Geçtiğimiz hafta Dr. Işık İşcanlı ile yaptığım röportaj, bir yanıyla toplumsal psikolojimizi anlamak açısından önemli tanımlamalar içeriyordu. Dr. İşcanlı’nın “Sürekliliği olan (ve katlanarak günümüze gelen) işlenmemiş kitlesel yaslarımız var” sözü, bu tanımlamaların en yakıcı olanıydı.
Gerçekten de Kürtler, yılda sadece iki dini ve bir ulusal bayram kutluyor veya tatil yapabiliyor. Diğer gün ve haftaları ise yas, anma ve yeni olayları protesto ederek geçiriyorlar. Bu durum, Kürdistan meselesi çözüme kavuşmadığı sürece devam edecek gibi görünüyor.
2025 yılı, Şeyh Said ve Azadi hareketinin başlattığı serhildanın 100. Yılı. Yani, yası tutulmayan, acısı hâlâ dinmemiş ve yarattığı travmalarla yüzleşilmemiş koca bir yüzyıl. Son yıllarda Kürt araştırmacıların çoğalması, aile tanıklıklarının kaleme alınması, arşivlerdeki kimi belgelerin deşifre edilmesiyle dönemin siyasal, insani ve kültürel izleri de yeniden kimlik kazanıyor.
Kuşkusuz, öncesinde ve sonrasında sayısız Kürt isyanı var. Ancak Kemalizmi erkenden tahlil eden ve onun jakoben sistemine karşı çıkan Azadi hareketinin varlığı, bu isyanı modern dönem Kürt tarihinde farklı kılıyor. Her ne kadar devlet ve onun ideolojik uyduları Şeyh Said’in sosyal ve dini konumunu kullanarak isyanı küçümseseler de Azadi hareketinin örgütlenme ağı, gizli yapılanması her türlü iddiayı çürütmeye yetiyor. Bu konuda Mehmet Emin Sever’in yazdığı Kürt Tarihinden Bir Kesit – Azadi Örgütü ve Cibranlı Xalid Bey adlı kitap okunmaya değerdir. Kitap, Xalid Bey’e dair bilgiler verdiği gibi Azadi örgütünün çalışma tarzına da ışık tutuyor.
Kuşkusuz, bu isyanın çok farklı sonuçları var. Özellikle Şark Islahat Planı’nın resmî devlet politikası olarak benimsenmesi, Kürdistan’da hayatı felç etmiştir. Ancak Kürtlerin bu isyanı hafızaya, hatıralara ve hikâyelere konu ederek sanatsal bir alana dönüştürmesi, isyana kültürel bir vasıf eklemiştir. Tekniğin olmadığı, bilginin ve politikanın katmerli sansüre uğradığı bir dönemde, insan kaynağına dayalı yapılan bu unutturmama çabası zamanla kendi muhalifliğini, dilini, sözlüğünü, sembollerini, hatta sanat ve sanatçılarını yaratmıştır.
Elbette bunda Şeyh Said’in yaşı, kısmen dini periferisi, ihanete uğraması ve arkadaşlarıyla birlikte göstermelik bir yargılama sonucunda idam edilmesinin de katkısı vardır. Ancak hepsinden önemlisi, Kürtlerin Kemalizmin yaydığı şiddet ve inkârcılığa karşı gösterdiği ruhsal direncin payı daha büyüktür.
Nihayetinde, herhangi bir otorite ve düşünsel mecranın ayakta kalamadığı yıllarda sıradan kitlelerin ve bu kitlelerin duygularına tercümanlık eden şair, melle, dengbêj, derviş ve kadınların hikâyeyi sıcak tutan duruşları, bugünkü kimi sanat eserlerinin ve siyasetin bilinçaltısı sayılır.
Bu konuda elbette dengbêjlik dünyasının özel bir rolü var. Kendine özgü bir dille meseleyi sahiplenen bu usta ve çıraklar, bir nevi siyasi boşluğun duygusal bir savruluşa dönüşmesini engellemiş; yaşananları tarih, toprak, gelenek, ahlak ve kültür farkı gibi kronolojik nedenlerle tarif etmişlerdir. Nihayetinde Mıstefa Xele Heyran’ın başını çektiği, sonrasında Ferzê, Reso, Şakiro, Hüseyno ve Mıhemedê Canşa gibi güçlü dengbêjlerin devam ettirdiği isyan kompozisyonu, dönemin kültürel değerlerine fazlasıyla yansımıştır. Meclislerde, köylerde, düğünlerde, hatta sürgünlerde bile isyan üzerine derlenen stranlar söylenmiştir.
Bir orkestra nizamı ile etrafa yankı yapan bu söylem bütünlüğü, 1960 sonrasındaki teknik ve eğitsel çeşitlilikle beraber başka yazılı metinlere ilham vermiş ve yaşananlar, yeni kuşak Kürt gençliği için mücadele gerekçesi olmuştur.
Bu ikinci dönem, kişi, aile, mekân, zaman ve tarihin Türk egemen yapısının politik ve kültürel dezenformasyonlarından arındırılıp, serhildanın Kürt hareketlerince büyük bir miras olarak kabul görmesinin de önünü açmıştır.
Bugün sanat ve kültür dünyamızda Şeyh Said ve arkadaşları; kılam, roman, şiir, inceleme ve araştırma, anma ve konferanslarla ulusal kimliğin bir yapıtaşı sayılıyor. Laik-mütedeyyin, kadın-erkek, zengin-fakir, sağcı ve solcunun saygı duyduğu ulusal lider mertebesindedir.
Diyarbakır’daki bir evde, Hewlêr’de üniversitede, Brüksel’de bir konferansta ve Mahabad’daki bir salonda resimlerini kolaylıkla bulabiliriz.
Yazımı Malmîsanij’in “Piran” şiiri ile bitirirken; Şeyh Said, Xalid Bey ve serhildanda hayatını yitiren, sürgün edilen, mal mülklerine el konulan ve büyük trajediler içinde yaşamını yitirenleri saygı ile anıyorum.
İyi pazarlar!









