Bugün artık soru şudur: Suriye’yi kim yönetiyor? Ama daha tehlikeli soru şudur: Hâlâ yönetilecek bir şey kaldı mı? Ülkede savaş yıllarında yaşananlar, geleneksel bir siyasi çatışma değildi; devlet ve toplumu sistematik olarak parçalama süreciydi. Bu sürece aşırıcı gruplar, otoriter projeler ve bölgesel ile uluslararası güçler katıldı. Sonuçta vatan, şiddet deneylerinin, hesaplaşmaların ve ulusal kararın gaspının açık bir sahasına dönüştü.
Terör, yönetim yöntemi olarak Başlangıçtan itibaren terör, bir baskı aracı olmanın ötesine geçerek toplum yönetimi sistemi hâline geldi. El-Kaide ve Cebel el-Nusra kökenli gruplar, kaba bir tekfirci ideolojiyle ortaya çıktı; kölelik, kafa kesme, yakma gibi yöntemleri yalnızca sapma olarak değil, kasıtlı birer korkutma aracı olarak sahneye sürdü. Zamanla bu gruplar, fiili otorite hâline gelerek toplum üzerinde silahla itaat dayattı, korku aracılığıyla kontrol sağladı ve şiddeti dinsel bir maske ile örtmeye çalıştı; ancak bu maskenin ardında hiçbir etik ya da insani değer yoktu.
Heyet Tahrir el-Şam: Çağdaş dini faşizm
Bu bağlamda, Heyet Tahrir el-Şam, dini bir kıyafet giymiş bir Nazi modeli olarak değerlendirilebilir. Tarihî faşizm gibi, başkalarını ortadan kaldırmak, gücü yüceltmek ve gerçeği tekelinde tutmak üzerine kurulu; bu grup da toplumu tekfir ediyor, farklılığı suç sayıyor ve insanı itaatkâr bir nesneye dönüştürüyor. Tutuklama, sözde mahkemeler, geçim kaynaklarının kontrolü, kamusal alanın yok edilmesi; bunların hepsi toplumla ortaklık yerine, baskı ve kontrol materyali olarak işleyen otorite araçlarıdır. Farklılık burada biçimde değil, özde: Korku üzerine kurulu bir iktidar. Alternatif projelerin çöküşü ve kararın bağımlılığı.
Öte yandan, “demokrasi ve halklar kardeşliği” gibi sloganlarla ortaya çıkan Kürt projesi de ulusal bir çerçeveye dönüşemedi. Deneyim gösterdi ki, hangi proje ne kadar ilerici görünürse görünsün, siyasi karar bağımlılığı altında anlamını yitiriyor. Savaşın başından itibaren, ülkenin ortağı olması beklenen birçok kişi, bölgesel ve uluslararası güçlere bağımlı hâle geldi. Uluslararası anlaşmalarla Şam’daki karar anahtarları teslim alınırken, egemenlik elden gitti; artık karar Suriye’ye ait değil, dış başkentlere dağılmış durumda.
Böylece demokrasi ve çoğulculuk kavramları çoğu zaman nüfuz projeleri için bir kılıf hâline geldi; devlet bu koşullarda inşa edilemez, silah gölgesinde yeşermez ve yukarıdan dayatmalarla sağlanamaz. Yaralı bir varlık olarak Suriye Sonuç olarak, Suriye bugün tam bir devlet ya da sağlam bir toplum değil; birden fazla otorite tarafından yönetilen yaralı bir varlık. Her biri kendi hakikati ve meşruiyet iddiasında. Birlikte yaşam tamamen sona ermedi, ancak artık genel bir kural değil, kırılgan ve korku ile adaletsizliğin kuşattığı istisnalar hâlinde.
Suriye trajedisi çeşitlilikten kaynaklanmıyor; aksine çeşitliliğin öldürme ve dışlama için sömürülmesi, vatanın vekâlet savaşı sahasına dönüştürülmesi trajedisidir. Politikadan önce hafıza sorusu En acı soru, müzakere masaları veya arabulucuların bildirileriyle yanıtlanamaz: Kürt aklı — ya da yaşayan herhangi bir Suriye aklı — unutabilir mi? Hafızayı bir kenara bırakıp suçları “dönemin hatası” gibi görebilir mi?
