Türkiye’de CHP’ye yönelik son operasyonlar, yalnızca bir partiyi hedef almıyor; aynı zamanda demokrasiyi ve hukukun bağımsızlığını hedef alan sistematik bir müdahalenin parçası. CHP, bu kez hedef tahtasına oturtularak demokratik düzenin temeline darbe vuruluyor.
2 Eylül 2025’te İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2023’te yapılan CHP İstanbul İl Kongresi’ni iptal etti. Mevcut il başkanı ve yönetim görevden alınarak yerine beş kişilik bir kayyım heyeti atandı; bu atama, Türkiye’de siyasi partilere kayyım atanmasını öngören hiçbir yasal dayanağa sahip değil. Mahkeme, hukuku eğip bükerek bu kararı aldı.
Bu karar, seçmenlerin tercihini yok sayıyor ve örgütlenme özgürlüğünü ciddi şekilde zedeliyor. CHP’nin en büyük örgütü olan İstanbul, mahkeme eliyle kilitlendi; ilçelerdeki kongreler askıya alındı ve parti içi demokrasi sekteye uğradı. Oysa siyasi partilerin özgürce kongre yapabilmesi, demokratik rekabetin temel taşıdır.
Bu operasyon, tek başına bir olay değil. 2024’ten bu yana CHP’li belediyelere yönelik peş peşe operasyonlar düzenlendi. Rüşvet, ihaleye fesat ve terör bağlantısı gibi suçlamalarla yüzlerce kişi gözaltına alındı, en az on dört belediye başkanı tutuklandı. Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun tartışmalı suçlamalarla gözaltına alınıp tutuklanması, yılların en büyük protestolarını tetikledi ve piyasalarda ciddi dalgalanmalara yol açtı. Şimdi de İstanbul il örgütüne kayyım atanarak CHP’nin sahadaki gücü engellenmeye çalışılıyor.
Zamanlama da tesadüf değil.
İstanbul’daki kongre iptali, Eylül 2025’te görülecek CHP Kurultayı davasından hemen önce geldi. Böylece partinin örgütü ve Genel Başkan Özgür Özel aynı anda yargı gündemine taşındı. Bu, demokratik rekabetin ruhuna tamamen aykırı bir tablo yaratıyor. Bu operasyonların iki temel nedeni öne çıkıyor: İlki, barış meselesi. Kürt sorununda çözüm ve barış arayışları, yıllardır demokratikleşmenin anahtarı olarak görülüyor. İktidar, barışı kendi varlığına tehdit sayıyor. DEM Parti’ye ve önceki partilere uygulanan kayyım, baskı ve tutuklamalar, şimdi CHP’ye yönelerek muhalefeti susturma taktiğini genişletiyor.
Çünkü muhalefet güçlendikçe ve farklı kesimler yan yana geldikçe, barış ihtimali de güçleniyor. CHP’ye yapılanlar, bu ihtimali boğmayı amaçlıyor. İkincisi, İstanbul. Erdoğan’ın “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözü hâlâ geçerli. CHP’nin arka arkaya üç seçimde İstanbul’u kazanması, iktidar için hazmedilemeyen bir kayıp. İstanbul, sadece bir şehir değil; devletin kaynaklarının, büyük ihalelerin ve örtülü bütçelerin merkezi. Yıllarca cemaatler ve iktidara yakın yapılar bu kaynaklarla beslendi. CHP’nin İstanbul’u yönetmesi, bu ağların çözülmesi demek.
Operasyonlar, CHP’nin elini kolunu bağlayarak İstanbul’u yeniden iktidarın kontrolüne alma çabasıdır. DEM Parti’ye 2016’dan beri uygulanan baskılar herkesin gözü önündeydi. Ancak aynı yöntemlerin CHP’ye yönelmesi, iktidarın hiçbir sınır tanımadığını gösteriyor. Bu, sadece CHP seçmenini değil, toplumun her kesimini rahatsız ediyor. Çünkü mesele artık bir parti meselesi değil; seçme hakkı ve demokratik düzen hedef alınıyor. Gerçek demokrasi, halkın seçtiği temsilcilerin özgürce görev yapmasıyla mümkün olur.
Partilerin kongrelerini engellemek, belediye başkanlarını dosyalarla sindirmek ve yargıyı muhalefeti felç etmek için kullanmak, hukukun üstünlüğünü yok saymak demektir. Hukuk, artık halkın haklarını koruyan bir kalkan değil, iktidarın rakiplerini bastırdığı bir silaha dönüştü. İktidarın amacı açıktır: İstanbul’da CHP’yi etkisiz bırakmak, Özgür Özel’i tartışmalı hâle getirmek, Ekrem İmamoğlu gibi güçlü figürleri saf dışı etmek ve belediyelere operasyonlarla muhalefeti korku içinde tutmak.
Bu, hukukun siyasallaştırılmasının ve demokratik kuralların hiçe sayılmasının en açık örneğidir. Dün DEM Parti’ye ve geçmişteki partilere yönelik anti-demokratik uygulamalara karşı birleşseydik, bugün CHP’ye yönelen bu baskılar belki de olmayacaktı. Bu saldırılar, hepimizin ortak geleceğini tehdit ediyor. Sokakta, sandıkta ve her platformda dayanışma içinde irademize sahip çıkmalıyız.
Demokrasi ve barış için sesimizi yükseltmezsek, yarın başka bir parti veya kesim hedef alındığında kimse kendini güvende hissedemez. Mesele artık bir parti meselesi değil, memleket meselesi. Ülke, otoriter bir karanlığa sürüklenebilir; buna izin verilmemelidir…










