.

Ben o kapıyı çizerken, sadece yazarın değil, metnin arka planındaki izdüşümün izini sürdüm. 

Kitap kapakları, düşündüğünüzden çok daha kırılgan bir alandır. Çünkü o görsel, bir yazarın aylarca, bazen yıllarca içselleştirerek yazdığı bir metnin ilk temsili olur. Ve bu ilk temas, okuyucu için çoğu zaman kitabın kaderini belirler. 

Sanatçı olarak işin içine girdiğinizde, sadece bir estetik kaygıyla değil, yazarın ruhuyla, anlatının katmanlarıyla, hatta o kitabın duygusal atmosferiyle de uyum kurmanız gerekir. 

Bazen yazarın bile fark etmediği alt metinleri sizin fark etmeniz beklenir.” Bu iş birliği çoğu zaman oldukça yaratıcı ve duygusal bir süreç olur. 

Ortaya çıkan kapak, yalnızca bir tasarım değil, ortak bir hissin ürünü olur. Benim sürrealist anlatımım, yazarın iç dünyasındaki kırılma noktalarıyla birleştiğinde gerçek anlamda ‘konuşan’ bir kapak doğar. Bir bakıma o kitap kapağı, kitabın ilk cümlesi olur, ama kelimesiz bir cümle.

 Bir şiirden bir kitaptan küçük bir kaç mısra eskimiş bir sokak lambasından akan imgeler…Bir eski koku…

İşte o imgeler, resmi inşa ederken benim elimdeki tuğlalar olur.

Kapak, okurun ilk karşılaşması değil sadece ilk sezgisi, ilk iç sarsıntısıdır. O yüzden görsel bir açıklamaya değil, bir felsefi çağrıya dönüşmelidir. Sembol, burada bir açıklama değil; bir boşluktur. Ve boşluk, düşüncenin en verimli alanıdır.

Bir iskambil kartı, bir gölge, bir yüzün eksik çizgisi… Bunlar sadece imge değil, varlığa dair birer soru önergesidir. Görsel Hangi hakikati eksik bırakıyor? Ben, o eksiklikte çalışırım. Çünkü sanat, tamlıktan değil, eksiklikten doğar.

Ve elbette, her kapak aynı zamanda bir etik sorumluluk taşır. Okura yalnızca estetik bir nesne sunmuyorum; onun zihninde yankılanacak, düşünsel bir boşluk bırakıyorum. Belki de en çok buna inanıyorum: Her iyi kapak, bir cevaptan çok, yeni bir sorudur.

Sanatta kendimi nasıl konumlandırdığım nerede gördüğüme gelirsek: Yada neden sürreal biyografiler…

Ben sanatın gösterişini değil, yükünü taşırım. Sanatım, bir başarı duvarına asılacak madalya olmadı hiç bu; bir hikâyenin sessiz ağırlığıdır. 

O yüzden kalabalıklara konuşmam, bir insanın kalbine eğilirim.Çünkü biliyorum, insan en derinden yalnızken anlatılmaya değer olur. 

Ben resmi, büyük lafların, yüksek cümlelerin üstüne inşa etmedim. Toprağa düşen küçük bir bakıştan, unutulmuş bir anıdan, kırık dökük bir kelimeden yaparım tuvalimi. 

Gözden kaçan, görmezden gelinen, aceleyle geçilen her şey benim malzememdir.

Sanatımın bir sahnesi yoktur.Sergilerim yoksa da olur; Çünkü hayatın özü sessizlikte büyür. Ve sessizlik, her şeyin en derin resmidir. Ben sanatta nerede kendimi konumlandırdığım ile ilgili kafa yormam. Bir hayatı resmederken onu güzelleştirmekle nasıl uğraşmıyorsam, sanatın etikete konu olan kısımları içinde de kendimi sıkıştırmam. 

Özgürüm ve Olduğu gibi çizerim.

Kırıklarını, lekelerini, eksiklerini saklamam.

Çünkü hayat eksikleriyle tamamdır.

Bir yaranın güzelliğini kimseye açıklamak zorunda hissetmem kendimi.

Zamana direnen resimler yapmak isterim.Bugün hemen tüketilip yarın unutulacak resimler değil; baktıkça yavaş yavaş açılan, insanı içinden tutup çeken resimler. Zamanı yavaşlatan işler.

Ben resim yaparken bir şey anlatmam; bir şey taşırım. Bir çocukluk anısının kokusunu,bir yaşlı adamın elindeki titrek sabrı, bir kadının gözündeki suskun kararlılığı taşırım.

Kendimi sanatın merkezine koymam.

Orada her zaman hikâye durur; ben kenarda beklerim.

Gerektiğinde görünmeden, gerektiğinde sadece hafif bir işaretle. Çünkü sanat dediğin şey, bazen sadece bir hatırlamadır:

İlginizi Çekebilir

Bakırhan: Barışın en önemli adımlarından biri geçmişle yüzleşmektir
İBB 5. Dalga Operasyonu: Aykut Erdoğdu ve 2 kişi tutuklandı

Öne Çıkanlar