Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 14 bin sivilin öldürüldüğü Ukrayna savaşı devam ediyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Hamas’ın 7 Ekim saldırısından sonra “muazzam bir intikam” alınacağını söylemişti. O zamandan bu yana İsrail’in saldırılarında 70 binden fazla Filistinli öldürüldü.
BM’nin verilerinin güvenilir olduğuna işaret ettiği Gazze Sağlık Bakanlığı, savaşta 30 binden fazla kadın ve çocuğun öldürüldüğünü açıklıyor.
Sudan’da da iki farklı askeri grup arasında kanlı bir iç savaş devam ediyor. Son birkaç yılda burada 150 binden fazla kişi ölürken, 12 milyon civarında insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Belki bu 2025’teki tek savaş olsaydı, dış dünya durdurmak için daha çok şey yapabilirdi ama değildi.
ABD Başkanı Donald Trump, Gazze’deki ateşkes müzakereleri sonrası İsrail’e doğru giderken uçakta “Savaşları çözmekte iyiyim” demişti.
Gazze’de şu anda daha az insanın öldüğü doğru. Ancak ateşkese karşın, Gazze’deki savaş kesinlikle çözülmüş gibi hissettirmiyor.
Gazze’deki korkunç acı karşısında bunun söylemek kulağa garip gelebilir ama durum şu ki Ukrayna’daki savaş çok çok daha yüksek bir tehlike sinyali veriyor.
Öte yandan Trump’ın Avrupa’ya karşı ilgisizliğini gören Rusya, gelecek yıl, 2026’da, daha büyük bir hakimiyet için bastırmaya hazır ve istekli görünüyor.
Rusya lideri Vladimir Putin geçtiğimiz günlerde Avrupa’yla savaşmayı planlamadıklarını ama Avrupalılar isterse buna “şu anda” hazır olduklarını söylemişti.
Putin, yıl sonu medya buluşmasında da, “Bize saygılı davranırsanız herhangi bir operasyon olmayacak. Sizinkilere saygı gösterdiğimiz gibi siz de bizim çıkarlarımıza saygı gösterirseniz” demişti.
2026 yılı önemli olacak gibi görünüyor.
Zelenskiy, Ukrayna topraklarının büyük bir bölümünü verdiği bir barış anlaşmasını kabul etmeye zorlanabilir.
Peki, Putin’in birkaç yıl sonra daha fazlası için geri dönmesini durdurmak için yeterli garantiler olacak mı?
Bu Ukrayna ve şimdiden Rusya’yla savaştaymış gibi hisseden Avrupalı destekçileri için bu önemli bir soru.
Bu durumda Avrupa, Ukrayna’ya destek için çok daha büyük bir pay üstlenmek zorunda kalacak. ABD zaman zaman tehdit ettiği gibi Ukrayna’ya sırtını dönerse, bu çok büyük bir yük anlamına gelecek.
Peki, savaş nükleer bir çatışmaya dönüşebilir mi?
Putin’in bir kumarbaz olduğunu biliyoruz. Daha dikkatli bir lider Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmekten kaçınırdı.
Yakınındaki isimler, İngiltere ve Avrupa ülkelerini, yere göğe sığdıramadıkları yeni silahlarla haritadan silmek gibi kan dondurucu tehditlerde bulunurken, Putin genelde daha temkinli bir tutum takındı.
Halen NATO’nun aktif bir üyesiyken, Washington’un yıkıcı bir nükleer misillemeyle karşılık vermesi halen Rusya için büyük bir risk. Ama şimdilik.
Çin’in küresel rolü
Çin’e gelince, Şi Jinping, geçtiğimiz günlerde Tayvan’a yönelik doğrudan tehditlerde bulundu.
İki yıl önce dönemin CIA Direktörü William Burns, Şi’nin ülkesinin ordusuna, 2027 itibarıyla Tayvan’ı işgal etmeye hazır olma emri verdiğini söylemişti.
Şi Jinping, Tayvan’ı ele geçirmek için kararlı bir adım atmazsa, bunun kendisini zayıf göstereceğini düşünebilir. Bunu istemeyecektir.
Çin’in bugünlerde, iç kamuoyunda ne olduğuna yönelik kaygılanmak için fazla güçlü ve zengin olduğunu düşünebilirsiniz. Ama öyle değil.
1989’da ülkenin o dönem lideri Deng Xiaoping’e karşı, Tiananmen katliamıyla sona eren isyandan bu yana, Çinli yöneticiler ülkedeki tartışmaları saplantılı bir şekilde izliyor.
2026 birçok yönden önemli bir yıl olacak gibi görünüyor. Çin’in gücü büyüyecek ve Şi Jinping’in büyük arzusu olan Tayvan’ı ele geçirmek için stratejisi netleşecek.
Ukrayna’daki savaş da Putin’in istediği şartlarda sona erebilir. Ve hzır olduğunda, daha fazla Ukrayna toprağını ele geçirmek için geri dönebilir.
Trump’ınsa Kasım’daki ara seçimlerde siyasi gücü azalacak olsa da, ABD’yi Avrupa’dan uzaklaştırmayı sürdürecek.
Avrupa açısındansa görünüm daha kasvetli olamazdı.
Üçüncü Dünya Savaşı’nı, nükleer silahların karşılıklı atılacağı bir savaş olarak kafanızda canlandırdıysanız, bir daha düşünün.
Çünkü bu savaş, büyük bir ihtimalle diplomatik ve askeri manevraların bir birleşimi olacak ve sonunda otokrasi canlanacak.
Sonuçta Batı ittifakının bozulması tehdidini bile gerçeğe dönüştürebilir. Ve bu süreç şimdiden başladı.










