Behice Feride Demir: ‘Namusa’ Dayandırılan Şiddetin Kitabı

Yazarlar

Geçtimiz hafta trajik bir olay yaşandı. Dicle üniversitesi ilahiyat fakültesi öğrencisi olan S.D, aynı üniversitenin bahçesinde kendini asarak hayatına son verdi. Bu olay elbette ilk değil. Farklı şekillerde de olsa, kadın cinayetleri ve bunu tetikleyen şartlar bütünlüğü giderek çoğalıyor. Bu haberi okuduğumda elimde Kürdistanlı  kadınların durumu üzerine yazılmış bir inceleme kitabı vardı. Bu kitap geçmişten bugüne Kürt kadınlarının içte ve dışta karşılaştıkları zorlukların güncel yansımalarını ele alan bilimsel bir rapor da sayılır.

Ne yazık ki namus kavramı, eşitsizlik endüstrisinin kullanışlı bir etiketi olarak her yerde  etkisini sürdürüyor. Bu çelişkiyi çözümleyen toplumlar olduğu gibi, bunu yeterince aşamayanlar da var. 

Körfez Savaşı sonrasında Kürdistan’ın siyasi haritasında yaşanan gelişmeler ve uluslararası sistemle buluşmamız, bu yöndeki eksiklerimizi görme ve telafi etme fırsatı sundu. Kürtlerin dört parçaya bölünmüş sosyal yaşamı, aynı zamanda şiddet, savaş, göç ve sürgünlerle örülü çok katmanlı bir realiteye evrilmiş durumda.

Dr. Nazan Begikhani (Bristol Ün.), Aisha K. Gill (Roehampton Ün.) ve Gill Hague’nin (Bristol Ün.) ortak çalışmasına dayanan ‘Namusa’ Dayandırılan Şiddet – Irak Kürdistanı’nda ve Büyük Britanya Kürt Diasporasında Tecrübeler ve Karşı Stratejiler adlı araştırma, savaşın toplumsal külfetinin yanında kadın mücadelesine eklenen yeni sorunlara da  odaklanıyor. Kitap; Kürdistan’da siyasi sahnenin dışındaki yaşamları, değişen dinamikleri, genç nüfusu, kır ve kent ayrımını, savaş sonrası geçiş dönemlerini, dini otoriteleri ve kadınların iktisadi yaşama geçişlerini engelleyen faktörleri etraflıca inceliyor.

Bu çalışma, ana akım kadın hareketinin yeniden yapılanmayı tartıştığı bir dönemde, fikirlerimizi tazeleme fırsatı da sunuyor. Değişen şartlar bağlamında Kürt hareketlerinin kadın politikalarına dair anlatılarının, artık özgürlük bahşeden imaj ve kadınları mitolojik bir öğeye indirgeyen söylemlerden uzaklaşıp; kadınları siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamda eşit paydaşlar olarak gören kalıcı stratejilere ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Araştırma, Kürdistan ve diaspora arasında gidip gelen Kürt sosyolojisinin şiddet ve şiddeti taşıma biçimlerini 2008–2010 yılları arasında incelemiş ve yazmış. Diasporadaki zoraki evlilikler, artan boşanma oranları, çözülen aile bağları, muhtarlık kültürünü aşmayan dernekleşmeler,  yüzeysel bir nostaljiye sığınma ve toplumumuzun 2000’den bu yana içine girdiği siyasi, dini ve kültürel krizi de gözler önüne seriyor.

Güney Kürdistan Hükümeti’nin çok sınırlı dış politikası ve 2000 sonrası PKK’nin strateji değiştirmesi, diaspora Kürtlerini egemenlerin yönlendirmelerine açık hâle getirirken; diasporanın modernleştirici rolünü ve modernleşme sürecini de kesintiye uğratmıştır. Bu kırılma, ancak Rojava/Kobanê savaşının başlaması ve kazanılmasıyla kısmen tamir edilebilmiştir.

Bu yönüyle Irak Kürdistanı’nda ve Büyük Britanya Kürt Diasporasında Tecrübeler ve Karşı Stratejiler başlığı, Kürdistan’ın dört parçası kadar diasporadaki ailelerin kimi reflekslerini veri temelli analizlerle ele alıyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bristol ve Roehampton Üniversiteleri’nin desteğiyle hazırlanan bu çalışma, üç akademisyenin gözlemleri, saha deneyimleri ve teorik birikimiyle oluşturulmuş. Kitap, İngilizceden Hikmet İlhan tarafından çevrilmiş ve Avesta Yayınları’ndan çıkmış.