Şeyh Maksud ve Eşrefiye’deki sahneler savaşın kenarındaki olaylar değil, insanı aşağılamak ve anlamı yıkmak üzerine kurulu bir yönetim projesinin özüdür. Müzakere, özünde karşılıklı asgari tanıma ve gelecekte bir ortak olarak diğerini kabul etmeyi varsayar. Peki, cinayeti ilke hâline getiren, korkuyu sistem hâline getiren ve toplumsal hafızayı aşağılamaya açanlarla gelecek nasıl inşa edilebilir?
Sorun, masaya oturmak değil, masanın kendisinde: Kurbanla cellat eşitlenirse, suçlar müzakere kağıtlarına indirgenirse, barış başka bir şiddet biçimine dönüşür ve siyaset zorla unutturmanın kılıfı olur. Uluslar unutmakla değil, tanımakla yükselir; vatanlar açık mezarlar üzerine değil, adalet üzerine kurulur. Ve “nasıl müzakere ederiz” sorusundan önce daha derin bir soru sorulmalı: Kiminle, hangi temelde ve hangi ahlaki bedelle? İnsanlığı kurbanını tanımayan, vatanında ortak olamaz.
Unutmayı isteyen ise suçu tekrarlamayı talep eder, aşmayı değil. Cellatları yaşatmak için bir araç olarak müzakere Müzakere masası, adalet veya hesap sorulmadan kurban ile cellat arasında kurulduğunda, çözüm alanı değil, zamanı yönetme aracıdır. Cellat, uzlaşma peşinde değil; geçici meşruiyet ve sahadaki gücünü daha sessiz ve kurnaz yollarla yeniden üretmek için müzakereye gelir.
Suriye örneğinde, bu süreç Körfez petro-dolar desteğinden bağımsız olmadı; bu destek çoğu kez kalkınma aracı olmaktan çıkıp nüfuz aracı hâline geldi, fiili güçler yeniden paketlendi ve “muhtemel ortaklar” olarak siyasî masalarda yer aldı. Böylece müzakere, suçu sonlandırmanın değil, sürdürmenin örtüsü oldu.
Kürt evini düzene koymak: Tepkiden eyleme
Bu gerçek karşısında, biçimsel olarak müzakereyi reddetmek yeterli değil; Kürt evini içeriden düzene koymak şart. Birleşik ve etkili bir Kürt referansının yokluğu, kararın çoğu zaman dağıtık, tereddütlü veya anlık dengelere bağımlı olmasına yol açtı. Gerçek bir Kürt siyasi referansı oluşturmak artık bir örgütsel lüks değil, varoluşsal bir zorunluluk. Bu, stratejik kararları tepkiyle değil, uzun vadeli çıkar ve tehdit okumasıyla alabilmeyi sağlar. Güç, sadece silahla ölçülmez; kararları birleştirme ve vizyon oluşturma kapasitesiyle ölçülür.
Savunmadan etkiye: Kürt petro-doları
Diğerleri parayı nüfuz aracı olarak iyi kullanabildiyse, Kürtlerin de siyasi projelerini güçlendirmek için petro-doları kullanması hakkı ve görevidir. Ama bu, yolsuzluk veya sadakat satın alma değil; etkili bir Kürt lobisi kurmak, karar merkezlerinde etkili olmak ve bölgesel ile uluslararası sahalarda hakları savunmak için bir araçtır.
Günümüz siyasetinde, yalnızca ahlakla değil, güç dengesiyle yönetilir.Etki araçları olmayan, pazarlık malzemesi olur; taraf olamaz. Kaynakları meşru siyasi nüfuz ve örgütlü söyleme dönüştürmek, savunmadan inisiyatif ve etki pozisyonuna geçmenin şartlarından biridir. Cellatları pekiştiren müzakere masası ile çıkar ve paranın yön verdiği bölgesel gerçeklik arasında seçenek açıktır: Ya başkalarının satın aldığı zamanın esiri kalmak, Ya da bağımsız, birleşik bir Kürt kararı inşa etmek; hafızayı koruyan ve geleceği şekillendiren bir karar, pazarlık edilen değil.








