:
Önce bilgi, sonra yorum. Bilginin doğruluğu kanıtlanmış olacak. Bizde, devlet, Cumhuriyet, Atatürk hakkında çok fazla bilgi var. Yorumlar da genellikle hep aynı. Ama hepsi hakikaten doğru mu?
*
Gramsci, ‘’ideolojik egemenlik’’ kavramını geliştirmişti. Egemenlerin ideolojisi, kaçınılmaz olarak toplumdaki egemen ideoloji oluyor. Devlet her zaman her yerde, aile, okul, polis, mahkeme, medya gibi bütün ideolojik araçlarını kullanarak kendi işine gelen resmi görüş ve tutumları önce üretiyor sonra da topluma empoze diyor. Zorla, ikna ederek, yalanla dolanla, manipülasyonla iktidar, gerçekle ilgisi olsun olmasın, kendi çıkarlarına uygun görüşleri toplumun geniş bir kesiminde egemen kılıyor. Bu görüşleri eleştiren/sorgulayan/tekzip etmeye çalışanları da susturuyor cezalandırıyor. Eğitim zayıf ya da gerici olduğunda, kültürün de demokratik olmadığı toplumlarda iktidarın bu resmi zihniyeti/ideolojiyi/politikaları yaygınlaştırması hatta kökleştirmesi daha kolay oluyor.
Galat-ı meşhurlar, yani doğru bilinen yanlışlar bu tür toplumlarda çok popüler, çok etkin. Bu deyim salt kelimelerle sınırlı değil. Kavram, fikir, görüşleri de içeriyor. Bir çok insan da okumadan, sorgulamadan, anlamadan, çoğunluk öyle düşünüyor diye sürüye katılıyor. Ayrıca bu tür toplumlarda muhalif olmak zordur, bedeli ağırdır. Hapse atarlar, sürgüne ya da mezara gönderirler.
Değerli arkadaşım Erdoğan Aydın’ın son kitabı “Yanlış İliklenen Düğme: Geçmişle Gelecek Arasında Cumhuriyet”de Çerkes Ethem bölümü ilgimi çekti.
Sevan Nişanyan’ın ‘’Yanlış Cumhuriyet’’ başlıklı kitabı önemli. Ayşe Hür’ün Öteki Tarih dizisi de, bilgi ve belgelere dayanarak okura yeni ve farklı perspektifler sunuyor.
Erdoğan’ın kitabı henüz elime geçmedi. Ama sağolsun yazar, 35-40 sayfalık o bölümü gönderdi. Okudum. Evde, okulda, sokakta, dost sohbetlerinde Çerkes Ethem hain olarak bilinir değil mi? Oysa ki Erdoğan, bu ithamın doğru olmadığını somut olarak, tarihi gerçekler, dönemin yetkili şahsiyetlerinden alıntılarla çok iyi kanıtlamış. Çerkes Ethem anılarını kaleme almış ve yayınlamıştı. T.C’nin resmi hikayesinin anlatısı ve bizzat lideri tarafından yazılan Nutuk, bu konuda iki önemli belge. Ama aynı olayları M.Kemal ve Çerkes Ethem tamamen farklı hatta zıt şekillerde anlatıyor. Dönemin önemli aktörlerinden İsmet İnönü özellikle de Ali Fuat Cebesoy’un konuya ilişkin açıklamaları, ayrıca Hasan İzeddin Dinamo’nun anlatısı, Çerkes Ethem’i doğrular nitelikte.
Çerkes Ethem, henüz ‘’Kurtuluş’’Savaşı döneminde Mustafa Kemal’in bencil, yanlı, üstelik yanlış tek adamcılığına hem de savaş alanında, Yunanistan Ordusunun işgal döneminde muhalefet etmiş bir şahsiyet.
Yapay Zeka değil ama İnternet, okumalarımızı zenginleştiriyor. Ben kitap okurken, takıldığım yerlerde, karşılığını bilmediğin sözcüklere rastlayınca cep telefonundan İnternet’e girip hemen ek bilgi alabiliyorum. İnternet’in bir başka yararı ise şöyle belirtilmiş: Eskiden birinin hıyar olduğunu sadece yakın çevresi bilirdi. Şimdi bu bilgiyi gizli tutmak mümkün değil. Hıyarlık bilgisi hemen kamusal alana yayılıyor.
Fransa’da bizdeki E.Özkök’ün muadili Jean-Pierre Elkabbach adında bir gazeteci vardı. 522 sayfalık anılarını (Belleğin Kıyıları) yeni bitirdim. Fransa’da lise (1972) ve üniversite öğrencisi iken (1974-78) iken hatta daha sonra Paris’te Gazetecilik Okuluna (1983) gittiğimde hep ekrandaydı. Ana haber bülteni sunucusuydu. Kitap, döneminin medya manzarasını gayet iyi, ayrıntılı, farklı yorumlarla anlatıyor. Sağcı bir adam. Sağcı Cumhurbaşkanlarıyla arası çok sıkı fıkı. Hatta onlarla birlikte ailece yaz tatillerine filan çıktığını hafif kasılarak anlatıyor. Megaloman oluyor böyleleri. Fransız medya dünyasını değiştirdiğini yazmış. Hatta Putin’le Trump’u kendisinin bir araya getirdiğini iddia edecek kadar da cüretkar.
