Oktay Candemir: Çözüm süreci, barışmak ve 33 Kurşun Katliamı ile yüzleşmek

Genel

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ortadoğu’da ve özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde büyük bir hareketlilik yaşanıyordu. İran’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurulmasına yönelik girişimler, savaşın doğurduğu siyasi, toplumsal ve ekonomik krizler, savaşa doğrudan katılmayan ancak etkisinden kaçınamayan Türkiye’yi de yeni kararlar almaya zorladı.

Ankara hükümeti için bölgeden gelen haberler iç açıcı değildi. İran’da Kürtlerin bağımsızlık çabası, Türkiye için de ciddi bir tehdit olarak algılanıyordu. Olası bir isyanın Türkiye’ye sıçramasını önlemek isteyen dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ”Doğu Anadolu’daki sınır hattında ilave önlemler” alınmasına karar verdi. Van Valiliği’ne ulaşan istihbaratlara göre, İran tarafındaki bazı Kürt aşiret mensupları sınırı geçerek Türkiye topraklarında faaliyet yürütüyordu. Ancak İran topraklarına geçerek resmi bir askeri operasyon yapılması hukuken mümkün olmadığından, devlete doğrudan bağlı olmayan “gayrinizami bir yapı” aracılığıyla bu kişilere yönelik operasyonlar yürütülmesi kararlaştırıldı.

Fakat bu karardan önce, Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel zaten benzer faaliyetleri başlatmıştı. Tuncel, askeri operasyon için gerekçe yaratmak amacıyla Van Valiliği’ne “Rus askerleri Özalp yakınlarına kadar geldi” şeklinde şifreli bir telgraf gönderdi. Ancak bu mesaj Ankara’ya farklı şekilde iletildi ve “Ruslar Özalp’a girdi” şeklinde algılandı. 

Bunun üzerine Cumhurbaşkanı İnönü, Menemen İsyanı’nı bastırmış ve İstiklal Mahkemelerine başkanlık etmiş olan en güvendiği komutanlardan Orgeneral Mustafa Muğlalı’yı Özalp’e gönderdi. Kaymakam Tuncel ve yerel komutanlar, Muğlalı’yı bölgede bir isyanın başladığına ve İran’daki gelişmelerin Türkiye’ye sıçradığına inandırdı. Kaymakam Tuncel, tutuklamaların yetersiz kalacağını, bazı infazların aciliyet taşıdığını savundu.

Müfettişe Kırbaç Tehdidi

 Orgeneral Muğlalı, kaçakçılıkla suçlanan ancak daha önce serbest bırakılmış 35 kişinin yeniden gözaltına alınmasını emretti. İçişleri Bakanlığı müfettişinin “bu kişiler suçsuz” yönündeki raporuna rağmen, Kaymakam Tuncel’in “bunlar Ruslara istihbarat veriyor” iddiasını dikkate alan Muğlalı, müfettişi “itiraz etmeye devam edersen seni kırbaçlatırım” sözleriyle tehdit etti.

 Muğlalı’nın verdiği emir şöyleydi: “Bu kişilerin hududa götürülerek kendilerinden bilgi alınmasını, İran hududunda çapulcuların geçiş noktalarının öğrenilmesini faydalı buluyorum. Bu adamların her an kaçmaları mümkündür. Askerlerin uyanık bulunması ve gerektiğinde silah kullanmaları şarttır.”

 33 Kurşun ve Menemen Vakası

 1943 yılı Temmuz ayında, sabaha karşı Sefo Deresi’ne (Geliyê Sefo) götürülen 33 Kürt köylüsü diz çöktürülerek kurşuna dizildi. Katliamın ardından “kaçmaya çalıştıkları sırada vuruldular” şeklinde sahte bir tutanak düzenlendi. Ancak infazdan yaralı kurtulan bir köylü İran’a kaçmayı başardı. Yıllar sonra olayla ilgili yaptığı başvurular sonuçsuz kalsa da, Demokrat Parti döneminde TBMM’ye verilen bir soru önergesi ile konu yeniden gündeme geldi.

Burada mevzu Kürt katliamı değildi, muhafazakar Menderes Hükümeti, Menemen olaylarından sonra kurulan Divanı Harp mahkemesinin başkanlığını yapan ve 37 kişiyi idam eden Mustafa Muğlalı’dan bu vesile ile intikam almak istiyordu. Muğlalı İtiraf Etti Orgeneral Muğlalı, emri kendisinin verdiğini itiraf etti ve 2 Mart 1950’de ölüm cezasına çarptırıldı.

Ceza daha sonra yaş ve sağlık durumundan ötürü 20 yıl hapse çevrildi. Ancak Askerî Yargıtay kararı bozdu ve yeniden yargılanmasına karar verildi.

Muğlalı, yeni duruşmalar başlamadan 11 Aralık 1951’de cezaevinde hayatını kaybetti. İsmi Caddelerde, Büstü Genelkurmay’da Katliamın azmettiricisi Muğlalı, bir dönem “Doğuyu eşkıyalardan temizleyen kahraman” olarak lanse edildi. Genelkurmay Başkanlığı bahçesine büstü dikildi, Muğla’da bir caddeye ve iş hanına ismi verildi. 2004 yılında ise, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edildiği 6 Mayıs tarihinde, katliamın gerçekleştiği Özalp’teki askeri kışlaya “Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası” adı verildi.

Kamuoyunun ve mağdur yakınlarının tepkilerine rağmen bu isim 2010 yılına kadar kaldırılmadı. Katliamın yapıldığı Sefo Deresi hâlâ askeri yasak bölge kapsamındadır. Yakınları, mezarları dahi olmayan bu insanlara ulaşamamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti 33 Kurşun Katliamı ile yüzleşir mi?

Böylesi karanlık bir tarihin ardından Türkiye bugün tarihi bir kavşağa geldi. PKK’nin kendini feshi ve silahları yakması ile beraber şartlar yeniden güncelleniyor. Devletin üst düzey bir yetkilisi, 33 Kurşun katliamı için vaktiyle Almanya Başbakanı Willy Brandt’ın yaptığı gibi tarihle yüzleşir ve 33 Kurşun katliamında yaşamını yitirenler için özür dilerse, bu çözüme ve demokrasiye çok büyük bir hizmet olacaktır.

İlginizi Çekebilir

Google kabul etti: 6 Şubat depremlerinde 10 milyon kişiyi uyaramadı
Delil Karakoçan: Değişim; Görece kolay, mutlak zor!

Öne Çıkanlar