Kitabın ana bölümleri ise şu başlıklarla temellendirilmiş:

Birinci bölümde, “‘Namusa’ Dayandırılan Şiddeti Anlamak ve Bununla Mücadele Etmek” başlığıyla şiddetin gizli ve açık değişkenleri güncel örneklerle destekleniyor. Kürdistan ve Kürt diasporasının araştırmanın ana hedefi olduğu sıklıkla dile getirilirken; namus, aile, ataerkil piramit ve geçerliliğini yitirmesi gereken kimi geleneklere dikkat çekiliyor.

İkinci bölümde, “Kesişimsellik ve Farklılık” kavramları etrafında, şiddet ile ataerkil sosyal ilişkilerin tanımlanmasına dair; Kürdistan’dan Londra’ya uzanan örnekler üzerinden farklı milletlerde de yaşanan “namus cinayetleri” karşılaştırmalı olarak incelenmiş.

Üçüncü bölümde, “Bağlam: Irak Kürdistan Bölgesi” başlığıyla, Kürt kadınlarının kendilerine ait bir statüye sahip oldukları yerlerde nasıl yaşadıkları ve karşılaştıkları toplumsal ile yasal engeller detaylıca ele alınıyor. Sağlık, istihdam, siyasi temsil ve cinsiyet rollerinin toplumca nasıl dağıtıldığına dair küresel kıyaslamalar da yapılmış.

Dördüncü bölümde, “NDS’nin Yapısı ve Irak Kürdistanı’nda Kadın Sesleri” başlığı altında; zorla evlilik, taciz, tecavüz, sünnet ettirme, kürtaj, yakma ve yanık olayları, kadın cinayetleri; aile ve çevrenin baskısına kurban giden kadınların tanıklıkları işlenmiş.

Beşinci bölümde, “Namusa Dayandırılan Şiddetin Medyadaki Temsili” başlığı altında; medya aracılığıyla topluma yansıtılan şiddet türlerinin nasıl manipüle edildiği ve toplumsal konumun bu algılar üzerindeki etkileri inceleniyor.

Altıncı bölüm, “Diasporada Namus Cinayetleri ve Kürt Kadınları”, bana göre kitabın en can alıcı bölümüdür. Diasporamızın iç dünyası ve erkek egemen sistemin evrensel tahakkümünü yansıtan örnekler burada işleniyor. Avrupa’da işlenen namus cinayetleri ve buna eşlik eden aile, arkadaş, akraba ağının payı bir hayli ürkütücü. Yine ev sahibi ülkelerin bu olaylara hukuki ve güvenlik açısından yaklaşımındaki yetersizliklere işaret ediliyor.

Yedinci bölüm, “Irak Kürdistanı’nda Hukuk, Politika ve Uygulama Sorunları” başlığı altında; Güney Kürdistan’daki sosyal şartların değişmesi, kadın sivil toplum kuruluşlarının çabaları, hükümet ortaklarının girişimleri, yerel bürokrasinin hantallığı, reformların yavaşlığı, dini otoritelerin gizli etkileri ve kadın kuruluşlarının aralıksız faaliyetlerine dair bilimsel gözlemler paylaşılmış.

Sekizinci bölümde, “Sonuçlar: İleriye Doğru Adım Atma” önerileri kapsamında, “namusun yeniden yapılandırılması” talebi; “Dünya, ‘namus’ adına kadınlara yönelik bu şok edici istismara daha fazla müsamaha göstermemeli. Acı verecek kadar yavaş ve çatışmalarla dolu olsa da değişim kalıcıdır. Artık geri dönüş yok.” Tespitiyle dile getiriliyor.

Son olarak, “Irak Kürdistanı için Eylem Planı” ve “Birleşik Krallık İçin Eylem Önerileri” başlığı altında iki ek bölümde yer alan önlemler ve öneriler dizisi, diasporanın geneli için benzer şartlar içeriyor.

Kuşkusuz, kadınların hem küresel hem yerel ölçekte karşı karşıya kaldığı eşitsizlikler giderek daha karmaşık hâle geliyor. Dört parça Kürdistan’da farklı isim ve kimliklerle süren mücadele artık sınırları aşan bir özgürleşme birikimine sahip. Ancak medeni ölçülerin hâkim olacağı, eşit ve karşılıklı saygıya dayalı bir yaşam için çağdaş bir yol haritası da her zamankinden daha acildir. Asıl olan, mevcut enerjinin kurumsallaşmaya ve kalıcı yasal güvencelere harcanmasıdır.

Yani: “To be or not to be!”

Mesele artık tam olarak bu.

 

İlginizi Çekebilir

Musk, Trump’la yaşadıkları gerilimin ardından yeni parti kurma fikrini ortaya attı
Sibel Özbudun: ‘Kuyu Tipi’ Hapishaneler

Öne Çıkanlar