*Benim için şiir yazmak; başkalarının acıları, sevinçleri, direnişleri, aşkları, kayıpları, çocuklukları, hıçkırıkları ve kızgınlıklarıyla yeni bir dil kurmaktır. Bu dil ile onlara temas etmek, ruhlarına dokunmak ve küçük bir anlam kıvılcımı bırakmayı hedefliyorum.
*Öldürülen kadınların hikâyeleri toplumsal hafızanın bir parçası olana dek yazmaya devam edeceğim. Benim için yazmak; hem yas tutmak hem de adalet arayışını diri tutmak.
Bu haftaki konuğumuz iki yıla yakın bir zamandır Hollanda’da çeşitli mülteci kamplarında iltica sürecine hazırlanan Sevdi Aycıl. Hollanda’da mülteci olarak yaşayan feminist, şair, aktivist Sevdi Aycıl, zorunlu kamp yaşamının tüm zorluklarına rağmen yazmaya ve kadın mücadelesine devam ediyor.
Baki Karadeniz /Amsterdam
Edebi eselerler üretmeye ve insan hakları alanında mücadele etmeye devam eden kadın aktivist Aycıl ile göç, kadınlık, yazı ve direniş üzerine konuştum.
Hollanda’ya gelişiniz nasıl gerçekleşti? Bu süreç sizin için neler ifade ediyor?
2023’te yaşadığım baskılar nedeniyle Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldım. İlk kampım Dronten bölgesindeydi; burada beş ay kaldıktan sonra yaklaşık on sekiz aydır Amersfoort’ta yaşıyorum. Bu süreçte şiir, öykü ve yazılarıma devam ediyor, aynı zamanda yeni bir dilin içinde kendimi var etmeye çalışıyorum. Kampta dört ay boyunca özellikle kadınlardan oluşan gruplara A1 düzeyinde Hollandaca dersleri verdim. UAF öğrencisiyim ve VVAO (Vereniging van Vrouwen met Academische Opleiding) üyesiyim.
Hollanda’da sivil toplum örgütleriyle iletişimi önemli buluyorum. Arnhem’de beş ay süren Van Vlucht naar Kracht isimli kadın projesine katıldım. Burada kadınlar olarak yeni bir dilde kendimizi ifade etmek, toplumsal cinsiyet rollerini tartışmak, üzerimize yüklenen sorumlulukları aşmak, Hollanda’da kadın olmak, sahip olduğumuz eğitim ve yetenekleri buraya taşımak, yas süreci, entegrasyon, göç ve yalnızlık üzerine oturumlar gerçekleştirdik.
Kapanış konuşmamdan yapılan bazı alıntılar UAF tarafından başka kadınlara ilham olması için yayımlandı. Kampta hâlen toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kadınların kendini tanıması, gerçekleştirmesi ve bilinçlenmesi için çabalıyorum. Ayrıca insanların ırk, dil, din ve etnik köken ayrımı yapmadan birlikte yaşaması gerektiği konusunda görüşmeler yapıyor ve buna öncülük etmeye çalışıyorum. Burada senaryosu bana ait olan iki tane kısa film ve kadın cinayetleri ile ilgili çok dilli ( Kürtçe, Türkçe, Çince ve İngilizce) bir videom var.

Yazılarınızda özellikle kadın mücadelesi ve toplumsal cinsiyet temaları öne çıkıyor. Bunu biraz açar mısınız?
Evet, çünkü ben de bir kadın olarak varoluş mücadelesinin içinden geliyorum. Hatay/ Antakya doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. 2005 yılından itibaren öğrenci mücadelesi, ulusların kendi kaderini tayin hakkı, kadın mücadelesi ve kadın cinayetlerini durdurmaya yönelik birçok alanda aktivist olarak çalıştım. Şiir, öykü ve denemelerim Sancı Kültür Sanat, Ekmek ve Gül, Sanat ve Hayat, BirGün gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Toplumsal cinsiyet eşitliği, toplumsal adalet, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri üzerine yazılar yazdım. Ayrıca kadın cinayetleri, özsavunma ve kısa skeçlerden oluşan sahnelenmiş metinlerim de bulunuyor. Yazdıklarım, toplumsal yaşamın içinde bireyin taşıdığı izleri yansıtır. Dil benim için bir varoluş alanıdır; kendimi yazarak var ediyorum. Kimlik, köken, kadınlık, göç ve varlığın felsefesi oluşumu temalarını işlediğim birçok şiir ve yazım var.
Benim için şiir yazmak; başkalarının acıları, sevinçleri, direnişleri, aşkları, kayıpları, çocuklukları, hıçkırıkları ve kızgınlıklarıyla yeni bir dil kurmaktır. Bu dil ile onlara temas etmek, ruhlarına dokunmak ve küçük bir anlam kıvılcımı bırakmayı hedefliyorum. Öykülerim genellikle görünmeyeni göstermek, karanlıkta olana ışık tutmak ve özellikle kadın öykülerini anlatmak üzerine kuruludur.
Eserlerinizde sık sık kadınların yaşadığı şiddet, kayıplar ve direnişlerden bahsediyorsunuz. Bunun kişisel bir arka planı var mı?
Elbette var. Sokak ortasında reddettiği erkek tarafından öldürülen yakın arkadaşım Nurcan için yıllarca “Nurcan için adalet, herkes için adalet” diyerek sokak ve hukuk mücadelesi yürüttüm. Suruç sınırında devlet şiddetiyle öldürülen Kader Ortakaya için de, dünyanın bir başka ülkesinde(Ülke adı vermek gerekirse: Hollanda’da) kocası tarafından öldürülen göçmen kadın için de…Depremde ölen kadınlar için de… Onların hikâyeleri toplumsal hafızanın bir parçası olana dek yazmaya devam edeceğim. Benim için yazmak; hem yas tutmak hem de adalet arayışını diri tutmak.
Önümüzdeki dönem için hedefleriniz neler?
Şu anda farklı uluslardan kadınların hikâyelerini dinliyor ve yazıya döküyorum. Bu çalışmayı iki dilde( Hollandaca ve Türkçe) kitap haline getirmeyi istiyorum. Sakine Cansız’dan Simone de Beauvoir’a kadar tüm kadınların mücadelesine ışık tutacak, onların yaşadıklarını, anılarını, hayatlarını ve fikirlerini anlatan sözcüklerden oluşan bir kent kurmayı hayal ediyorum.
Bu kenti her dilden kadın ve insan gezebilsin; onların öykülerine, mücadelelerine, acılarına ve sevinçlerine tanıklık edebilsin; sokaklarında dolaşabilsin; kaldıkları yerden devam edebilsin; saçlarını yeniden tarayıp rüzgâra savurabilsinler diye…
Dünya üzerinde cinsiyet belası yüzünden “öteki” olmaya mahkûm edilmiş bütün kadınlar özgür kalana dek yazmayı sürdüreceğim..