Tesadüf, bir gece You Tube’da dolaşırken Elkabbach’la ilgili onlarca videoya rastladım. Kitabı henüz bitirmemiştim ama bu videolar ilgimi çekti. Çünkü o kliplerde anı kitabında hiç sözü edilmeyen olaylar, programlar ve yazılar gündeme geliyordu. Elkabbach’ın mesai arkadaşları, piyasadaki rakipleri adamı yerden yere vuruyordu: ‘’O sadece iktidara yakın bir gazeteci değildir. Bizzat kendisi de iktidarı çok sever’’ ya da ‘’İş yerinde acımasızdır. Sertliğini, altında çalışanlara karşı acımasızlığını mükemmeliyetçilikle savunmaya kalkışır’’… vs….
Ders çıkardım, herkese öneririm. Herhangi bir kitabı ya da metni okuduktan sonra mutlaka İnternet’e girip yazar ve konuyla ilgili olumlu olumsuz yankı, tepki ve yorumları okumaya çalışın. Kitabı/metni daha iyi kavrayacaksınız.
Elkabbach, anılarını esas olarak bilgi ve tecrübelerini gelecek kuşaklara iletmek üzere kaleme almamış. Kendini parlatmak, olumsuz yanlarını gizlemek üzere hatırat yazmış. Kendisi belki meşhur ama kitabı galat-ı meşhur fuarına benziyor.
Taner Akçam geçenlerde Selanik’deydi. Oturduk uzun uzun sohbet ettik. Ermeni Meselesi hakkında bir sürü şey öğrendim. 1926 yılında Los Angeles Examiner gazetesinde yayınlanmış bir Mustafa Kemal söyleşisi var. İzmir Suikastı sanıklarının yargılandığı dönemde yayınlanan Cumhurbaşkanının bu söyleşisinin başlığı ‘’Kemal, Türkiye’de daha çok sayıda siyasi karşıtının idam edileceğini söyledi’’. 1926, aynı zamanda Lozan’da imzalanmış olan Türk-Amerikan Andlaşmasının Amerikan Kongresinde onaylanma sürecine denk düşüyor. Mustafa Kemal sözkonusu söyleşide, İttihat Terraki’yi de iç düşman olarak değerlendiriyor. Daha da ilginci İTC’nin ‘’Bizim milyonlarca Hıristiyan kulumuzu kitlesel olarak evinden barkından edip katlettiğini’’ söylüyor. Bu bölüm ‘’Atatürk soykırımı kabul etti’’ şeklinde değerlendirilince, resmi Türk tarihçileri söyleşinin sahte olduğunu, hatta söyleşiye imzasını koyan Karl Emil Hildebrand adında bir gazetecinin var olmadığını öne sürdü. Çankaya Köşkü resmi zabıtlarında da Atatürk’ün bu gazeteciyle görüştüğü yolunda bir kayıt bulunmuyor.

Son derece parlak bir CV’si bulunan Prof. Türkkaya Ataöv (Kimsenin adı ve soyadı ile gırgır geçilmez ama bu beyefendi insanı hakikaten kışkırtıyor), Ermeni uzmanı olarak tanınıyor, bu alanda 78 kitap yazmış. Sözkonusu söyleşi hakkında tamamen inkârcı bir yaklaşımla söyleşinin sahte olduğunu, Ermeniler tarafından kurgulanıp yayınlandığını iddia ediyor. Bu iddiasını kanıtlayacak bilgi belge yok ama çok güçlü bir inanç var Ataöv’de. Öne sürdüğü gerekçeler daha çok ihtimal ve komplo teorilerine dayanıyor. İngiliz akademisyen Philip M.Pedley (Çok derin araştırdım ama komşusunun teyzesi Ermeni değilmiş!) ‘’The Atatürk İnterview’’ başlığıyla 78 sayfalık bir eser yayınladı. 2018’de yayınlanan bu kitap ne hikmetse Türkçeye tercüme edilmemiş. Sağolsun Taner gönderdi bu metni bana. Pedley, yüzbir belge ve kanıta dayanarak Ataöv’ün bütün tezlerini berhava ediyor. Bu araştırmada, Cumhuriyet’in kuruluşundan İzmir Suikastine kadar olan dönemde Mustafa Kemal’in idare tarzına, siyasi strateji ve taktiklerine ciddi bir şekilde muhalefet eden kişi ve akımlardan söz ediyor.
2-3 yıl önce Arnavutluk başkenti Tirana’ya gitmiştim. Eskiden Maocu olduğum için merak ediyordum. Merak kediyi öldürür. Enver Hoca’ya karşı, bizim o zamanlar hiç bilmediğimiz ciddi bir liberal-demokrat muhalefet varmış. Hatta bu muhalefet o kadar büyükmüş ki Enver Hoca, bunları kent dışında kurulmuş iki büyük kampa göndermiş. İdam edilenlerin fotografları bugün kent merkezindeki yeraltı müzesinde duvarlarda asılı. Pedley’nin kitabındaki M.Kemal muhaliflerini öğrenince kendimi Tirana’da sandım.
Hakiki demokratik bir devlet (Pardon olabilir mi böyle bir şey? Olur. Oksimoron!) geçmişini tüm olumsuz ve olumlu yönleriyle birlikte kabul etmeli ve eğitimde, toplumsal hayatta bu yaklaşımı yaygınlaştırmalı. Vatan Millet Sakarya diye diye Vatan satıldı, Millet aç biilaç, depremzede Sakarya da çevre kirliliğinin kurbanı oldu.
Kocaman bir yalanlar duvarı kurulmuş. Türk Seddi. Her bir tuğla galat-ı meşhur.
Çok da dert etmeyelim yahu…
Resmi kalıplar buz gibidir/ Yaz uzun sürerse eriyip gider.
(SON/RD)









